BİYOLOJİSİ: 0.5-1 cm boyunda siyah gri renktedirler. Çöp ve gübre gibi
nemli organik madde bulunan yerlere 100-150 tanesi yığın halinde
yumurtalarını bırakır. Çıkan larvalar organik maddelerle beslenir ve sıcak
havada ortalama 7-8 günde sinek olarak uçar. Çok çabuk ürerler. Her türlü
gıda ve çöp artıklarıyla beslenirler ve ortalama 3 km uçarak çevrede
insanların yaşadığı her yeri istila ederler ve vucutlarında çok çeşitli
hastalık mikropları taşıdığı için her dolaştığı şeye mikrobu
bulaştırırlar. Zira her 5 dakikada bir gezdiği yerlere dışkı bırakırlar.
"Kolera, Diare, Dizanteri, Hepatit, Çocuk Felci, Gıda zehirlenmeleri,
Selmonellosis, Verem gibi hastalıkları bulaştırır."
KARA SİNEK'ler insanlarla iç içe yaşarlar ve kendi içlerinde bir aile
oluştururlar.(Özellikle Musca,Famma,Muscina ve stomoxys türleri).Lavra
ve pupaları hayvan ölüsü ve canlı hayvanda büyüyen Chrysomya,Calliphora,Lucilia
ve yumurtalarını et ve et ürünleri üzerine bırakan sarcophaga gibi pek
çok türleri vardır.kara sinekler kokuya çok hassastırlar.et ve meyva
çürüklerinde sürü oluştururlar.Aynı zamanda ısıyada çok duyarlıdırlar ve
sık sık bulundukları çalılıklarda veya bitkilerin yapraklarının
gölgesinde dinlenirler.Beslenme yerleri hayvan ve insan artıkları ve
geniş çapta da insan ve hayvan dışkılarıdır.Genel olarak çöplük ve lağım
birikintileri bu sinekler için ideal beslenme yerleridir.
KARASİNEK'lerde Yapılan deneysel ve epidemiyolojik çalışmalar
göstermiştir ki bu sineklerin pis artıklarla,pis beslenme alışkanlıkları
yüzünden vücutlarının gerek iç yapısında,gerek dış yapısında patojen
mikroorganizmaları (Virüsler,bakteriler,protozoalar,helminth yumurtaları
gibi)barındıkları saptanmıştır.Gündüzleri yiyecek temin edebilecekleri
yerlerde yaşayan bu sinekler,geceleri dinlenmek için eşyaların
kenarlarında,iplerde,tellerde ve tavanlarda konaklarlar.Karasinekler ısı
ortalamasının yüksek olduğu zamanlarda geceleri dışarıda bine
yüzeylerinde,çitlerde veya parmaklıklarda,ağaçlarda ve çalılarda
dinlenirler.Ev sinekleri genellikle evlerde yaşarlar fakat esas
kaynakları çöplükler ve hayvan barınaklarıdır.Şehir dışındada bu gibi
yerlerde yaşayan ev sinekleri ulaşım araçlarıyla şehir içlerine
taşınırlar.Bir karasinek yumurtadan 1 gün sonra lavra olarak çıkar ve 7
günde pupa dönemine gelir.Pupa döneminden'de 2-4 gün arasında yetişkin
hale gelir ve 10 gün sonra yumurtlamaya başlar.Yumurtalarını çöp ve
lağım birikintileri,hayvanlar ve hayvanların yaşadıgı
yerlere,beslendikleri alanlara bırakırlar.Larva ve pupalar buralarda
beslenerek gelişir ve yetişkin hale gelirler. KARASİNEKLER (HOUSE FLIES)
ÜREME
ALANLARI (BİOTOPLARI);
Her türlü
besin artıkları ve bunlardan oluşan çöplükler,
Hayvan
bakım yerleri ve hayvan dışkılarından oluşan gübrelikler,
Açık
lağım,kanalizasyon bağlantısı olmayan tuvaletler,
Açıkta
rastlanan insan ve hayvan dışkıları
Hayvan
leşleri,
Gıda ve
deri ile ilgili sanayiden dökülen artıklar,
Mezbaha
ve hayvan kesim yerleri
Balık pazarları, semt pazarları, piknik yerleri.
KARASİNEK
YUMURTALARI;
Bir defada
100-150 adet yumurta bırakırlar.Ortam sıcaklığı;
20-27C..........12-24 saatte yumurta gelişir
15C altında , 40C üstünde yumurta gelişmez.
KARASİNEK LARVALARI;
3
Kuşaktan meydana gelir.Ortam sıcaklığı;
20-27C..........3-4 gün
15-20C..........7-10 günde gelişir.
Çok
kuru ve çok sulu ortamda yaşayamazlar.
KARASİNEK PUPALARI;
Kuru
ortamda gelişir.Ortam sıcaklığı;
20-27C..........3-5 gün
15-20C..........7-14 günde gelişir.
KARASİNEK ERGİNLERİ;
40-50 gün yaşarlar,
5-6 defa yumurta bırakırlar,
Yumurtadan ergine kadar gelişme dönemi: Ortam sıcaklığı;
16C..........49 gün
20C..........20 gün
30C..........10-12 gün
KARASİNEKLERİN ARACI OLDUĞU HASTALIKLAR;
40'
tan fazla hastalığın etkenlerine Mekanik Vektörlük yaparlar;
Kolera-Para Kolera
Tifo-Para Tifo
Çocuk yaz ishali
Trahom
Basilli ve amipli dizanteri
Tüberküloz
Bruselloz (Malta ateşi)
Çocuk felci
Miyaz
KONTROL ÖNLEMLERİ:
Çöp ve gübreleri muntazam kaldırmak ve bunların üzerine üremeyi
önlemek için larvasit atmak.
Uçan haşerelerin eve girmesini önleyici pasif tedbirler almak (tel
sineklik, cızz türü sinek yakalayan cihaz yakmak gibi)
Profesyonel sevise başvurup üreme yerleri ve uçkun mücadelesi için
yardım almak gerekir. Ayrıca sineğin çok girdiği kapalı alana
kalıcı etkili uygulama yapılarak 25-30 gün süreyle gelen
sineklerin devamlı ölerek yoğunluğunu çok düşürmek de mümkündür.
Cadde ve sokaklar,Pazar yerleri günlük olarak temizlenmeli
Çöpler ağzı kapalı olarak naylon çöp torbalarında biriktirilmeli
Belediye kuruluşları tarafından çöplerin gece toplanması temin
edilmeli
BİYOLOJİSİ: Anofel ve Küleks olmak üzere iki ana gruba ayrılır ve birçok
türleri vardır. Temiz,sıcak, serin, kirli her türlü su birikintilerinde
ürerler, Yumurtalarını su birikintilerine tek tek ve grup halinde
bırakırlar. Larva ve Pupa (kurtçuk) döneminden sonra uygun ısıda 8-9 günde
ergin sinek haline gelir. Dişileri yumurtlamak için canlı kanı emmek
zorundadır. Bu sebeple insanları çok rahatsız ederler. Nemli ve loş
ortamlarda barınırlar. Geceleri faaliyet gösterirler. Erkekleri meyve ve
bitki özsuyu ile beslenirler. En az 3 km uçarak ürediği yerin çok geniş
mesafelerine kadar yayılırlar ve canlıların yaşadığı ortamda
yoğunlaşırlar.
Anofeller Sıtma hastalığını yaymada rol oynar. Ayrıca Fil hastalığı, sarı
humma, Nil humması, Beyin iltihabı gibi hastalık yayılmasında da önemli
rolleri vardır.
Bir sivrisineğin çok çabuk kan emebilmesi hayati bir
öneme sahiptir. Bunun için de sivrisineğin kan emme sistemi, kanın
yapısı ile % 100 uyumlu olmalıdır.
Kanın akışkanlığı, çoğu sıvıdan farklı olarak içinde
aktığı tüpün çapına bağlı olarak değişir. Büyük çaplı tüplerde
alyuvarlar kan sıvısı içinde rastgele dağılarak rahatça hareket
edebilirler. Ama milimetrenin onda birinden küçük çaptaki tüplerde
kanın akışkanlığı düşmeye başlar. Çünkü bu çaptaki borularda kan
hücreleri yassılaşarak tüpün merkezinde yoğunlaşırlar. Milimetrenin
"yüzde birinden küçük" çaplı borularda ise kanın akışkanlığı en az
miktarda gerçekleşir. Çünkü kan hücres_dogadaki_muhendislikinin çapı
borununkine yaklaşmıştır ve kan emmek, bir kamışla bezelyeleri emmek
kadar zorlaşmıştır.
İşte bu noktada kan emerek beslenen canlıları
incelediğimizde şaşırtıcı bir uyumla karşılaşırız. Sivrisineklerin ve
diğer kanla beslenen canlıların emme borularının çapı milimetrenin
yüzde birinin altına düşmez.Bu sayede bu canlılar
kan emerken hiçbir zorluk çekmezler.
Bu konuda istisna olmaması ve aynı mükemmelliğin kan
ile beslenen bütün canlılarda olması dikkat çekicidir. Tüm böcekler
kan hücrelerinin çapını ölçmüş ve ona göre bir boru dizayn etmiş
olabilirler mi? Yoksa çeşitli denemelerde bulunmuş ve bu denemeler
sonucunda kan hücrelerinin geçebileceği kadar geniş ama aynı zamanda
da hücrelerin hareket kabiliyetlerini kısıtlamayacak kadar küçük bir
boru tespit etmiş olabilirler mi? Eğer böyle ise ilk başta hata yapmış
olanlar, soylarını yok olmaktan kurtaracak bu tecrübeyi sonraki
nesillere aktarmayı nasıl başarmış olabilirler?
Elbette bunlar gerçekleşmesi kesinlikle mümkün olmayan
ihtimallerdir. Öncelikle bir böceğin başka bir canlının vücut
yapısından, bu canlının damarlarında kanın dolaştığından, bu kanın
içinde çeşitli hücrelerin bulunduğundan, bu hücrelerin kanın
akışkanlığını etkilediklerinden haberdar olması gibi bir durum söz
konusu değildir.
Bir kitapta ya da dergide sivrisineklerin vücut
yapılarının tam kan emmeye uygun niteliklerde olduğuna dair bir haber
okuduğunda normal akla sahip bir insanın aklına asla böyle ihtimaller
gelmeyecektir. Bunu böceğin bir gün kendi kendine keşfettiğini de
düşünmeyecektir. Çünkü bu uyumun tesadüfen oluşamayacağı akıl sahibi
her insanın takdir edebileceği kadar açıktır.
Kaldı ki sivrisineğin kan emebilmesi için, kan
hücrelerinin geçebileceği büyüklükte bir borusunun olması da tek
başına yeterli değildir. Her şeyden önce kanı boru içinde hareket
ettirecek bir kuvvete, dolayısıyla bu kuvveti ortaya çıkaracak bir
sisteme de ihtiyaç vardır. Sivrisineklerin kafalarının içinde kaslar
ve bu kaslar kasıldığında genişleyen boşluklar vardır. Kaslar kasılır
ve genişleme ile birlikte basınçta düşme gerçekleşir. Bunun sonucu
olarak kan beslenme borusunun içinde yukarı doğru akar.
KONTROL ÖNLEMLERİ:
Durgun su birikintilerini yok etmek.
Her türlü birikinti suya, kanala, foseptiğe, havuza ve göle belli
periyotlarla larvasit (larva öldüren ve üremeyi durduran) atmak en etkili
ve en ekonomik yöntemdir.
Uçkun mücadelesinde ise Termal Fog, ULV, Soğuk sisleme veya rezidüel
(kalıcı) uygulama metotlar ortama göre uygun ekipmanlarla yapılır. Geniş
alanlarda iyi bir araştırma ve planlama yapmak gerekir. Bu sebeple bu
konuda tecrübeli, profesyonel uygulayıcı gerekir.
SİVRİSİNEK TÜRLERİ
ERGİN CULEX, ANOPHELES, AEDES TÜRLERİ
SİVRİSİNEK ÜREME ALANLARI(BİOTOPLARI);
~
Bataklıklar ve yavaş yavaş akan akarsular, göller, dere ve nehir
kıyısındaki durgun su odakları,
~ Çayır ve ormanlık alandaki biriken kar ve yağmur suları,
~ Sulama kanalları,çeşme yalakları,
~ Çeltik üretim tarlaları,
~ Temel çukurları, taş oyukları, ağaç kovuklarında biriken sular,
~ Konutların balkonunda bulunan saksı, bidon gibi su biriken kaplar,
~ Bahçelerde bırakılan fıçı, kova ve oto lastikleri,
~ Bodrum katlarındaki su birikintileri,
~ Açıkta akan lağım suları ve foseptik kuyuları.
CULEX,
ANOPHELES, AEDES YUMURTALARI;
Su
Isısı; 10C..........30-40 gün
15C..........26 gün
20C..........18 gün
25C..........14 gün
30C..........11 gün
35C..........7 gün içinde LARVA dönemini tamamlar.
CULEX,
ANOPHELES, AEDES LARVALARI;
Su
ısısı;
15C..........4-5 gün
20C..........2,5 gün
25C..........>1,5 içerisinde PUPA dönemini tamamlar ve ergin
sivrisinek haline gelir.
Ergin
sivrisinekler üredikleri alandaki ot, yosun,bitki özsuyu ve
birikinti sularla beslenerek 6-12 saat içerisinde döllenmek amacı
ile üreme ortamını terk ederler.
DÖLLENEN DİŞİ SİVRİSİNEĞİN EMME VE YUMURTA GELİŞTİRME EVRESİ;
~
Ortam ısısı;
15C..........7 gün
30C.........1-2 gün
35C.........>yumurta gelişmez.
~
Biotoplara (jitlere doğru) uçmak, 12 saat
~ Tekrar kan emmek ve ikinci kez yumurtlamak, 2-3 gün
~ Yaşam süresi: 60-70 gün
~ Yumurtlama periyodu: 3-10 defa
~ Kışın havaların soğuması ile vücutları yağlanır ve kışlamaya
girerler.
~ Yazın çok sıcak ve kurak havalarda yarı kışlamaya girerler.
SİVRİSİNEKLERİN ARACI OLDUĞU HASTALIKLAR;
~
Protozoonlar (Sıtma)
~ Helmintler (Brugia malayi, Wuchereria bancrofti)
~ Arbovirüsler (Deng humması, Sarı humma, Batı nil humması)
~ Meningo-Ensefalitler (St.Louis ensefaliti, Batı at ensefaliti,
Kalifornia ensefaliti)
sıtma,filaryoz(kan ve bağırsak parazitlerinin neden
oldugu hastalıklar)dang humması,sarı humma,sığır ve koyunlardan insana
geçen vadi humması,Ensefalit'i (beyin iltihabını)bulaştırırlar.pek çok
türleri vardır.En yaygın olanları ve ülkemizde görülenleri Anopheles spp,Cluex
spp ve Aedes spp'dir.
*SİVRİSİNEK KONTROL YÖNTEMLERİ
Tesbit edilen üreme ve barınma yerlerinde aşağıdaki
işlemler yapılmalıdır
BİYOLOJİSİ: Küçük vücudu sık kıllarla örtülü, donuk sarı renkli, 1,5 - 3
mm boyunda sineklerdir. Doğada hayvan barınaklarında, mağaralarda,
evlerdeki loş yerlerde yaşar ve geceleri insanlardan, hayvanlardan kan
emerler. Yumurtalarını bitkisel ve yaş atıkların üzerine bırakırlar.
Şark çibanı, humma gibi hastalıkların yayılmasında rol oynar.
KONTROL ÖNLEMLERİ:
Kontrol
İnsektler arasında mücadelesi güç olanlardan birisi de tatarcıktır. Endemik bölgelerde geceleri ilaçlama yapılmalı ve yaşanılan mekanların
çevresine kalıcı insektisid atılmalıdır.Ev içine, hayvan barınaklarına ve diğer barınma alanlarına kalıcı püskürtme yaparak mücadele edilir.
TATARCIK: Bunlar şark çıbanı,kalaazar
ve tatarcık humması bulaştırır.Bunların dişileride kan emerler,geceleri
uçarlar ve ömürleri çok kısadır.Genellikle 2-3 haftadan fazla
yaşamazlar.Dişileri yumurtalarını kaya diplerine,ağaç kovuklarına,organik
maddelerden zengin,rutubetli ve gevşek topraklara bırakırlar.Tabiatta
tatarcık yumurtalarını,lavra ve pupalarını bulmak çok güçtür.Tatarcık
insektisitlere karşı çok duyarlıdır.
Küçük vücudu sık kıllarla örtülü, donuk sarı renkli, 1,5 - 3 mm boyunda sineklerdir. Doğada hayvan barınaklarında, mağaralarda, evlerdeki loş yerlerde yaşar ve geceleri insanlardan, hayvanlardan kan emerler. Yumurtalarını bitkisel ve yaş atıkların üzerine bırakırlar.Şark çibanı, humma gibi hastalıkların yayılmasında rol oynar.Tatarcık
humması, akut, hafif seyirli, enfekte kişide sınırlı bir gelişimi olan ve tatarcık sineği ısırmasıyla bulaşan virüs etkenli bir hastalıktır. İnsanlar dışında bu virüslerin hastalığa neden olduğu başka bir canlı türüne rastlanmamıştır. Orta Doğuda tarla farelerinin ara konakçı
olduğu düşünülmektedir. Akdenize kıyısı olan ülkelerde, Balkanlarda, Afrika nın doğu kesimlerinde, Rusya ve Orta Asya ülkelerinde, İran, Irak, Pakistan, Hindistan, Panama, Brezilya ve Trinidad adalarında görülür. Panama ve Brezilya daki olgular genellikle salgın şeklinde
değildir ve daha çok ormanla ilişkisi olan insanlarda rastlanmaktadır. Görevli veya turist olarak Kıbrısa gidenlerde sık olarak görülür. Halk arasında Tavuk Hastalığı olarak da bilinir. Tatarcık hummasının Phlebotomus papatasii ile bulaşan bir virüs hastalığı olduğu
1909 da bildirilmiştir. Tatarcık hummasının etkeni Arbovirüs ailesinden olan bunyavirüs grubundan bir RNA virüsüdür. Tatarcık humması 20 - 45 kuzey enlem dereceleri arasındaki endemik bölgelerde ve vektör phlebotomusların bulunduğu ülkelerde görülür.
Tatarcık Sinekleri (Flebotom) :Tatarcık sinekleri; tropikal bölgelerde yıl boyunca hastalık bulaştırabilirlerken, daha soğuk iklimlerde sadece sıcak aylarda etkilidirler. Orta Doğu ve Orta
Asyada hastalık sıcak ve kurak aylarda (yaz veya sonbahar ayları) gözlenir ve insanlara enfekte tatarcık sineklerinin (phlebotomus papatasii) ısırmasıyla bulaşır. Tatarcık sinekleri; sadece bir kaç milimetre boyunda olan sinekçiklerdir. Sadece dişi tatarcıklar insanları
ısırır. Isırılan kişi eğer allerjik bir yapıya sahip değilse ısırılan yerde ağrı hissetmez ve lokal irritasyon görülmez; ısırılanların sadece % 1 lik kesimi ısırıldığının farkına varmaktadır. Tatarcık sineği geceleri beslenir, gündüzleri karanlık yerlerde bulunur (duvar
çatlakları, mağaralar, evler ve ağaç kovukları). Yumurtlama kan emdikten bir kaç gün sonra olur. Yumurtaların kanatlı tatarcıklar haline gelmesi için yaklaşık 5 haftalık bir süre gereklidir. Yetişkin bir tatarcık sineği sıcak ortamda bir kaç hafta yaşar. Flebotomların hastalardan kan emerek virüs almaları, hastalık belirtilerinin başlamasından iki gün evvel ile hastalık belirtilerinin kaybolmasından 24 saat sonrası arasında olur. Bu süre dışında hastalardan kan emen dişi flebotomlar enfekte
olmazlar. Tatarcıklar kan emdikten 6 - 10 gün sonra bulaştırıcı olurlar ve ömürleri boyunca bulaştırıcı kalırlar. Virüs, yumurta ile bir nesilden diğerine geçer. Bu sinekler zemine yakın yerlerde bulunduğundan ve 3-4 m. yüksekliğe uçamadıklarından büyük binalarda hastalık
daha çok alt katta oturanlar arasında görülmektedir. Uçuş menzilleri 100 metreyi geçmez. Gündüz dinlenir, gece uçarlar. Dişi tatarcıklar yumurtalarını kaya diplerine, ağaç kovuklarına, organik maddelerden zengin nemli ve gevşek topraklara bırakırlar. Doğada tatarcık
yumurtalarını, larva ve pupalarını bulmak çok güçtür. Deri içi veya ven yoluyla aşılanan insanların %5 kadarı infeksiyona tutulmamakta, % 50 - 75 inde ise hastalık belirtileri ortaya çıkmamaktadır.
Belirtiler :Tatarcık sineğinin ısırdığı insanlarda, ısırığın olduğu yerdeki deride kaşıntılı kabarıklıklar oluşur ve 5 gün kadar devam eder. 3 - 6 günlük bir inkübasyon dönemini takiben
hastalık aniden ortaya çıkar. Ateşin ortaya çıkışından 24 saat önceki ve 24 saat sonraki periyotta kandan virüs elde edilebilir. Hastalık genel olarak birdenbire, titreme veya ürpermelerle ateşin yükselmesi şeklinde başlar, bazı hallerde önceden kırıklık, başdönmesi, bacak ve
karında anormal hisler olabilir. Başlangıçta veya daha sonra baş ağrısı, gözlerde yanma, göz arkasında göz hareketleriyle ortaya çıkan ağrılar, ensede ve sırtta sertlik, oynaklarda ve taraflarda ağrılar, tat alma duyusunda değişiklikler, iştahsızlık, bulantı, kusma, kabızlık
veya sürgün, boğazda ağrı, burun kanaması, baş dönmesi olabilir. Damakta küçük veziküller görülebilir ve maküler veya ürtikeryal döküntüler gelişebilir. Ateş, 39 - 40 oC ye kadar yükselebilir. Genellikle ateş 2 - 4 gün kadar sürer (3 gün ateşi) ve bol terleme ile düşer; ancak
ateş, 1 - 9 gün de sürebilir. Bazen ateş düştükten sonra kısa süren bir yükselme de görülebilir. Nabız yavaşlar. Tatarcık hummasında yüz ve boyun kızarmıştır. Gözde konjuktivadaki kanlanma ucu korneaya varan bir üçgen şeklinde dikkati çeker, fotofobi ve gözde yaşarma
olabilir. Ağızda yumuşak damakta ve yutağın arka cidarında kanlanma olabilir. 2 - 12 hafta içerisinde hastaların % 15 inde ikinci bir atak gelişmektedir. Nadiren splenımegali gelişir, lenfadenopati gözlenmez. Ateşin ilk günü kanda lökosit sayısı normaldir, lenfositler
azalabilir ve nötrofillerin sola sapması ile gençlerin çoğalması görülebilir. Ikinci veya üçüncü günler kanda lökopeni polinukleoz yerleşir. Hastalığın sonunda veya iyileşme sırasında lökopeni belirgindir. Diğer arbovirüs enfeksiyonlarında olduğu gibi tatarcık humması da
aseptik menenjitle ilişkili olabilir. Hastalık kendiliğinden iyi olur, ölüm bilinmemektedir. İyileşme sırasında ateş ve belirtiler depreşebilir, geçici depresyonlar görülebilir.
Laboratuvar :Beyaz küre sayısındaki değişiklikler hastalıktaki tek pozitif laboratuvar bulgusudur. Düzeldikten 5 - 8 gün sonra lökositlerdeki değişiklikler tamamen normale döner. Tanı
genellikle klinik bulgular ve bölgesel bilgiler ışığında konur. Serumda antikor titresinde artış saptanabilir.
Bağışıklık :Bağışıklık tipe özgüdür ve bu bağışıklık en az iki yıl devam eder. Hastalığın endemik olduğu bölgelerde virüsün 20 kadar alt tipi vardır fakat bunlardan yalnızca 5 i hastalık
yapıcıdır. Endemik bölgelerde hastalık çocukluk çağında geçirilir ve bir bağışıklık meydana gelir. Bu bölgelere gelen bağışıklığı olmayan yabancılar mesela askerler ve turistler sıklıkla bu hastalığa yakalanırlar.
Tedavi ve Korunma :Hastalık ilerleyici değildir ve özel bir tedavi gerektirmez. Şikayetlerin tedavisi, yatak istirahati, uygun sıvı verilmesi ve aspirin ile analjezi önerilebilir. Hastalar,
tatarcık geçirmeyen bir cibinlik içinde yatmalıdırlar. Insektisitlerle tatarcıklara karşı savaş çok etkilidir.
Bir hayvanın hayatta kalabilmesi için düşmanını ya
da avını fark edebilmesi en acil ihtiyacıdır. Bazı güve türleri bu
konuda büyük bir avantaja sahiptirler. Çünkü en büyük
düşmanlarının yani yarasaların avlanırken kullandıkları yüksek
frekanslı sesleri duyabilirler.
Tufts Üniversitesi'nden birkaç öğrenci ve bilim
adamı, gece güvelerinin merkezi sinir sistemini incelemişlerdir.
Amaç güvenin merkezi sinir sistemini kulağa bağlayan algıların
düzeninin şifres_dogadaki_muhendislikini çözmek ve güvenin
yarasadan nasıl kurtulduğunu bulmaktır.
Araştırmalar sonucunda kulaklarındaki özel sistem
sayesinde güvelerin, yarasanın avlanma sistemini deldikleri
anlaşılmıştır. Yarasa ile ilgili haberler, güvenin kulağından
merkezi sinir sistemine sadece iki lif aracılığıyla gönderilir.
Basit bir yapıya sahip izlenimi veren bu sistem aslında güvenin
ses üstü dalgaları algılamasını sağlayacak kadar mükemmel bir
tasarıma sahiptir.
Düşmanın Savaş Planını Ele Geçirme
Böcekçil yarasalar gece karanlığında uçarken, bir
seri yüksek frekanslı çığlık atarlar. Böylece yankıların
kaynağının yönünü ve uzaklığını belirleyerek avlarını bulmayı
başarırlar. Bu radar o kadar hassastır ki yarasaların
sivrisinekten bile küçük böcekleri bulup yakalamasını sağlar.
Yarasa çok başarılı bir avcıdır, ancak bazı gece uçan güve türleri
-Noctuidae, Geometridae ve Arctiidae ailesinin üyeleri-
yarasaların ses üstü çığlıklarını duyabilen kulaklara sahiptir. Bu
kulaklar güvelerin kanatlarının altında bulunur ve "erken uyarı
sistemi" gibi çalışırlar. Bu sayede yarasaya av olmaktan
kurtulurlar.