Uçan Haşereler

"Bilimsel , Teknolojik ve Ekonomik Çözümler ile Haşere,Böcek,Kemirgen,Sürüngen,Kuş Gibi Halk Sağlığına; Zarar Veren Tüm Vektör Sorunlarına Son Veriyoruz"

Ana Sayfa Mücadele Ürünleri Genel Mücadele Haşereler

Halk Sağlığı

OTAŞ ©

 

 

 Ana Sayfa Mücadele Ürünleri Genel Mücadele Haşereler

 

 

Vektörler ile Mücadele Uzmanlık Gerektirir !!!                  haşere  biyolojisi, uygulama  teknikleri, sağlığa  etkisi  bilgileri  yanında  Güvenilirlik  ve  Garanti  aramak  gerekir. Bu  yeterliliğe  de  ancak  halk  sağlığı  dalında  Tecrübesi  olan  kuruluşlar  verebilir... !!!!                        OTAŞ                                       Tel: 0312   4918791

    TCMB   

Bugün:  

 

OTAŞ Endüstri ve Ticaret

Osman TAŞPINAR

İlkbahar mh. Ukrayna Cd. 591 Sk. No: 7  Çankaya/ANKARA

Tel : 0 312 4918791

Fax : 0 312 4919095

Gsm: 0532 2111364

E-Mail : ebilgi@gmail.com

Ankara ili dışında subemiz yoktur Ürün talepleriniz Kargo ile gönderilir.

Aynı İçerikli Web Sitelerimiz:

Google

Web
www.osman.com.tr
www.otas.com.tr
www.otaş.com.tr

 
 
  UÇAN HAŞERELER


 

"KARASİNEK"

BİYOLOJİSİ: 0.5-1 cm boyunda siyah gri renktedirler. Çöp ve gübre gibi nemli organik madde bulunan yerlere 100-150 tanesi yığın halinde yumurtalarını bırakır. Çıkan larvalar organik maddelerle beslenir ve sıcak havada ortalama 7-8 günde sinek olarak uçar. Çok çabuk ürerler. Her türlü gıda ve çöp artıklarıyla beslenirler ve ortalama 3 km uçarak çevrede insanların yaşadığı her yeri istila ederler ve vucutlarında çok çeşitli hastalık mikropları taşıdığı için her dolaştığı şeye mikrobu bulaştırırlar. Zira her 5 dakikada bir gezdiği yerlere dışkı bırakırlar.

"Kolera, Diare, Dizanteri, Hepatit, Çocuk Felci, Gıda zehirlenmeleri, Selmonellosis, Verem gibi hastalıkları bulaştırır."


KARA SİNEK'ler insanlarla iç içe yaşarlar ve kendi içlerinde bir aile oluştururlar.(Özellikle Musca,Famma,Muscina ve stomoxys türleri).Lavra ve pupaları hayvan ölüsü ve canlı hayvanda büyüyen Chrysomya,Calliphora,Lucilia ve yumurtalarını et ve et ürünleri üzerine bırakan sarcophaga gibi pek çok türleri vardır.kara sinekler kokuya çok hassastırlar.et ve meyva çürüklerinde sürü oluştururlar.Aynı zamanda ısıyada çok duyarlıdırlar ve sık sık bulundukları çalılıklarda veya bitkilerin yapraklarının gölgesinde dinlenirler.Beslenme yerleri hayvan ve insan artıkları ve geniş çapta da insan ve hayvan dışkılarıdır.Genel olarak çöplük ve lağım birikintileri bu sinekler için ideal beslenme yerleridir. KARASİNEK'lerde Yapılan deneysel ve epidemiyolojik çalışmalar göstermiştir ki bu sineklerin pis artıklarla,pis beslenme alışkanlıkları yüzünden vücutlarının gerek iç yapısında,gerek dış yapısında patojen mikroorganizmaları (Virüsler,bakteriler,protozoalar,helminth yumurtaları gibi)barındıkları saptanmıştır.Gündüzleri yiyecek temin edebilecekleri yerlerde yaşayan bu sinekler,geceleri dinlenmek için eşyaların kenarlarında,iplerde,tellerde ve tavanlarda konaklarlar.Karasinekler ısı ortalamasının yüksek olduğu zamanlarda geceleri dışarıda bine yüzeylerinde,çitlerde veya parmaklıklarda,ağaçlarda ve çalılarda dinlenirler.Ev sinekleri genellikle evlerde yaşarlar fakat esas kaynakları çöplükler ve hayvan barınaklarıdır.Şehir dışındada bu gibi yerlerde yaşayan ev sinekleri ulaşım araçlarıyla şehir içlerine taşınırlar.Bir karasinek yumurtadan 1 gün sonra lavra olarak çıkar ve 7 günde pupa dönemine gelir.Pupa döneminden'de 2-4 gün arasında yetişkin hale gelir ve 10 gün sonra yumurtlamaya başlar.Yumurtalarını çöp ve lağım birikintileri,hayvanlar ve hayvanların yaşadıgı yerlere,beslendikleri alanlara bırakırlar.Larva ve pupalar buralarda beslenerek gelişir ve yetişkin hale gelirler.

KARASİNEKLER (HOUSE FLIES)

ÜREME ALANLARI (BİOTOPLARI);

bullet Her türlü besin artıkları ve bunlardan oluşan çöplükler,
bullet Hayvan bakım yerleri ve hayvan dışkılarından oluşan gübrelikler,
bullet Açık lağım,kanalizasyon bağlantısı olmayan tuvaletler,
bullet  Açıkta rastlanan insan ve hayvan dışkıları
bullet Hayvan leşleri,
bullet Gıda ve deri ile ilgili sanayiden dökülen artıklar,
bullet Mezbaha ve hayvan kesim yerleri

Balık pazarları, semt pazarları, piknik yerleri.

KARASİNEK YUMURTALARI;

Bir defada 100-150 adet yumurta bırakırlar.Ortam sıcaklığı;

KARASİNEK LARVALARI;

    3 Kuşaktan meydana gelir.Ortam sıcaklığı;

  1. 20-27C..........3-4 gün
  2. 15-20C..........7-10 günde gelişir.

KARASİNEK PUPALARI;

    Kuru ortamda gelişir.Ortam sıcaklığı;

  1. 20-27C..........3-5 gün
  2. 15-20C..........7-14 günde gelişir.

KARASİNEK ERGİNLERİ;

bullet 20-27C..........12-24 saatte yumurta gelişir
bullet 15C altında , 40C üstünde yumurta gelişmez.
bullet Çok kuru ve çok sulu ortamda yaşayamazlar.
bullet 40-50 gün yaşarlar,
bullet 5-6 defa yumurta bırakırlar,
bullet Yumurtadan ergine kadar gelişme dönemi: Ortam sıcaklığı;

    16C..........49 gün
    20C..........20 gün
    30C..........10-12 gün

KARASİNEKLERİN ARACI OLDUĞU HASTALIKLAR;

bullet 40' tan fazla hastalığın etkenlerine Mekanik Vektörlük yaparlar;
bullet Kolera-Para Kolera
bullet Tifo-Para Tifo
bullet Çocuk yaz ishali
bullet Trahom
bullet Basilli ve amipli dizanteri
bullet Tüberküloz
bullet Bruselloz (Malta ateşi)
bullet Çocuk felci
bullet Miyaz
 
bullet

KONTROL ÖNLEMLERİ:


Çöp ve gübreleri muntazam kaldırmak ve bunların üzerine üremeyi önlemek için larvasit atmak.

Uçan haşerelerin eve girmesini önleyici pasif tedbirler almak (tel sineklik, cızz türü sinek yakalayan cihaz yakmak gibi)

Profesyonel sevise başvurup üreme yerleri ve uçkun mücadelesi için yardım almak gerekir. Ayrıca sineğin çok girdiği kapalı alana kalıcı etkili uygulama yapılarak 25-30 gün süreyle gelen sineklerin devamlı ölerek yoğunluğunu çok düşürmek de mümkündür.

bullet Cadde ve sokaklar,Pazar yerleri günlük olarak temizlenmeli
bullet Çöpler ağzı kapalı olarak naylon çöp torbalarında biriktirilmeli
bullet Belediye kuruluşları tarafından çöplerin gece toplanması temin edilmeli
bullet Boşaltılan konteynırlar yıkanmalı
bullet Çöplerin üzeri toprakla kapatılmalı
bullet

Sayfa Başına Dön

 

SİVRİSİNEK'LER

BİYOLOJİSİ: Anofel ve Küleks olmak üzere iki ana gruba ayrılır ve birçok türleri vardır. Temiz,sıcak, serin, kirli her türlü su birikintilerinde ürerler, Yumurtalarını su birikintilerine tek tek ve grup halinde bırakırlar. Larva ve Pupa (kurtçuk) döneminden sonra uygun ısıda 8-9 günde ergin sinek haline gelir. Dişileri yumurtlamak için canlı kanı emmek zorundadır. Bu sebeple insanları çok rahatsız ederler. Nemli ve loş ortamlarda barınırlar. Geceleri faaliyet gösterirler. Erkekleri meyve ve bitki özsuyu ile beslenirler. En az 3 km uçarak ürediği yerin çok geniş mesafelerine kadar yayılırlar ve canlıların yaşadığı ortamda yoğunlaşırlar.


Anofeller Sıtma hastalığını yaymada rol oynar. Ayrıca Fil hastalığı, sarı humma, Nil humması, Beyin iltihabı gibi hastalık yayılmasında da önemli rolleri vardır.

Bir sivrisineğin çok çabuk kan emebilmesi hayati bir öneme sahiptir. Bunun için de sivrisineğin kan emme sistemi, kanın yapısı ile % 100 uyumlu olmalıdır.

Kanın akışkanlığı, çoğu sıvıdan farklı olarak içinde aktığı tüpün çapına bağlı olarak değişir. Büyük çaplı tüplerde alyuvarlar kan sıvısı içinde rastgele dağılarak rahatça hareket edebilirler. Ama milimetrenin onda birinden küçük çaptaki tüplerde kanın akışkanlığı düşmeye başlar. Çünkü bu çaptaki borularda kan hücreleri yassılaşarak tüpün merkezinde yoğunlaşırlar. Milimetrenin "yüzde birinden küçük" çaplı borularda ise kanın akışkanlığı en az miktarda gerçekleşir. Çünkü kan hücres_dogadaki_muhendislikinin çapı borununkine yaklaşmıştır ve kan emmek, bir kamışla bezelyeleri emmek kadar zorlaşmıştır.

İşte bu noktada kan emerek beslenen canlıları incelediğimizde şaşırtıcı bir uyumla karşılaşırız. Sivrisineklerin ve diğer kanla beslenen canlıların emme borularının çapı milimetrenin yüzde birinin altına düşmez.Bu sayede bu canlılar kan emerken hiçbir zorluk çekmezler.

Bu konuda istisna olmaması ve aynı mükemmelliğin kan ile beslenen bütün canlılarda olması dikkat çekicidir. Tüm böcekler kan hücrelerinin çapını ölçmüş ve ona göre bir boru dizayn etmiş olabilirler mi? Yoksa çeşitli denemelerde bulunmuş ve bu denemeler sonucunda kan hücrelerinin geçebileceği kadar geniş ama aynı zamanda da hücrelerin hareket kabiliyetlerini kısıtlamayacak kadar küçük bir boru tespit etmiş olabilirler mi? Eğer böyle ise ilk başta hata yapmış olanlar, soylarını yok olmaktan kurtaracak bu tecrübeyi sonraki nesillere aktarmayı nasıl başarmış olabilirler?

Elbette bunlar gerçekleşmesi kesinlikle mümkün olmayan ihtimallerdir. Öncelikle bir böceğin başka bir canlının vücut yapısından, bu canlının damarlarında kanın dolaştığından, bu kanın içinde çeşitli hücrelerin bulunduğundan, bu hücrelerin kanın akışkanlığını etkilediklerinden haberdar olması gibi bir durum söz konusu değildir.

Bir kitapta ya da dergide sivrisineklerin vücut yapılarının tam kan emmeye uygun niteliklerde olduğuna dair bir haber okuduğunda normal akla sahip bir insanın aklına asla böyle ihtimaller gelmeyecektir. Bunu böceğin bir gün kendi kendine keşfettiğini de düşünmeyecektir. Çünkü bu uyumun tesadüfen oluşamayacağı akıl sahibi her insanın takdir edebileceği kadar açıktır.

Kaldı ki sivrisineğin kan emebilmesi için, kan hücrelerinin geçebileceği büyüklükte bir borusunun olması da tek başına yeterli değildir. Her şeyden önce kanı boru içinde hareket ettirecek bir kuvvete, dolayısıyla bu kuvveti ortaya çıkaracak bir sisteme de ihtiyaç vardır. Sivrisineklerin kafalarının içinde kaslar ve bu kaslar kasıldığında genişleyen boşluklar vardır. Kaslar kasılır ve genişleme ile birlikte basınçta düşme gerçekleşir. Bunun sonucu olarak kan beslenme borusunun içinde yukarı doğru akar.



KONTROL ÖNLEMLERİ:

Durgun su birikintilerini yok etmek.

Her türlü birikinti suya, kanala, foseptiğe, havuza ve göle belli periyotlarla larvasit (larva öldüren ve üremeyi durduran) atmak en etkili ve en ekonomik yöntemdir.

Uçkun mücadelesinde ise Termal Fog, ULV, Soğuk sisleme veya rezidüel (kalıcı) uygulama metotlar ortama göre uygun ekipmanlarla yapılır. Geniş alanlarda iyi bir araştırma ve planlama yapmak gerekir. Bu sebeple bu konuda tecrübeli, profesyonel uygulayıcı gerekir.

  • SİVRİSİNEK TÜRLERİ

    ERGİN CULEX, ANOPHELES, AEDES TÜRLERİ

    SİVRİSİNEK ÜREME ALANLARI(BİOTOPLARI);

          ~ Bataklıklar ve yavaş yavaş akan akarsular, göller, dere ve nehir kıyısındaki durgun su odakları,
          ~ Çayır ve ormanlık alandaki biriken kar ve yağmur suları,
          ~ Sulama kanalları,çeşme yalakları,
          ~ Çeltik üretim tarlaları,
          ~ Temel çukurları, taş oyukları, ağaç kovuklarında biriken sular,
          ~ Konutların balkonunda bulunan saksı, bidon gibi su biriken kaplar,
          ~ Bahçelerde bırakılan fıçı, kova ve oto lastikleri,
          ~ Bodrum katlarındaki su birikintileri,
          ~ Açıkta akan lağım suları ve foseptik kuyuları.

        CULEX, ANOPHELES, AEDES YUMURTALARI;

          Su Isısı; 10C..........30-40 gün
          15C..........26 gün
          20C..........18 gün
          25C..........14 gün
          30C..........11 gün
          35C..........7 gün içinde LARVA dönemini tamamlar.

        CULEX, ANOPHELES, AEDES LARVALARI;

          Su ısısı;

            15C..........4-5 gün
            20C..........2,5 gün
            25C..........>1,5 içerisinde PUPA dönemini tamamlar ve ergin sivrisinek haline gelir.

          Ergin sivrisinekler üredikleri alandaki ot, yosun,bitki özsuyu ve birikinti sularla beslenerek 6-12 saat içerisinde döllenmek amacı ile üreme ortamını terk ederler.

        DÖLLENEN DİŞİ SİVRİSİNEĞİN EMME VE YUMURTA GELİŞTİRME EVRESİ;

          ~ Ortam ısısı;

        1. 15C..........7 gün
           

        2. 30C.........1-2 gün
           

        3. 35C.........>yumurta gelişmez.

          ~ Biotoplara (jitlere doğru) uçmak, 12 saat
          ~ Tekrar kan emmek ve ikinci kez yumurtlamak, 2-3 gün
          ~ Yaşam süresi: 60-70 gün
          ~ Yumurtlama periyodu: 3-10 defa
          ~ Kışın havaların soğuması ile vücutları yağlanır ve kışlamaya girerler.
          ~ Yazın çok sıcak ve kurak havalarda yarı kışlamaya girerler.

        SİVRİSİNEKLERİN ARACI OLDUĞU HASTALIKLAR;

          ~ Protozoonlar (Sıtma)
          ~ Helmintler (Brugia malayi, Wuchereria bancrofti)
          ~ Arbovirüsler (Deng humması, Sarı humma, Batı nil humması)
          ~ Meningo-Ensefalitler (St.Louis ensefaliti, Batı at ensefaliti, Kalifornia ensefaliti)

     sıtma,filaryoz(kan ve bağırsak parazitlerinin neden oldugu hastalıklar)dang humması,sarı humma,sığır ve koyunlardan insana geçen vadi humması,Ensefalit'i (beyin iltihabını)bulaştırırlar.pek çok türleri vardır.En yaygın olanları ve ülkemizde görülenleri Anopheles spp,Cluex spp ve Aedes spp'dir.

    *SİVRİSİNEK KONTROL YÖNTEMLERİ

    Tesbit edilen üreme ve barınma yerlerinde aşağıdaki işlemler yapılmalıdır

    ~ Birikinti sular boşaltılmalı

    ~ Foseptik kapakları kapatılmalı

    ~ Kanallara akıntı verilmeli

    ~ Çukurlar doldurulmalı

    ~ Otlanma engellenmelidir

    Sayfa Başına Dön

  •  

    Tatarcık'lar


    BİYOLOJİSİ: Küçük vücudu sık kıllarla örtülü, donuk sarı renkli, 1,5 - 3 mm boyunda sineklerdir. Doğada hayvan barınaklarında, mağaralarda, evlerdeki loş yerlerde yaşar ve geceleri insanlardan, hayvanlardan kan emerler. Yumurtalarını bitkisel ve yaş atıkların üzerine bırakırlar.

    Şark çibanı, humma gibi hastalıkların yayılmasında rol oynar.

    KONTROL ÖNLEMLERİ:

    Kontrol

    İnsektler arasında mücadelesi güç olanlardan birisi de tatarcıktır. Endemik bölgelerde geceleri ilaçlama yapılmalı ve yaşanılan mekanların çevresine kalıcı insektisid atılmalıdır.Ev içine, hayvan barınaklarına ve diğer barınma alanlarına kalıcı püskürtme yaparak mücadele edilir.


    TATARCIK: Bunlar şark çıbanı,kalaazar ve tatarcık humması bulaştırır.Bunların dişileride kan emerler,geceleri uçarlar ve ömürleri çok kısadır.Genellikle 2-3 haftadan fazla yaşamazlar.Dişileri yumurtalarını kaya diplerine,ağaç kovuklarına,organik maddelerden zengin,rutubetli ve gevşek topraklara bırakırlar.Tabiatta tatarcık yumurtalarını,lavra ve pupalarını bulmak çok güçtür.Tatarcık insektisitlere karşı çok duyarlıdır.

    Küçük vücudu sık kıllarla örtülü, donuk sarı renkli, 1,5 - 3 mm boyunda sineklerdir. Doğada hayvan barınaklarında, mağaralarda, evlerdeki loş yerlerde yaşar ve geceleri insanlardan, hayvanlardan kan emerler. Yumurtalarını bitkisel ve yaş atıkların üzerine bırakırlar.Şark çibanı, humma gibi hastalıkların yayılmasında rol oynar.Tatarcık humması, akut, hafif seyirli, enfekte kişide sınırlı bir gelişimi olan ve tatarcık sineği ısırmasıyla bulaşan virüs etkenli bir hastalıktır. İnsanlar dışında bu virüslerin hastalığa neden olduğu başka bir canlı türüne rastlanmamıştır. Orta Doğuda tarla farelerinin ara konakçı olduğu düşünülmektedir. Akdenize kıyısı olan ülkelerde, Balkanlarda, Afrika nın doğu kesimlerinde, Rusya ve Orta Asya ülkelerinde, İran, Irak, Pakistan, Hindistan, Panama, Brezilya ve Trinidad adalarında görülür. Panama ve Brezilya daki olgular genellikle salgın şeklinde değildir ve daha çok ormanla ilişkisi olan insanlarda rastlanmaktadır. Görevli veya turist olarak Kıbrısa gidenlerde sık olarak görülür. Halk arasında Tavuk Hastalığı olarak da bilinir. Tatarcık hummasının Phlebotomus papatasii ile bulaşan bir virüs hastalığı olduğu 1909 da bildirilmiştir. Tatarcık hummasının etkeni Arbovirüs ailesinden olan bunyavirüs grubundan bir RNA virüsüdür. Tatarcık humması 20 - 45 kuzey enlem dereceleri arasındaki endemik bölgelerde ve vektör phlebotomusların bulunduğu ülkelerde görülür.

    Tatarcık Sinekleri (Flebotom) :Tatarcık sinekleri; tropikal bölgelerde yıl boyunca hastalık bulaştırabilirlerken, daha soğuk iklimlerde sadece sıcak aylarda etkilidirler. Orta Doğu ve Orta Asyada hastalık sıcak ve kurak aylarda (yaz veya sonbahar ayları) gözlenir ve insanlara enfekte tatarcık sineklerinin (phlebotomus papatasii) ısırmasıyla bulaşır. Tatarcık sinekleri; sadece bir kaç milimetre boyunda olan sinekçiklerdir. Sadece dişi tatarcıklar insanları ısırır. Isırılan kişi eğer allerjik bir yapıya sahip değilse ısırılan yerde ağrı hissetmez ve lokal irritasyon görülmez; ısırılanların sadece % 1 lik kesimi ısırıldığının farkına varmaktadır. Tatarcık sineği geceleri beslenir, gündüzleri karanlık yerlerde bulunur (duvar çatlakları, mağaralar, evler ve ağaç kovukları). Yumurtlama kan emdikten bir kaç gün sonra olur. Yumurtaların kanatlı tatarcıklar haline gelmesi için yaklaşık 5 haftalık bir süre gereklidir. Yetişkin bir tatarcık sineği sıcak ortamda bir kaç hafta yaşar. Flebotomların hastalardan kan emerek virüs almaları, hastalık belirtilerinin başlamasından iki gün evvel ile hastalık belirtilerinin kaybolmasından 24 saat sonrası arasında olur. Bu süre dışında hastalardan kan emen dişi flebotomlar enfekte olmazlar. Tatarcıklar kan emdikten 6 - 10 gün sonra bulaştırıcı olurlar ve ömürleri boyunca bulaştırıcı kalırlar. Virüs, yumurta ile bir nesilden diğerine geçer. Bu sinekler zemine yakın yerlerde bulunduğundan ve 3-4 m. yüksekliğe uçamadıklarından büyük binalarda hastalık daha çok alt katta oturanlar arasında görülmektedir. Uçuş menzilleri 100 metreyi geçmez. Gündüz dinlenir, gece uçarlar. Dişi tatarcıklar yumurtalarını kaya diplerine, ağaç kovuklarına, organik maddelerden zengin nemli ve gevşek topraklara bırakırlar. Doğada tatarcık yumurtalarını, larva ve pupalarını bulmak çok güçtür. Deri içi veya ven yoluyla aşılanan insanların %5 kadarı infeksiyona tutulmamakta, % 50 - 75 inde ise hastalık belirtileri ortaya çıkmamaktadır.

    Belirtiler :Tatarcık sineğinin ısırdığı insanlarda, ısırığın olduğu yerdeki deride kaşıntılı kabarıklıklar oluşur ve 5 gün kadar devam eder. 3 - 6 günlük bir inkübasyon dönemini takiben hastalık aniden ortaya çıkar. Ateşin ortaya çıkışından 24 saat önceki ve 24 saat sonraki periyotta kandan virüs elde edilebilir. Hastalık genel olarak birdenbire, titreme veya ürpermelerle ateşin yükselmesi şeklinde başlar, bazı hallerde önceden kırıklık, başdönmesi, bacak ve karında anormal hisler olabilir. Başlangıçta veya daha sonra baş ağrısı, gözlerde yanma, göz arkasında göz hareketleriyle ortaya çıkan ağrılar, ensede ve sırtta sertlik, oynaklarda ve taraflarda ağrılar, tat alma duyusunda değişiklikler, iştahsızlık, bulantı, kusma, kabızlık veya sürgün, boğazda ağrı, burun kanaması, baş dönmesi olabilir. Damakta küçük veziküller görülebilir ve maküler veya ürtikeryal döküntüler gelişebilir. Ateş, 39 - 40 oC ye kadar yükselebilir. Genellikle ateş 2 - 4 gün kadar sürer (3 gün ateşi) ve bol terleme ile düşer; ancak ateş, 1 - 9 gün de sürebilir. Bazen ateş düştükten sonra kısa süren bir yükselme de görülebilir. Nabız yavaşlar. Tatarcık hummasında yüz ve boyun kızarmıştır. Gözde konjuktivadaki kanlanma ucu korneaya varan bir üçgen şeklinde dikkati çeker, fotofobi ve gözde yaşarma olabilir. Ağızda yumuşak damakta ve yutağın arka cidarında kanlanma olabilir. 2 - 12 hafta içerisinde hastaların % 15 inde ikinci bir atak gelişmektedir. Nadiren splenımegali gelişir, lenfadenopati gözlenmez. Ateşin ilk günü kanda lökosit sayısı normaldir, lenfositler azalabilir ve nötrofillerin sola sapması ile gençlerin çoğalması görülebilir. Ikinci veya üçüncü günler kanda lökopeni polinukleoz yerleşir. Hastalığın sonunda veya iyileşme sırasında lökopeni belirgindir. Diğer arbovirüs enfeksiyonlarında olduğu gibi tatarcık humması da aseptik menenjitle ilişkili olabilir. Hastalık kendiliğinden iyi olur, ölüm bilinmemektedir. İyileşme sırasında ateş ve belirtiler depreşebilir, geçici depresyonlar görülebilir.

    Laboratuvar :Beyaz küre sayısındaki değişiklikler hastalıktaki tek pozitif laboratuvar bulgusudur. Düzeldikten 5 - 8 gün sonra lökositlerdeki değişiklikler tamamen normale döner. Tanı genellikle klinik bulgular ve bölgesel bilgiler ışığında konur. Serumda antikor titresinde artış saptanabilir.

    Bağışıklık :Bağışıklık tipe özgüdür ve bu bağışıklık en az iki yıl devam eder. Hastalığın endemik olduğu bölgelerde virüsün 20 kadar alt tipi vardır fakat bunlardan yalnızca 5 i hastalık yapıcıdır. Endemik bölgelerde hastalık çocukluk çağında geçirilir ve bir bağışıklık meydana gelir. Bu bölgelere gelen bağışıklığı olmayan yabancılar mesela askerler ve turistler sıklıkla bu hastalığa yakalanırlar.

    Tedavi ve Korunma :Hastalık ilerleyici değildir ve özel bir tedavi gerektirmez. Şikayetlerin tedavisi, yatak istirahati, uygun sıvı verilmesi ve aspirin ile analjezi önerilebilir. Hastalar, tatarcık geçirmeyen bir cibinlik içinde yatmalıdırlar. Insektisitlerle tatarcıklara karşı savaş çok etkilidir.

     

    GÜVELERİN UZMANLIK KONUSU: SES ÜSTÜ DALGALAR

    Bir hayvanın hayatta kalabilmesi için düşmanını ya da avını fark edebilmesi en acil ihtiyacıdır. Bazı güve türleri bu konuda büyük bir avantaja sahiptirler. Çünkü en büyük düşmanlarının yani yarasaların avlanırken kullandıkları yüksek frekanslı sesleri duyabilirler.

    Tufts Üniversitesi'nden birkaç öğrenci ve bilim adamı, gece güvelerinin merkezi sinir sistemini incelemişlerdir. Amaç güvenin merkezi sinir sistemini kulağa bağlayan algıların düzeninin şifres_dogadaki_muhendislikini çözmek ve güvenin yarasadan nasıl kurtulduğunu bulmaktır.

    Araştırmalar sonucunda kulaklarındaki özel sistem sayesinde güvelerin, yarasanın avlanma sistemini deldikleri anlaşılmıştır. Yarasa ile ilgili haberler, güvenin kulağından merkezi sinir sistemine sadece iki lif aracılığıyla gönderilir. Basit bir yapıya sahip izlenimi veren bu sistem aslında güvenin ses üstü dalgaları algılamasını sağlayacak kadar mükemmel bir tasarıma sahiptir.

    Düşmanın Savaş Planını Ele Geçirme

    Böcekçil yarasalar gece karanlığında uçarken, bir seri yüksek frekanslı çığlık atarlar. Böylece yankıların kaynağının yönünü ve uzaklığını belirleyerek avlarını bulmayı başarırlar. Bu radar o kadar hassastır ki yarasaların sivrisinekten bile küçük böcekleri bulup yakalamasını sağlar. Yarasa çok başarılı bir avcıdır, ancak bazı gece uçan güve türleri -Noctuidae, Geometridae ve Arctiidae ailesinin üyeleri- yarasaların ses üstü çığlıklarını duyabilen kulaklara sahiptir. Bu kulaklar güvelerin kanatlarının altında bulunur ve "erken uyarı sistemi" gibi çalışırlar. Bu sayede yarasaya av olmaktan kurtulurlar.

    Bir yarasanın yaklaştığını duyduklarında, güveler, her zamanki uçuşlarından farklı olarak keskin dalışlar ya da karışık halkalar yaparlar. Kimi zaman da azami hızla yarasanın gönderdiği yüksek frekanslı sesin tam ters yönünde uçarlar. New York City Üniversitesi'nden Asher E. Treat, yarasaların gelişine göre farklı yönde hareket eden güvelerin yaşama şanslarının diğerlerine göre oldukça yüksek olduğunu gözlemlemiştir.

    Güvenin kulağı, bizim hiç duyamadığımız, 3.200 metreden daha uzaktaki ses üstü yarasa çığlıklarını yakalayabilir. Bunun yanında, yarasa çığlıklarını da içine alan saniyede 10 kilocycle'dan 100 kilocycle'ın üzerine kadar frekansları fark edebilir. En büyük yetenekleri ise atışlı sesleri -yani sessizliklerle bölünen kısa ses patlamalarını- fark etmeleri ve ses çarpmalarının yükseklikleri arasındaki farkı ayırt etmeleridir. Bunlar güve ile yarasanın savaşında güve için büyük avantajlardır.

    Savaşan iki ülkeden birinin diğerinin savaş planını ele geçirmesi elbette ki çok önemlidir. Onların kullanacakları silahların özelliklerinden haberdar olunması, düşmanın nasıl bir taktik kullanarak saldıracağı, zaferi kolaylaştıracak bilgilerdir. Güvelerin yarasalara karşı kazandıkları zafer de, güvelerin yarasaların tüm saldırı taktiklerinden haberdar olması sayesinde gerçekleşmektedir. Bu durum elbette ki güvelerin yaratılışlarındaki kusursuz tasarımın bir sonucudur. Güve yarasanın sesini algılarken birçok alternatifin gerçekleşme ihtimali vardır. Ancak bunların içinde güvenin tam olarak işine yarayacak olan gerçekleşir ve güve yarasadan kurtulur. Bu ihtimalleri inceleyerek güvenin başardığı işin önemini vurgulayalım:

    Güvenin ses algılama menzili yarasanınkinden daha kısa olsaydı, güvenin kulakları onu yarasadan koruyamayacaktı. Böyle bir durumda güve yarasayı fark edip önünden kaçmaya çalışsa bile, yarasa onu keşfedecek ve daha hızlı uçtuğu için de eninde sonunda güveyi yakalayacaktı. Başka bir ihtimal olarak güve çok yakındaki bir yarasayı uzakta gibi algılayabilirdi ya da yarasanın gönderdiği sesin yönünü ters anlayarak kaçmak yerine yarasaya doğru da uçabilirdi…

    Ancak bu sayısız ihtimaller içinde güveler en doğru olanını gerçekleştirirler ve yarasaya av olmaktan kurtulurlar.

    Güvelerdeki Mükemmel İşitme Sistemi

    Scientific American dergisinde yayınlanan makalelerden yararlanılarak hazırlanan Animal Engineering adlı kitapta anlatılanlar, güvelerin vücudunda kusursuz kompleks bir sistemin var olduğunu ortaya koymaktadır:

    Güvenin kulakları göğsünün arka kısmının yan taraflarında bulunur. Kulak, esas olarak böceğin göğüs ve karnını ayıran dar bir geçide yerleştirilmiştir. Kulaklar dışarıdan bakan biri için küçük birer oyuk gibi gözükebilir. Bu oyukların her birinin içinde şeffaf bir kulak zarı vardır.

    İlerleyen satırlarda detaylı olarak görüleceği gibi güvenin kulağındaki bütün detaylar daha iyi duymasını ve yarasanın çığlığını analiz etmesini sağlayacak niteliktedir.

    Geçidin orta kulak olarak adlandırılan kısmında yer alan zarın hemen arkasında bir hava kesesi bulunur. Güvenin işitme sisteminin parçalarını içeren ince bir sıra doku da hava kesesini boydan boya geçerek kulak zarının ortasından iskelet desteğine kadar uzanır. Bu sıra üzerinde A hücres_dogadaki_muhendisliki olarak adlandırılan iki işitme hücres_dogadaki_muhendisliki yer alır. Bu iki hücreye bitişik olan ve B hücres_dogadaki_muhendisliki olarak adlandırılan, sesle doğrudan ilişkili olmayan üçüncü bir hücre de mevcuttur.

    Her A hücres_dogadaki_muhendisliki, bir ucu dışarı yani kulak zarına doğru, diğer ucu da içeri yani iskelet desteğine doğru uzanan birer sinir lifi gönderir. Güvenin algıladığı yüksek frekanslı seslerle ilgili tüm bilgiler A1 ve A2 olarak adlandırılan bu iki A lifinin üzerinden merkezi sinir sistemine iletilir. Her iki A lifi de büyük B hücres_dogadaki_muhendislikinin çok yakınından geçer. B hücres_dogadaki_muhendislikinin de bir sinir lifi vardır ve kısa bir mesafe sonra üç lif olarak birleşir. Birleşen üç lif, orta kulak siniri olarak güvenin merkezi sinir sisteminin içine doğru devam eder.

    Sinir liflerindeki elektriksel sinyaller 1 voltun binde 1-2'si kadardır. Güvenin A liflerindeki sinyaller, duyu hücrelerinden merkezi sinir sistemine saniyenin binde ikisinden daha kısa bir sürede ulaşırlar.

    Bu sinirler, yarasaların yaydığı ses dalgalarını algılayabilecek kapasitededirler. Ayrıca bu dalgalar arasındaki değişimleri ve dalgaların büyüklüklerini tespit etme konusunda son derece hassastırlar. Güve, liflerdeki tüm bu özellikler sayesinde, uzaktaki bir yarasanın uzun ve zayıf çığlığını, öldürmek üzere yaklaşan bir yarasanın şiddetli çığlığından ayırabilir.

    Güveler Bu Ayrımı Nasıl Yapabilmektedirler?

    Bilim adamları bu soruya cevap verebilmek için "Güve, kulağına ulaşan bilgilerden hangisini değerlendirmekte ve nasıl bir sonuç almaktadır?" sorularından yola çıkarak araştırmaya başlamışlardır. Evrimcilerin "tesadüfi oluşum" iddialarını ortadan kaldıran bu detayların bir kısmı şöyledir:

    Bilim adamları konuyla ilgili olarak mikroskobik elektrik akımlarını tespit eden bir aletle (osiloskop) ölçümler yapmışlardır. Bir güvenin kulağı yarasanın çığlığı tarafından uyarıldığı zaman osiloskopta A hücres_dogadaki_muhendislikinin derhal faaliyete geçtiğine dair sivri yükseltiler belirir. Uyarı şiddetlendikçe sinirdeki elektrik sinyallerinde de değişimler görülür. İlk önce, sinyallerin büyüklükleri artar, ikinci olarak sinyallerin arasındaki zaman aralığı azalır. Üçüncü olarak önce A1 lifinin kaydında beliren yükseltiler iki lifin birden kaydında görülürler. (A1 lifi, ses algılama konusunda A2 lifinden daha duyarlıdır.) Dördüncü olarak da, uyarının şiddeti ne kadar büyükse, A hücres_dogadaki_muhendisliki de o kadar hızlı şekilde bir yükselti meydana getirir.

    Bu bilgileri değerlendiren bilim adamlarını yeni sorular beklemektedir. Artan şiddetli bir uyarı karşısında güvenin işitme tepkisiyle ilgili hangi değişiklik, güvenin davranışını belirlemektedir? Bilim adamları "güvenin bakış açısı" olarak nitelendirdikleri tahmin yöntemini kullanarak şu sonuçlara varmışlardır:

    Güvenin birinci çeşit bilgilere -yani A yükseltilerinin sayısına- göre hareket etmesi onu ölümcül bir yanlış yapmaya yöneltebilir. Örneğin güve uzaktaki bir yarasanın uzun ve zayıf çığlığını, kendisini öldürmek üzere yaklaşan bir yarasanın şiddetli çığlığıyla karıştırabilir.

    Böyle bir hata ancak güve, yarasanın çığlığının yüksekliğini belirlemek için ikinci bilgiyi -sivri yükseltilerin arasındaki aralıkları- kullanırsa önlenebilir.

    Üçüncü tip bilgi -A2 lifinin faaliyeti- ¨erken ikaz¨ mesajını, ¨üstüne almak¨ mesajı haline getirmek işine yarayabilir.

    Dördüncü tip bilgi -bir sivri yükseltinin meydana gelmesi için gereken zaman- dolaşan yarasanın yerini belirlemesi için gerekli olan bilgiyi güveye sağlayabilir. Örneğin, eğer ses güvenin sol kulağında sağdan daha yüksekse, o zaman A yükseltileri, merkezi sinir sisteminin sol tarafına sağ tarafından bir milisaniyenin küçük bir bölümü kadar daha çabuk bir zamanda ulaşacaktır.

    Bunlar güvenin yarasa ile ilgili kararı verirken hangi ihtimalleri ve ne gibi bir sistemi kullandığı ile ilgili tahminlerdir. Bir de güvenin net olarak gözlemlenebilen davranışları vardır.

    Eğer güvenin algıladığı ses zayıfsa ve karşı yönden geliyorsa güve hemen ters yöne dönerek uçar. Çünkü sesin zayıf olması yarasanın henüz güveyi tespit etmediğini dolayısıyla da peşine düşmediğini göstermektedir. Çünkü yarasalar avlarını tespit edip saldırırken artan bir sıklıkta ses dalgaları yollarlar. Zayıf dalgaları algılayan güve yön değiştirerek yarasayı arkasına alıp oradan uzaklaşır.

    Eğer güvenin algıladığı sinyaller yoğunsa güve ya yere doğru ani bir dalış yapar, ya da havada keskin dönüşler içeren bir dizi manevra gerçekleştirir. Tüm bunların amacı yarasanın elinden kurtulmaktır.

    Güvenin Destek Sistemleri

    Güvenin iki kulağa sahip olması ona ses kaynağının yönünü tayin imkanı da verir. Eğer yarasa güvenin solunda ise sağdan gelen ses dalgaları, soldakine oranla saniyenin binde biri kadar bir gecikmeyle algılanır. İki kulak arasındaki bu algılama farkı, güvenin ses kaynağının yerini belirlemesi için yeterlidir.

    Güvenin kulaklarındaki şaşırtıcı özellikler şüphesiz bunlarla sınırlı değildir. Bazı güvelerin kulakları zarımsı yapıdan oluşmuş bir kapağa sahiptir. Bu kapak tıpkı bizim kulak kepçemiz gibi işlev görür. Ses toplayarak duyma kapasitesinin güçlendirilmesine katkıda bulunur.

    Bütün bunların yanı sıra bazı güveler sadece ultrasonik sesleri algılamakla kalmaz böyle sesleri yayabilirler de. Bu güveler yarasayı algıladıklarında kaçmaktan ziyade ultrasonik sesler yayarlar. Ancak bu şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü yarasalar ultrasonik sesleri algılamakta tam anlamıyla ustadırlar. Bu durumda güvenin bu hareketinin intiharla eş anlamlı olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak yarasalar bu tip güvelerle karşılaştıklarında sanılanın aksine hızla oradan uzaklaşmayı tercih ederler. Bilim adamları bu davranışın iki temele dayanabileceğini düşünüyorlar:

    1- Güvenin çıkardığı ses yarasanın algılama sistemini bozmaktadır.

    2- Ses yayan güveler yarasaların sevmediği bir tada sahiptir. Yarasa bu sesi algıladığında tatsız bir av ile karşılaştığını düşünmektedir.

    Buraya kadar verilen bilgilere göz atıldığında güvelerin hem davranışlarında çok açık bir şuur görülmekte hem de vücutlarındaki kusursuz tasarım dikkat çekmektedir. Güvenin ses üstü dalgaları algılaması, bunları yorumlayabilmesi, karşı dalgalar gönderebilmesi ayrı ayrı tasarımlar gerektiren özelliklerdir.

    Güvenin yarasanın sesini duyabilmesi, karmaşık bir dizi işlem sayesinde mümkün olabilmektedir. Bu işlemlerden birini, örneğin A1 lifi ile A2 lifi arasındaki algılama farkını ortadan kaldırırsanız güve, yarasa çığlıkları arasındaki farkı hissedemez. Veya kulak zarının yapısı bozulduğunda, güve artık hiçbir şey duyamaz. Güvenin yarasanın seslerini algılaması da tek başına bir şey ifade etmez. Böceğin hayatta kalabilmesi için düşmanın varlığına tepki verecek bir sinir sisteminin de olması şarttır.

    Bu sinir sisteminde, belirli kasları harekete geçirerek kaçışı sağlayan tepkimeler bir düzen içerisinde gerçekleşmelidir. Sinir sisteminin, belli bir düzendeki veriyi yani yarasanın çığlıklarını, güvenin kaçış hareketine çeviren sistem, bir "karmaşık sistem"dir.

    Bu sistem üzerinde biraz düşündüğümüzde evrim teorisinin zaman içinde oluşum iddialarının ne derece akıl dışı olduğunu bir kez daha görürüz. Evrim teorisi canlıların sadece tesadüfi değişiklikler sonucunda ortaya çıktıklarını iddia eder. Ancak güvenin işitme sistemi "indirgenemez kompleks" özelliktedir. Yani güvenin işitme sistemi, ancak kendisini oluşturan parçaların bir bütün olarak çalışmasıyla fonksiyonunu yerine getirebilmektedir. Parçalardan tek bir tanesi bile olmasa ya da gereği gibi çalışmasa organ hiçbir işe yaramayacaktır. Dolayısıyla evrimcilerin "tesadüf" kavramının geçerliliği yoktur.

    Evrimcilerin Güveler Hakkındaki Büyük Yanılgıları

    Güvelerin kulak yapısı bazı bilim adamlarınca "basit" kabul edilir. Ancak bu kabulün nedeni sadece evrimci anlayıştır, bilimsel bir dayanağı yoktur. Merkezi sinir sistemine sahip olan hayvanlar ve insanlar dış dünyayı, binlerce sinir lifi ile beyne bağlı bir sıra duyu organı aracılığıyla algılar. Güvenin algılaması ise topu topu birkaç sinir lifi aracılığı ile sağlanmaktadır. Bu nedenle evrimci görüşe göre güvenin işitme duyusu en ilkeldir ve bu nedenle evrimsel gelişimin en alt basamaklarında yer almaktadır. Ancak evrimciler her iddialarında olduğu gibi bu konuda da ciddi bir yanılgı içindedirler.

    Bir sistemi sırf bu nedenlerle ilkel olarak kabul etmek büyük bir hatadır. Çünkü herkes tarafından bilindiği gibi bir işlevin, mümkün olan en az elemanla, küçük bir hacimde ihtiyacı tam olarak karşılaması "ilkelliğin" değil tam tersine "gelişmişliğin" bir göstergesidir. Sözgelimi cep telefonları ve radyolar gibi ses algılayıcı sistemler teknoloji geliştikçe küçülmekte ve içlerindeki elektronik parçalar azalıp mükemmelleşmektedir.

    Güvelerdeki sistem de çok az parçayla mükemmel işleyen bir sistemdir. İnsanın teknolojik aletlerle yapabildiği ses ölçümlerini güveler kulaklarıyla yapabilmektedirler. Bu özelliği ilkellik olarak nitelendirmek evrimcilerin Allah'ın apaçık varlığını gözardı etme yönündeki sonuçsuz çabalarından başka bir şey değildir.

    Böyle bir sistem "aşama aşama" gelişemez, çünkü ara aşamaların hiçbiri tek başına bir işe yaramayacaktır.

    20. yüzyıl bilimi, canlılığı en ince detaylarına kadar incelemiş ve canlılardaki yapıların çoğunun birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle oluşamayacak kadar karmaşık olduğunu göstermiştir. Bu tip kusursuz sistemlerin var olabilmesi için "son derece üstün bir bilgiye" sahip bir tasarımcının varlığı gereklidir.

    Canlılardaki sistem ve organların çoğu bu indirgenemez komplekslik özelliğine sahiptir. Bu kavramın Darwinizm'e çok açık bir darbe indirdiğini, Darwin de anlamıştır. Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında şu itirafta bulunur:

    Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır…

    Günümüz teknolojisi sayesinde canlılardaki sistemlerin kompleksliği açıkça ortaya konmuştur ve evrim teorisi yıkılmıştır. Darwin, teorisini son derece ilkel bilimsel şartlar altında ortaya koymuştur. O dönemdeki teknik donanım, bilgi yetersizliği ve dolayısıyla dar görüşlülük evrim teorisinin bütün iddialarında açıkça görülmektedir.

    Sayfa Başına Dön

     

    OPTİK KURALLARINI BİLEN KELEBEKLER

    Fizikçilerin optikte kullandıkları üç temel kural vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

    1) Bir yüzey, üzerine gelen güneş ışınlarının yüzeyle yaptığı açı 90 dereceye yaklaştıkça ısınır.

    2) Aynı açıda güneş ışını alan iki yüzeyden koyu renkli olanı daha çok ısınır.

    3) Yansıtıcı bir yüzey, üzerine gelen ışını normali (yüzey ile 90 derece yaptığı var sayılan dikme) ile kaç derece yapıyorsa o açıyla yansıtır.

    Bu kuralları fizik okuyanlar bilirler, ancak bugün pek çok insan bu kuralların varlığından haberdar bile değildir. Bunların günlük hayatta nasıl etkileri olduğundan ya da ne işe yaradıklarından da habersizdirler. Elbette ki optik kurallarının herkesçe bilinmemesi son derece doğaldır. Bunda yadırganacak bir durum yoktur. Ancak şaşırtıcı olan, bu kuralları çok iyi bilen başka canlıların olmasıdır.

    İnsanların bilmediği ya da farkında olmadığı bu kurallardan kelebekler haberdardır. Üstelik kelebekler bu optik kurallarından günlük yaşamlarında da faydalanmaktadırlar. Bu konuyu Colias kelebeklerinden örnek vererek açıklayalım.

    Colias kelebeği vücut sıcaklığı 280°C'den düşük olduğunda uçamaz. Bu durumda hemen kanatlarını açar ve sırtını güneşe dönerek güneş ışınlarını dik alacak şekilde durur. Kelebek yeterince ısınıp vücut ısısı 400°C'ye kadar çıktığında kendi ekseni etrafında 90 derece döner. Böylece güneş ışınlarını yatay alır hale gelir. Bu hareket ile güneş ışınlarının ısıtıcı etkisi en aza indirilmiş olur. Dolayısıyla kelebeğin vücut ısısı düşmeye başlar.

    Bunların yanı sıra bu cins kelebeklerin kanatlarında siyah lekeler bulunur. Bu lekeler ısıyı kelebeğin vücudunda toplamaya yarar. Üstelik bunlar vücudun en çok ısınmaya ihtiyaç duyduğu bölgelerine yakın olarak yerleştirilmiştir. Böylece diğer bölgelerden daha çabuk ısınan lekelerden yapılacak ısı nakli için kullanılan mesafe kısalmış olur.

    Pieris cinsi kelebekler ise kanatlarını öyle bir açıda ayarlarlar ki, tıpkı bir mercekteki gibi tüm ışınları vücutlarının en çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler.

    Şüphesiz bu kelebekler hayatlarının hiçbir döneminde fizik-optik eğitimi almamışlardır. Fizik kurallarından, hangi açının güneş ışınlarını daha verimli alacağından da haberdar değildirler. Bütün bunlar kelebeklere öğretilmektedir.


     

    Pieris cinsi kelebekler kanatlarını öyle bir açıda ayarlar ki, güneş ışınlarını vücutlarının en çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler. Bu, optik bilgisi gerektiren bir davranıştır. İnsanlar da kelebeklerin yaptığı gibi, ışınları bir noktada toplamak için çukur aynalar ve mercekler kullanırlar. Pieris kelebeklerinin, optik bilgisi gerektiren böyle birşeyi başarabilmeleri şaşırtıcıdır.

     

    Sayfa Başına Dön

      Uçan Haşere Mücadelesi

    Uçan haşere mücadelesi larva mücadelesi ve uçkun mücadelesi olmak üzere ikiye ayrılır.Larva mücadelesi zararlı (sinek- sivrisinek-Tatarcık vb.uçan haşereler) uçkun hale gelmeden yapılır.Uçkun mücadelesi adından da anlaşılacağı gibi zararlı uçkun hale geldiği zaman uygulanır.Ancak uçkun mücadelesi de uygulama sistemi olarak üçe  ayrılır.Bu sistemler sıcak sisleme ,Soğuk sisleme ve  boyama yöntemidir.

    1. Larva Mücadelesi : Bu mücadele sinek sivrisinek ve Tatarcık gibi uçan haşere mücadeleleri arasında en etkili ve ekonomik yoldur.mücadele uygun larvasitlerle durgun su,bataklık ve çamur alanlarda yapılır.Bu mücadele sayesinde sinek ve sivrisinek larvalarının uçkun hale gelmesi engellenerek ekonomik ve etkili bir mücadele yapılmış olur.Larva mücadelesine Mart ayında başlayıp yaz sonuna kadar devam edilmelidir.


    2. Sıcak Sisleme  : Bu mücadele sinek,sivrisinek ve Tatarcığın uçkun hale gelmesinden sonra uygulanır.Uygulamalarda mazot karışımı insektisit kullanıldığı için pahalı ve düşük etkili bir yöntemdir.Uygulamalar rüzgarsız havada karasinek için sabah erken saatlerde ve akşam geç  saatlerde yapılır.Bu saatler zararlının en çok uçuş aktivitesini gösterdiği saatlerdir.

    3.  Soğuk sisleme(ULV) :Bu mücadele sinek ,sivrisinek ve Tatarcığın uçkun hale gelmesinden sonra uygulanır.Uygulamalarda mazot yerine su ve ilaç karışımı karışımı insektisit kullanıldığı için tercih edilen  etkili bir yöntemdir.Uygulamalar rüzgarsız havada karasinek için sabah erken saatlerde ve akşam geç  saatlerde yapılır.Bu saatler zararlının en çok uçuş aktivitesini gösterdiği saatlerdir.


    4. Boyama Yöntemi : Bu yöntem sıcak sisleme metoduna göre daha ekonomik ve kalıcı bir yöntemdir. Şeker karışımı uygun insektisitler karasinek , sivrisinek ve Tatarcığın konabileceği her türlü bölgeye boyama şeklinde pulvarize edilir.İnsektisit te şeker bulunduğu için zararlıyı yaklaşık on beş gün üzerine çekerek kontrol sağlar.Uygulama günün her saati yapılabilir.


    Sayfa Başına Dön

    Yürüyen Haşereler Sokan-Isıran Haşereler Bazen Gelen Haşereler Uçan Haşereler

    Önceki Sayfa Ana Sayfa Üst Sayfa

    Ana Sayfa Üst Sayfa Ürün Siparişi İletişim Hakkımızda İçindekiler

    OTAŞ  ©     İlkbahar Mh.  Ukrayna Cd.  591 Sokak No: 7   06550  Yıldızevler/Çankaya/ANKARA  TEL: 0312 4918791  FAX: 0312 4919095  E-Mail:  ebilgi@gmail.com

     & Ekran çözünürlüğü 1024 x 768 Pixel & Telif Hakkı OTAŞ © 2002  Adres Harita & Güncelleme: 03/07/13  &  Bu Günün Tarihi: