|
GÜVELERİN UZMANLIK KONUSU: SES ÜSTÜ DALGALAR
Bir hayvanın hayatta kalabilmesi için düşmanını ya
da avını fark edebilmesi en acil ihtiyacıdır. Bazı güve türleri bu
konuda büyük bir avantaja sahiptirler. Çünkü en büyük
düşmanlarının yani yarasaların avlanırken kullandıkları yüksek
frekanslı sesleri duyabilirler.
Tufts Üniversitesi'nden birkaç öğrenci ve bilim
adamı, gece güvelerinin merkezi sinir sistemini incelemişlerdir.
Amaç güvenin merkezi sinir sistemini kulağa bağlayan algıların
düzeninin şifres_dogadaki_muhendislikini çözmek ve güvenin
yarasadan nasıl kurtulduğunu bulmaktır.
Araştırmalar sonucunda kulaklarındaki özel sistem
sayesinde güvelerin, yarasanın avlanma sistemini deldikleri
anlaşılmıştır. Yarasa ile ilgili haberler, güvenin kulağından
merkezi sinir sistemine sadece iki lif aracılığıyla gönderilir.
Basit bir yapıya sahip izlenimi veren bu sistem aslında güvenin
ses üstü dalgaları algılamasını sağlayacak kadar mükemmel bir
tasarıma sahiptir.
Düşmanın Savaş Planını Ele Geçirme
Böcekçil yarasalar gece karanlığında uçarken, bir
seri yüksek frekanslı çığlık atarlar. Böylece yankıların
kaynağının yönünü ve uzaklığını belirleyerek avlarını bulmayı
başarırlar. Bu radar o kadar hassastır ki yarasaların
sivrisinekten bile küçük böcekleri bulup yakalamasını sağlar.
Yarasa çok başarılı bir avcıdır, ancak bazı gece uçan güve türleri
-Noctuidae, Geometridae ve Arctiidae ailesinin üyeleri-
yarasaların ses üstü çığlıklarını duyabilen kulaklara sahiptir. Bu
kulaklar güvelerin kanatlarının altında bulunur ve "erken uyarı
sistemi" gibi çalışırlar. Bu sayede yarasaya av olmaktan
kurtulurlar.
Bir yarasanın yaklaştığını duyduklarında, güveler,
her zamanki uçuşlarından farklı olarak keskin dalışlar ya da
karışık halkalar yaparlar. Kimi zaman da azami hızla yarasanın
gönderdiği yüksek frekanslı sesin tam ters yönünde uçarlar. New
York City Üniversitesi'nden Asher E. Treat, yarasaların gelişine
göre farklı yönde hareket eden güvelerin yaşama şanslarının
diğerlerine göre oldukça yüksek olduğunu gözlemlemiştir.
Güvenin kulağı, bizim hiç duyamadığımız, 3.200
metreden daha uzaktaki ses üstü yarasa çığlıklarını yakalayabilir.
Bunun yanında, yarasa çığlıklarını da içine alan saniyede 10
kilocycle'dan 100 kilocycle'ın üzerine kadar frekansları fark
edebilir. En büyük yetenekleri ise atışlı sesleri -yani
sessizliklerle bölünen kısa ses patlamalarını- fark etmeleri ve
ses çarpmalarının yükseklikleri arasındaki farkı ayırt
etmeleridir. Bunlar güve ile yarasanın savaşında güve için büyük
avantajlardır.
Savaşan iki ülkeden birinin diğerinin savaş
planını ele geçirmesi elbette ki çok önemlidir. Onların
kullanacakları silahların özelliklerinden haberdar olunması,
düşmanın nasıl bir taktik kullanarak saldıracağı, zaferi
kolaylaştıracak bilgilerdir. Güvelerin yarasalara karşı
kazandıkları zafer de, güvelerin yarasaların tüm saldırı
taktiklerinden haberdar olması sayesinde gerçekleşmektedir. Bu
durum elbette ki güvelerin yaratılışlarındaki kusursuz tasarımın
bir sonucudur. Güve yarasanın sesini algılarken birçok
alternatifin gerçekleşme ihtimali vardır. Ancak bunların içinde
güvenin tam olarak işine yarayacak olan gerçekleşir ve güve
yarasadan kurtulur. Bu ihtimalleri inceleyerek güvenin başardığı
işin önemini vurgulayalım:
Güvenin ses algılama menzili yarasanınkinden daha
kısa olsaydı, güvenin kulakları onu yarasadan koruyamayacaktı.
Böyle bir durumda güve yarasayı fark edip önünden kaçmaya çalışsa
bile, yarasa onu keşfedecek ve daha hızlı uçtuğu için de eninde
sonunda güveyi yakalayacaktı. Başka bir ihtimal olarak güve çok
yakındaki bir yarasayı uzakta gibi algılayabilirdi ya da yarasanın
gönderdiği sesin yönünü ters anlayarak kaçmak yerine yarasaya
doğru da uçabilirdi…
Ancak bu sayısız ihtimaller içinde güveler en
doğru olanını gerçekleştirirler ve yarasaya av olmaktan
kurtulurlar.
Güvelerdeki Mükemmel İşitme Sistemi
Scientific American dergisinde yayınlanan
makalelerden yararlanılarak hazırlanan Animal Engineering adlı
kitapta anlatılanlar, güvelerin vücudunda kusursuz kompleks bir
sistemin var olduğunu ortaya koymaktadır:
Güvenin kulakları göğsünün arka kısmının yan
taraflarında bulunur. Kulak, esas olarak böceğin göğüs ve karnını
ayıran dar bir geçide yerleştirilmiştir. Kulaklar dışarıdan bakan
biri için küçük birer oyuk gibi gözükebilir. Bu oyukların her
birinin içinde şeffaf bir kulak zarı vardır.
İlerleyen satırlarda detaylı olarak görüleceği
gibi güvenin kulağındaki bütün detaylar daha iyi duymasını ve
yarasanın çığlığını analiz etmesini sağlayacak niteliktedir.
Geçidin orta kulak olarak adlandırılan kısmında
yer alan zarın hemen arkasında bir hava kesesi bulunur. Güvenin
işitme sisteminin parçalarını içeren ince bir sıra doku da hava
kesesini boydan boya geçerek kulak zarının ortasından iskelet
desteğine kadar uzanır. Bu sıra üzerinde A hücres_dogadaki_muhendisliki
olarak adlandırılan iki işitme hücres_dogadaki_muhendisliki yer
alır. Bu iki hücreye bitişik olan ve B hücres_dogadaki_muhendisliki
olarak adlandırılan, sesle doğrudan ilişkili olmayan üçüncü bir
hücre de mevcuttur.
Her A hücres_dogadaki_muhendisliki, bir ucu dışarı
yani kulak zarına doğru, diğer ucu da içeri yani iskelet desteğine
doğru uzanan birer sinir lifi gönderir. Güvenin algıladığı yüksek
frekanslı seslerle ilgili tüm bilgiler A1 ve A2 olarak
adlandırılan bu iki A lifinin üzerinden merkezi sinir sistemine
iletilir. Her iki A lifi de büyük B hücres_dogadaki_muhendislikinin
çok yakınından geçer. B hücres_dogadaki_muhendislikinin de bir
sinir lifi vardır ve kısa bir mesafe sonra üç lif olarak birleşir.
Birleşen üç lif, orta kulak siniri olarak güvenin merkezi sinir
sisteminin içine doğru devam eder.
Sinir liflerindeki elektriksel sinyaller 1 voltun
binde 1-2'si kadardır. Güvenin A liflerindeki sinyaller, duyu
hücrelerinden merkezi sinir sistemine saniyenin binde ikisinden
daha kısa bir sürede ulaşırlar.
Bu sinirler, yarasaların yaydığı ses dalgalarını
algılayabilecek kapasitededirler. Ayrıca bu dalgalar arasındaki
değişimleri ve dalgaların büyüklüklerini tespit etme konusunda son
derece hassastırlar. Güve, liflerdeki tüm bu özellikler sayesinde,
uzaktaki bir yarasanın uzun ve zayıf çığlığını, öldürmek üzere
yaklaşan bir yarasanın şiddetli çığlığından ayırabilir.
Güveler Bu Ayrımı Nasıl Yapabilmektedirler?
Bilim adamları bu soruya cevap verebilmek için
"Güve, kulağına ulaşan bilgilerden hangisini değerlendirmekte ve
nasıl bir sonuç almaktadır?" sorularından yola çıkarak araştırmaya
başlamışlardır. Evrimcilerin "tesadüfi oluşum" iddialarını ortadan
kaldıran bu detayların bir kısmı şöyledir:
Bilim adamları konuyla ilgili olarak mikroskobik
elektrik akımlarını tespit eden bir aletle (osiloskop) ölçümler
yapmışlardır. Bir güvenin kulağı yarasanın çığlığı tarafından
uyarıldığı zaman osiloskopta A hücres_dogadaki_muhendislikinin
derhal faaliyete geçtiğine dair sivri yükseltiler belirir. Uyarı
şiddetlendikçe sinirdeki elektrik sinyallerinde de değişimler
görülür. İlk önce, sinyallerin büyüklükleri artar, ikinci olarak
sinyallerin arasındaki zaman aralığı azalır. Üçüncü olarak önce A1
lifinin kaydında beliren yükseltiler iki lifin birden kaydında
görülürler. (A1 lifi, ses algılama konusunda A2 lifinden daha
duyarlıdır.) Dördüncü olarak da, uyarının şiddeti ne kadar
büyükse, A hücres_dogadaki_muhendisliki de o kadar hızlı şekilde
bir yükselti meydana getirir.
Bu bilgileri değerlendiren bilim adamlarını yeni
sorular beklemektedir. Artan şiddetli bir uyarı karşısında güvenin
işitme tepkisiyle ilgili hangi değişiklik, güvenin davranışını
belirlemektedir? Bilim adamları "güvenin bakış açısı" olarak
nitelendirdikleri tahmin yöntemini kullanarak şu sonuçlara
varmışlardır:
Güvenin birinci çeşit bilgilere -yani A
yükseltilerinin sayısına- göre hareket etmesi onu ölümcül bir
yanlış yapmaya yöneltebilir. Örneğin güve uzaktaki bir yarasanın
uzun ve zayıf çığlığını, kendisini öldürmek üzere yaklaşan bir
yarasanın şiddetli çığlığıyla karıştırabilir.
Böyle bir hata ancak güve, yarasanın çığlığının
yüksekliğini belirlemek için ikinci bilgiyi -sivri yükseltilerin
arasındaki aralıkları- kullanırsa önlenebilir.
Üçüncü tip bilgi -A2 lifinin faaliyeti- ¨erken
ikaz¨ mesajını, ¨üstüne almak¨ mesajı haline getirmek işine
yarayabilir.
Dördüncü tip bilgi -bir sivri yükseltinin meydana
gelmesi için gereken zaman- dolaşan yarasanın yerini belirlemesi
için gerekli olan bilgiyi güveye sağlayabilir. Örneğin, eğer ses
güvenin sol kulağında sağdan daha yüksekse, o zaman A
yükseltileri, merkezi sinir sisteminin sol tarafına sağ tarafından
bir milisaniyenin küçük bir bölümü kadar daha çabuk bir zamanda
ulaşacaktır.
Bunlar güvenin yarasa ile ilgili kararı verirken
hangi ihtimalleri ve ne gibi bir sistemi kullandığı ile ilgili
tahminlerdir. Bir de güvenin net olarak gözlemlenebilen
davranışları vardır.
Eğer güvenin algıladığı ses zayıfsa ve karşı
yönden geliyorsa güve hemen ters yöne dönerek uçar. Çünkü sesin
zayıf olması yarasanın henüz güveyi tespit etmediğini dolayısıyla
da peşine düşmediğini göstermektedir. Çünkü yarasalar avlarını
tespit edip saldırırken artan bir sıklıkta ses dalgaları
yollarlar. Zayıf dalgaları algılayan güve yön değiştirerek
yarasayı arkasına alıp oradan uzaklaşır.
Eğer güvenin algıladığı sinyaller yoğunsa güve ya
yere doğru ani bir dalış yapar, ya da havada keskin dönüşler
içeren bir dizi manevra gerçekleştirir. Tüm bunların amacı
yarasanın elinden kurtulmaktır.
Güvenin Destek Sistemleri
Güvenin iki kulağa sahip olması ona ses kaynağının
yönünü tayin imkanı da verir. Eğer yarasa güvenin solunda ise
sağdan gelen ses dalgaları, soldakine oranla saniyenin binde biri
kadar bir gecikmeyle algılanır. İki kulak arasındaki bu algılama
farkı, güvenin ses kaynağının yerini belirlemesi için yeterlidir.
Güvenin kulaklarındaki şaşırtıcı özellikler
şüphesiz bunlarla sınırlı değildir. Bazı güvelerin kulakları
zarımsı yapıdan oluşmuş bir kapağa sahiptir. Bu kapak tıpkı bizim
kulak kepçemiz gibi işlev görür. Ses toplayarak duyma
kapasitesinin güçlendirilmesine katkıda bulunur.
Bütün bunların yanı sıra bazı güveler sadece
ultrasonik sesleri algılamakla kalmaz böyle sesleri yayabilirler
de. Bu güveler yarasayı algıladıklarında kaçmaktan ziyade
ultrasonik sesler yayarlar. Ancak bu şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü
yarasalar ultrasonik sesleri algılamakta tam anlamıyla ustadırlar.
Bu durumda güvenin bu hareketinin intiharla eş anlamlı olduğunu
düşünebilirsiniz. Ancak yarasalar bu tip güvelerle
karşılaştıklarında sanılanın aksine hızla oradan uzaklaşmayı
tercih ederler. Bilim adamları bu davranışın iki temele
dayanabileceğini düşünüyorlar:
1- Güvenin çıkardığı ses yarasanın algılama
sistemini bozmaktadır.
2- Ses yayan güveler yarasaların sevmediği bir
tada sahiptir. Yarasa bu sesi algıladığında tatsız bir av ile
karşılaştığını düşünmektedir.
Buraya kadar verilen bilgilere göz atıldığında
güvelerin hem davranışlarında çok açık bir şuur görülmekte hem de
vücutlarındaki kusursuz tasarım dikkat çekmektedir. Güvenin ses
üstü dalgaları algılaması, bunları yorumlayabilmesi, karşı
dalgalar gönderebilmesi ayrı ayrı tasarımlar gerektiren
özelliklerdir.
Güvenin yarasanın sesini duyabilmesi, karmaşık bir
dizi işlem sayesinde mümkün olabilmektedir. Bu işlemlerden birini,
örneğin A1 lifi ile A2 lifi arasındaki algılama farkını ortadan
kaldırırsanız güve, yarasa çığlıkları arasındaki farkı hissedemez.
Veya kulak zarının yapısı bozulduğunda, güve artık hiçbir şey
duyamaz. Güvenin yarasanın seslerini algılaması da tek başına bir
şey ifade etmez. Böceğin hayatta kalabilmesi için düşmanın
varlığına tepki verecek bir sinir sisteminin de olması şarttır.
Bu sinir sisteminde, belirli kasları harekete
geçirerek kaçışı sağlayan tepkimeler bir düzen içerisinde
gerçekleşmelidir. Sinir sisteminin, belli bir düzendeki veriyi
yani yarasanın çığlıklarını, güvenin kaçış hareketine çeviren
sistem, bir "karmaşık sistem"dir.
Bu sistem üzerinde biraz düşündüğümüzde evrim
teorisinin zaman içinde oluşum iddialarının ne derece akıl dışı
olduğunu bir kez daha görürüz. Evrim teorisi canlıların sadece
tesadüfi değişiklikler sonucunda ortaya çıktıklarını iddia eder.
Ancak güvenin işitme sistemi "indirgenemez kompleks" özelliktedir.
Yani güvenin işitme sistemi, ancak kendisini oluşturan parçaların
bir bütün olarak çalışmasıyla fonksiyonunu yerine
getirebilmektedir. Parçalardan tek bir tanesi bile olmasa ya da
gereği gibi çalışmasa organ hiçbir işe yaramayacaktır. Dolayısıyla
evrimcilerin "tesadüf" kavramının geçerliliği yoktur.
Evrimcilerin Güveler Hakkındaki Büyük
Yanılgıları
Güvelerin kulak yapısı
bazı bilim adamlarınca "basit" kabul edilir. Ancak bu kabulün
nedeni sadece evrimci anlayıştır, bilimsel bir dayanağı
yoktur. Merkezi sinir sistemine sahip olan hayvanlar ve
insanlar dış dünyayı, binlerce sinir lifi ile beyne bağlı bir
sıra duyu organı aracılığıyla algılar. Güvenin algılaması ise
topu topu birkaç sinir lifi aracılığı ile sağlanmaktadır. Bu
nedenle evrimci görüşe göre güvenin işitme duyusu en ilkeldir
ve bu nedenle evrimsel gelişimin en alt basamaklarında yer
almaktadır. Ancak evrimciler her iddialarında olduğu gibi bu
konuda da ciddi bir yanılgı içindedirler.
Bir sistemi sırf bu
nedenlerle ilkel olarak kabul etmek büyük bir hatadır. Çünkü
herkes tarafından bilindiği gibi bir işlevin, mümkün olan en
az elemanla, küçük bir hacimde ihtiyacı tam olarak karşılaması
"ilkelliğin" değil tam tersine "gelişmişliğin" bir
göstergesidir. Sözgelimi cep telefonları ve radyolar gibi ses
algılayıcı sistemler teknoloji geliştikçe küçülmekte ve
içlerindeki elektronik parçalar azalıp mükemmelleşmektedir.
Güvelerdeki sistem de
çok az parçayla mükemmel işleyen bir sistemdir. İnsanın
teknolojik aletlerle yapabildiği ses ölçümlerini güveler
kulaklarıyla yapabilmektedirler. Bu özelliği ilkellik olarak
nitelendirmek evrimcilerin Allah'ın apaçık varlığını gözardı
etme yönündeki sonuçsuz çabalarından başka bir şey değildir.
Böyle bir sistem
"aşama aşama" gelişemez, çünkü ara aşamaların hiçbiri tek
başına bir işe yaramayacaktır.
20. yüzyıl bilimi,
canlılığı en ince detaylarına kadar incelemiş ve canlılardaki
yapıların çoğunun birbirini takip eden çok sayıda küçük
değişiklikle oluşamayacak kadar karmaşık olduğunu
göstermiştir. Bu tip kusursuz sistemlerin var olabilmesi için
"son derece üstün bir bilgiye" sahip bir tasarımcının varlığı
gereklidir.
|
Canlılardaki sistem ve organların çoğu bu
indirgenemez komplekslik özelliğine sahiptir. Bu kavramın
Darwinizm'e çok açık bir darbe indirdiğini, Darwin de anlamıştır.
Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında şu itirafta bulunur:
Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük
değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu
gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır…
Günümüz teknolojisi sayesinde canlılardaki
sistemlerin kompleksliği açıkça ortaya konmuştur ve evrim teorisi
yıkılmıştır. Darwin, teorisini son derece ilkel bilimsel şartlar
altında ortaya koymuştur. O dönemdeki teknik donanım, bilgi
yetersizliği ve dolayısıyla dar görüşlülük evrim teorisinin bütün
iddialarında açıkça görülmektedir.
Sayfa Başına Dön
OPTİK KURALLARINI BİLEN KELEBEKLER
Fizikçilerin optikte kullandıkları üç temel kural
vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:
1) Bir yüzey,
üzerine gelen güneş ışınlarının yüzeyle yaptığı açı 90 dereceye
yaklaştıkça ısınır.
2) Aynı açıda güneş ışını alan iki yüzeyden koyu
renkli olanı daha çok ısınır.
3) Yansıtıcı bir yüzey, üzerine gelen ışını normali
(yüzey ile 90 derece yaptığı var sayılan dikme) ile kaç derece
yapıyorsa o açıyla yansıtır.
Bu kuralları fizik okuyanlar bilirler, ancak bugün pek
çok insan bu kuralların varlığından haberdar bile değildir. Bunların
günlük hayatta nasıl etkileri olduğundan ya da ne işe yaradıklarından
da habersizdirler. Elbette ki optik kurallarının herkesçe bilinmemesi
son derece doğaldır. Bunda yadırganacak bir durum yoktur. Ancak
şaşırtıcı olan, bu kuralları çok iyi bilen başka canlıların olmasıdır.
İnsanların
bilmediği ya da farkında olmadığı bu kurallardan kelebekler
haberdardır. Üstelik kelebekler bu optik kurallarından günlük
yaşamlarında da faydalanmaktadırlar. Bu konuyu Colias kelebeklerinden
örnek vererek açıklayalım.
Colias kelebeği vücut sıcaklığı 280°C'den düşük
olduğunda uçamaz. Bu durumda hemen kanatlarını açar ve sırtını güneşe
dönerek güneş ışınlarını dik alacak şekilde durur. Kelebek yeterince
ısınıp vücut ısısı 400°C'ye kadar çıktığında kendi ekseni etrafında 90
derece döner. Böylece güneş ışınlarını yatay alır hale gelir. Bu
hareket ile güneş ışınlarının ısıtıcı etkisi en aza indirilmiş olur.
Dolayısıyla kelebeğin vücut ısısı düşmeye başlar.
Bunların yanı sıra bu cins kelebeklerin kanatlarında
siyah lekeler bulunur. Bu lekeler ısıyı kelebeğin vücudunda toplamaya
yarar. Üstelik bunlar vücudun en çok ısınmaya ihtiyaç duyduğu
bölgelerine yakın olarak yerleştirilmiştir. Böylece diğer bölgelerden
daha çabuk ısınan lekelerden yapılacak ısı nakli için kullanılan
mesafe kısalmış olur.
Pieris cinsi kelebekler ise kanatlarını öyle bir açıda
ayarlarlar ki, tıpkı bir mercekteki gibi tüm ışınları vücutlarının en
çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler.
Şüphesiz bu kelebekler hayatlarının hiçbir döneminde
fizik-optik eğitimi almamışlardır. Fizik kurallarından, hangi açının
güneş ışınlarını daha verimli alacağından da haberdar değildirler.
Bütün bunlar kelebeklere öğretilmektedir.
|

Pieris cinsi kelebekler
kanatlarını öyle bir açıda ayarlar ki, güneş ışınlarını
vücutlarının en çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler.
Bu, optik bilgisi gerektiren bir davranıştır. İnsanlar da
kelebeklerin yaptığı gibi, ışınları bir noktada toplamak için
çukur aynalar ve mercekler kullanırlar. Pieris kelebeklerinin,
optik bilgisi gerektiren böyle birşeyi başarabilmeleri
şaşırtıcıdır.
|
|