| Bu bilgiden sonra şu soruları sormak
kaçınılmazdır:
Kanın pıhtılaşma gibi bir özelliği olduğunu sivrisinek nereden
bilmektedir?
Kestiği dokunun canlı olduğunu, bu işlemin kurbanına acı
vereceğini nasıl öğrenmiş ve bu probleme karşı uyuşturma tekniği
geliştirmiştir? Ameliyat öncesinde lokal anestezi yapmak insanın tıp
bilimi yardımıyla geliştirdiği bir tekniktir. Sivrisinek bu ilme
nasıl sahip olmuştur?
Bu sıvıların laboratuvar şartlarında bile sentezlenmesi son
derece güçken, sivrisinek bu sıvıya nasıl sahip olmuştur?
Uyuşturan ve kanın pıhtılaşmasını engelleyen sıvının, deriyi
parçalayacak ve bu sıvılara en çok ihtiyacı olacak olan kesici
bıçakların içinde bulunması yalnızca bir tesadüf müdür?
1 cm'lik bir canlının 0.1 cm. uzunluğunda, yaklaşık 0.01 cm.
çapındaki borusunun içinde oldukça üstün bir mekanizmanın
yerleştirilmiş olması nasıl açıklanabilir?
Kuşkusuz cevap ortadadır: Sivrisineğin insan vücudundaki kanın
kimyasal bileşimi hakkında bilgi sahibi olması ve sonra da bu
bilgiyi değerlendirerek kendi bedeninde çözümler geliştirmesi
sözkonusu olamaz.
Üstün Uçuş Tekniği
Sivrisinek kanatlarını saniyede yaklaşık 500 defa
çırpar. Bu yüzden kanatların sesi insan tarafından bir vızıltı
olarak algılanır. İnsana imkansız gibi gelen bu rakam çok hassas
ölçümler sonucunda elde edilmiştir ve gerçekten de şaşılacak bir
rakamdır.
Bir örnek konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı
olabilir. Eğer insanın kolları bir makineye bağlanarak saniyede 500
kere açılıp kapanmaya zorlansa, sonuç oldukça dramatik olur. Kolun
omuza bağlandığı eklem parçalanır, bağlantılar yanar, kolu tutan
bütün lifler kopar, ve kol tamamen sakat kalır. Eğer hareket bir
saniyeden daha uzun bir süre yaptırılırsa, kol omuzdan çıkar ve
kopar. İnsan için imkansız olan bu hareket, doğduğu günden itibaren
sivrisineğin günlük yaşamının bir parçasıdır.
Elbette bu mucizevi olay, sivrisineğin
yaratılıştan sahip olduğu çeşitli destekleyici sistemler sayesinde
gerçekleşir.
Öncelikle, kanatları çırpan kasların ve
bağlantılarının son derece güçlü ve dayanıklı olmaları gerekir.
Bir ikinci koşul ise bu kaslara enerji
sağlanmasıdır. Bilindiği gibi hücreler, enerjiyi oksijen kullanarak
sentezlerler. Oksijen kullanım kapasitesinin yükselmesiyle orantılı
olarak dayanıklılık artar.
İnsan vücudunda oksijen akciğerden kana karışır
ve kan yoluyla hücrelere ulaştırılır. Koşan bir insanın yorulmasının
nedeni, zamanla hücrelere gerekli oksijenin ulaştırılamamasıdır.
Yorulmanın bir başka sebebi, kas hücrelerinde laktik asidin ortaya
çıkmasıdır. Bu asit hücrelerden atılmazsa yorgunluk hissine neden
olur.
Bu durum sivrisinekler için oldukça farklıdır.
Büyüklüğü kendi vücudunun büyüklüğüne yakın olan kanatlarını
saniyede 500 defa çırpabilmek için, sivrisineğin çok fazla oksijene
ihtiyacı vardır.
İşte bu yüzden sivrisineğin solunum sistemi tam
da bu ihtiyacı karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Solunum sistemi
hemen hemen her hücreye ulaşan özel bir solunum borusundan oluşur.
Bu boru doğrudan dışardaki havaya bağlı olduğundan, hücreler oksijen
alışverişini aracı bir madde olmaksızın yaparlar. Artık maddeler de
bu borular sayesinde hücrelerden atmosfere verilirler. İşte bu
yüzden, sivrisinek bir dakika içinde binlerce defa kanat çırpar ve
hiç yorulmaz.
Sivrisineğin kanatlarını bu kadar hızlı
çırpabilmesi, ona uçuş için birçok avantaj kazandırır. Dikey durumda
aşağı yukarı uçabilir, kolaylıkla ileri geri hareket eder.
Sivrisinek, helikopter ve uçaktan çok daha üstün uçuş özelliklerine
sahip kusursuz bir makine gibidir.
Bir uçağın veya helikopterin uçabilmesi için,
özel olarak rafine edilmiş yakıtlar kullanılır. Oldukça pahalı olan
bu yakıtlar, her uçuş öncesinde tekrar doldurulur. Oysa sivrisinek
bütün enerjisini yediği bitki özlerinden alır. Uçaklar ve
helikopterler her uçuş öncesinde bakımdan geçirilir, motor parçaları
sürekli yenilenir. Sivrisinek ise bütün ömrü boyunca, sırtındaki
kasların gücü sayesinde uçar ve hiçbir problemle karşılaşmaz.
Günümüz hava taşıtları ancak son yüzyılda
geliştirilebilmiştir. Yıllar süren araştırmaların ve uzun
çalışmaların sonucunda bugünkü özelliklerini kazanmışlardır.
Kullanılan bilgi birikimi ise, yüzyılların bilgi birikimidir.
Gelişmenin her aşamasında insan aklının düşünce ve tasarım gücü
kullanılmıştır. Ancak teknoloji ne kadar ilerlemiş olursa olsun,
insanoğlu doğadaki uçuş teknolojisinin çok gerisindedir. Mevcut
hiçbir teknoloji, sivrisineğin boyutlarında ve onun uçuş
özelliklerinde bir makine yapamaz.
Unutulmaması gereken, burada makinelerle
karşılaştırdığımız varlığın 10 milimetre büyüklüğünde bir canlı
olduğu ve bu canlının da milyonlarca küçük canlının (hücreler)
biraraya gelmesiyle oluştuğudur. Dolaşım, boşaltım ve sinir
sistemleri, her an atan bir kalbi, görebilen bir gözü, algılama
sistemleri, protein sentezi yapan milyonlarca hücresiyle sivrisinek,
uçak ya da helikopterden çok daha karmaşık bir birleşimdir.
İnsanlar bir uçağın ya da helikopterin nasıl
meydana geldiği sorusuna, usta mühendisler ve gelişmiş fabrikalar
tarafından yapıldığını söyleyerek cevap verirler. Bu araçların,
metallerin tesadüfi birleşmeleri sonucunda oluştuklarını iddia
etmenin bir deli saçması olduğunu da gayet iyi bilirler. Ancak aynı
insanların bir kısmı, bu iki araçtan da üstün olduğu tartışma
götürmeyen sivrisineğin, "evrim sürecinde meydana gelen tesadüfler"
tarafından, yani hiç bir planlayıcı olmadan varolduğunu iddia
edebilmektedirler.
Böyle yapmakla sadece kendilerini aldatmış
olurlar. Sivrisinek yoktan varolan, bir bataklıklığın içinde veya
bir su birikintisinde, birçok mucizevi aşamadan sonra dünyaya gelen
bir böcektir.
SONUÇ
Dünya literatüründe, sivrisinek hakkında yazılmış
birçok kitap, yapılmış sayısız araştırma vardır. Ancak bu kitabın
amacı, bu çalışmalardan çok daha farklıdır. Amaç sivrisineğin
çiftleşmesi, yumurtlaması, beslenmesi hakkında genel bilgi aktarmak
değildir.
Amaç, bu konu vesilesiyle insanın hayatındaki en
önemli gerçeği hatırlamasını sağlamaktır.
Amaç, insana, kendisinin gerçek sahibini, yani
Alemlerin Rabbi'ni ve O'na karşı olan sorumluluklarını
hatırlatmaktır.
Sıradan
bir canlı gibi gözüken sivrisineğin, insanlara gösterilmiş ne kadar
büyük bir yaratılış delili olduğu bir kez daha anlaşılır:
-Yumurtlama zamanı gelen anne sivrisineğin,
karnındaki ısı ve nem reseptörü sayesinde en uygun bölgeyi tespit
etmesi..
-Yumurtalarını suya bırakan sivrisineklerin,
ilerde yavrularının karşılaşacağı problemleri düşünerek çeşitli
tedbirler almaları..
-Yumurtaların olumsuz şartlarda _zamanları
geldiği halde_ çatlamadan uygun koşulların oluşmasını beklemeleri..
-Yumurtaların kendi kendilerini kamufle etme
yetenekleri..
-Anne sivrisineğin yumurtalardan bir sal yaparak,
yumurtaların kaybolmasını ve suya batmasını engellemesi..
-Yumurtaların birleştirildiklerinde bir sal
oluşturacak en uygun yapıya sahip olmaları, altlarında bir hava
boşluğu bulunması..
-Sıtma sivrisineklerinin yumurtalarının üzerinde
bulunan, yumurtaların suya batmalarını engelleyen cansimdine benzer
yapılar..
-Marangoz sivrisineğin, bitki köklerini keserek
yumurtalarına en uygun ortamı hazırlaması..
-Dünyaya yeni gelen bazı larva cinslerinin,
bitkilerin köklerinde oksijen bulunduğunu bilip, kökleri keserek bu
oksijene ulaşmaları..
-Larvaların beslenebilmesi için suyu akıntı
yaratarak süzmesini sağlayan, ağız etrafındaki özel dizayn edilmiş
fırçalar..
-Larvanın kendisine uygun bir ev yapması ve
ihtiyacı olan bütün malzemenin doğuştan ona verilmiş olması..
-Akıntılı sularda yaşayan larvaların
kuyruklarında bulunan ve bir yerlere tutunarak akıntıya
kapılmamalarını sağlayan kancalar.
-Başaşağı suyun içinde duran larvanın, suyun
üzerine uzanan ve nefes alabilmesini sağlayan-dalgıçların
kullandıkları şnorkellere benzeyen- hava borusu..
-Borunun içinde bulunan ve borudan içeri su
kaçmasını engelleyen, özel izolasyon maddesi..
-Güneş altında günlerce kalan ve şeffaf bir
deriye sahip olan larvaların, güneşten kavrulmalarını engelleyen
özel ürik asit kalkanı..
-Pupa dönemine geçişte, larvanın derisini
kırmasına yarayan ve bu aşamadan sonra kaybolan özel organ..
-Pupanın son değişim aşamasında, su yüzeyinde
bulunan baş tarafından çatlaması _başka bir noktadan çatlarsa
kozanın içi ıslanır_.
-Kozanın baş tarafının yine özel bir maddeyle
yalıtılmış olması..
-Sivrisineğin suyun içindeki pupadan, vücudunu ve
kanatlarını suya hiç temas ettirmeden çıkması..
-Suyun içinde yaşayan bir canlıyken, buradan
kusursuz bir uçuş makinesi olarak çıkması..
-Erkek sivrisineğin, dişisini, kanat çırpma
frekansından tanıması..
-Sivrisineğin avını ısırmak için kullandığı, altı
parçadan oluşan kesme, delme ve emme mekanizması..
-Açtığı yarayı uyuşturması, böylece kurbanına
farkettirmeden kan emebilmesi..
-Açtığı yaraya, kanın pıhtılaşmasını engelleyen
bir sıvı dökerek, kan emme işlemini devam ettirebilmesi..
-Avının yerini saptamada, ısı, nem, karbondioksit
ve kimyasal maddelere duyarlı sistemler kullanması..
Bir santimetrelik sivrisinek, ne mutasyon, ne
tesadüfler ne de doğal seçilim mekanizmalarıyla varlığı
açıklanamayan birçok mucizevi özelliği içinde barındırır. İşte bu
yüzden;
Tüm bu işlem üzerinde biraz durup düşünmek ise, bizi çok önemli
bazı sonuçlara ulaştırır.
Sivrisinek ihtiyacı olan kana ulaşabilmek için yalnızca üstün
algılama sistemleri, kesme ve emme mekanizmalarıyla değil, kimyasal
bir bilgiyle de donatılmıştır. Çünkü sivrisinek, yukarda
belirtildiği gibi, kanın pıhtılaşmasını engelleyen bir salgı
kullanmaktadır. Hem de hiç tanımadığı, bilmediği bir vücudun savunma
sisteminde yeralan bir enzime karşı. Dahası bu salgı, sivrisineğin
bir cerrah gibi kestiği canlı dokuları uyuşturma özelliğine
sahiptir.
SİVRİSİNEKLERİN HAYATI - SON SAYFA |