|
Suyun içindeki dünyasını geride bırakıp yeni
bir dünyaya adım atan sivrisinek artık bambaşka bir canlıdır. Bu
canlının yeni bedeni önceki halleri gibi sayısız mucizelerle
doludur. Eğer sivrisineğin vücudu yakından incelenirse her ayrıntıda
çok özel bir yaratmanın izleri görülür. Şimdi bu mucizelere tanık
olmak için sivrisineğin yapısını bölüm bölüm ele alalım.
Sivrisineğin vücudunda 3 bölge bulunur: baş, göğüs ve karın
kısımları. Herbiri ayrı birer tasarım harikası olan bu bölümleri
ayrı ayrı inceleyeceğiz.
Baş Kısmı
Sivrisineğin başının üst yanından iki anten çıkar. Bu antenler
duyu hücrelerince zengin, çok hassas algılayıcılardır. Erkek
sivrisineklerin antenleri, dişilere göre çok daha hassastır. Çünkü
bu antenler sayesinde, çiftleşme zamanı geldiğinde, binlerce ses
arasında dişisinin kanat çırpma frekansını algılar
Dişi sivrisineklerde, antenlerin arasında, sivrisineğin kan emmek
için kullandığı emme tüpü ya da diğer adıyla hortumu bulunur. Bu
hortum basit yapıda bir hortum değildir. İçinde oldukça karmaşık bir
sistem barındırır. Aslında hortum, çok özel bir kesme ve vakumlama
mekanizmasının kılıfıdır. Bu mekanizmanın bir adı da "labium"dur.
Sivrisinek ısırdığında bu kılıf geriye doğru esner ve kesici
mekanizma devreye girer. Bu mekanizma 6 parçadan oluşur. Bunlardan 4
tanesi kesici bıçaktır ve bu bıçaklar oldukça etkilidirler. Bir
insan derisini kolaylıkla kesebildikleri gibi, kurbağanın ya da bir
yılanın pullu derisini de kesebilecek güçtedirler.
Diğer iki parça ise birleşerek içi boş bir boru meydana
getirirler. Sivrisinek bu tüpü bıçakların açtığı yaradan içeri sokar
ve bu sayede kurbanının kanını emebilir.
Bıçaklardan birinden yaranın içine akıtılan bir sıvı dokuları
uyuşturur. Bu bir nevi lokal anestezidir. Böylece sivrisinek
derinizi kesip, kanınızı emerken siz bir şey hissetmezsiniz. Ayrıca
bu sıvı kanın pıhtılaşmasını engelleyerek, sivrisineğin kan emmeye
devam etmesini sağlar. Sivrisineğin ısırdığı bölgenin daha sonra
kaşıntı yapması ve şişmesi bu sıvı yüzündendir.

sivrisineğin 35 defa büyütülmüş mikrofilmi |
sivrisinek kafasının alttan görünümü 60 kez büyütülmüş
olarak
|
|
|
Göğüs Kısmı
Bu bölüm, sivrisineğin kafasının arka tarafında bulunur.
Sivrisineğin 6 ayağı da göğüsten çıkar. Ayrıca yine burada 1 çift
kanadı bulunur. Bu kanatlar pullarla kaplıdır ve içlerinden damarlar
geçer.
Bazı böcek türleri 2 çift kanada sahiptir. Ancak sivrisineklerde
ikinci bir kanat takımı yerine kalın ve küt yumrular ("stubby
knob"lar) vardır. Bunlar uçuş esnasında titreşerek kontrol sağlamaya
yardımcı olurlar.
Sivrisineğin vücudu kıllıdır. Ayrıca kafa, kanat ve bacaklarda
pullar vardır. Bu pullar kelebek pullarını andırır.
Karın kısmı
Sivrisinekler bir seferde ortalama 2.8 mg. kan emerler ki, bu
kendi ortalama ağırlıklarından (2.5 mg.) daha fazladır. (Bu, 70
kg.'lık bir insanın bir seferde, üstelik de kısa bir sürede 70 kg'ın
üzerinde yemek yemesine benzer) Acaba bu kadar hassas bir yapıya
sahip bir böcek nasıl olup da kendi ağırlığınca kan emebilmektedir?
Bu sorun da çok kolay bir şekilde çözülmüştür. Sivrisineğin karın
bölümündeki deri esnek ve saydam bir zardan oluşur. Kan içeri
çekilirken bu zar açılarak karın kısmının genişlemesini sağlar. Bu
sayede sivrisinek de dilediği kadar kan emebilir.
Yapılan deneylerde, sivrisineğin karnının içindeki gerilim
sensörlerinin bir operasyonla alınması durumunda, sivrisineğin kan
emmekten patladığı görülmüştür. Buraya kadar belirtilen bütün
sistemlerin yanında, sivrisineğin karnında bir de kapasite kontrol
sinirlerinin bulunması, yaratılıştaki üstün sanatın bir başka
örneğidir.
|
|
 |
1)Sivrisinek altı bıçaktan oluşan
kesme sistemiyle deriyi deler. Kesme işlemi sürerken,
bıçaklardan birinin içinde yaraya akıtılan salgı dokuları
uyuşturur ve ısırılan canlı, kanının emildiğinin farkına
bile varmaz. Bu salgı aynı zamanda kanın pıhtılaşmasını
engelleyerek, emme işleminin devam etmesini sağlar.
2)Kan emmeye devam eden sineğin karnı zamanla kan dolmaya
başlar.
3)Sonunda sivrisineğin karnı kendi ağirlığından daha fazla
kanla dolar. |
 |
|
Sanıldığının aksine, sivrisinekler kanla beslenmezler. Sivrisinek
gıdasını bitki özlerini yiyerek temin eder. Erkek sivrisinekler
yaşamları boyunca hiç kan emmezler.
Ancak dişi sivrisinekler, yumurtlama döneminde yumurtaların
protein ihtiyacını karşılamak için kan emerler. Emilen kanı
sindirmek 3-4 gün sürer. Daha sonra kan emme işlemi tekrarlanır. Bu
döngü yumurtlama evresinin sonuna kadar sürer.
Avın Yerini Tesbit Eden Hassas Alıcılar
|

Sivrisineğin
Algılarından biri de ısıya karşı duyarlıdır. Çevresindeki
cisimleri yaydıkları ısıya göre algılar. |
|
Geceyarısı zifiri karanlık bir odada da uyusanız, sivrisinek
kolaylıkla sizi bulur. Bütün vücudunuz yorganla örtülü olsa, ancak
sadece bir eliniz açıkta kalsa, sivrisinek anında bu eti tespit eder
ve kanı oradan emer. Peki bu hayvan bu işi, _insanlar için
genellikle son derece tatsız ve üzerinde düşünmek istemedikleri bir
konu da olsa_ bu harika işi nasıl başarmaktadır? Karanlıkta avını
eliyle koymuş gibi bulabilmesinin sırrı nedir?
Cevap yine çok üstün bir dizaynı gösterir: Sivrisinek avını
bulabilmesi için üstün bir sistemle donatılmıştır. Bu sistem ısı,
gaz, nem ve çeşitli kimyasal maddelere duyarlı çeşitli reseptörler
içerir. Bu sayede sivrisinek, avının yerini karanlıkta çok kolay
tespit eder.
Isıya hassas algılayıcılar kullanmak, günümüz askeri
teknolojisinde de sık sık kullanılan ve özellikle karanlık
ortamlarda oldukça etkili olan bir yöntemdir. Sivrisineğin vücudunda
da çok hassas bir ısı algılayıcısı vardır. "Tarsi" adı verilen bu
organ, sivrisineğin ön ayaklarında bulunur. Bunlar, bir vücuttan
gelen ısı dalgalarını keşfettiklerinde sivrisinek adeta ona doğru
çekilir ve hiç yanılmadan hedefine ulaşır. Dahası bu ısı
algılayıcısı sayesinde, derinin altında kanın yoğun olduğu bölgeleri
-çünkü damarlar dokulardan daha sıcaktır- kolaylıkla bulur.
Bir başka deyişle, zifiri karanlıktaki bir yatak odasına giren
bir sivrisinek, uyuyan kişinin açıktaki bedenini, hatta cilde yakın
damarlarını gayet net bir biçimde algılar.
Sivrisineği çeken bir başka unsur karbondioksit gazıdır. İnsan ve
hayvanların nefesinde bulunan bu gaz, sivrisinekler için oldukça
çekicidir ve avını bulmasına yarayan önemli bir ipucudur.
Karbondioksitin sivrisinekler üzerindeki etkisini kanıtlamak için
yapılan bir deneyde, iki insan maketi birbirlerinden 2 metre uzağa
konulmuştur. Daha sonra da, bu maketlerin ağız kısmına
yerleştirilmiş bir mekanizmadan dışarıya, nefes alıp verme hızıyla
karbondioksit verilmiştir. Bunun hemen ardından sivrisinekler
kuklaların başlarının etrafında dönmeye başlamışlardır. İşte bu
yüzden sivrisinekler, başın etrafında diğer bölgelere oranla daha
çok dönerler.
Kanda bulunan aminoasitlerin, aminlerin ve amonyağın ve laktik
asitin karışımı da sivrisineği cezbeder; bu maddelerin 2000 defa
seyreltilmiş derişimi bile, sivrisinek için, saf sudan 5 kat daha
fazla çekicidir. Nem de sivrisineği çeken önemli faktörlerdendir.
Kısacası, sivrisinek, ısı, gaz, nem ve koku dedektörleriyle yüklü
bir savaş uçağı gibidir. Avını karanlıkta göremese bile, hedefi
yanılmadan bulabileceği üstün sistemlerle donatılmıştır. Yaklaşık 25
ila 30 metreden avının varlığını ve yerini tespit edebilir.
Peki böylesine özel bir yapı tesadüflerin ardarda eklenmesi
sonucunda oluşmuş olabilir mi?
Bilindiği gibi yumurtalarının protein ihtiyacını karşılayabilmek
için, dişi sivrisineğin kurbanlarından emdiği kana ihtiyacı vardır.
Bu kanı temin etmesi için de kurbanını bulabilmesi zorunludur.
Evrim teorisine göre, sivrisineğin yukarda sıraladığımız algı
yeteneğini zaman içinde, aşama aşama kazanmış olması gerekir. Ancak
sivrisineğin binlerce yıl boyunca, kendi vücudunda tesadüfen bir ısı
reseptörü oluşmasını bekleyecek zamanı yoktur. Eğer bu algılama
sistemi doğuştan olmazsa sivrisinek avını bulamaz ve yumurtalar
ölür. Yani zaman içinde gelişim diye bir olasılık söz konusu
değildir.
Sivrisineğin sahip olduğu algılayıcıları bir kez daha tekrar
edelim; Isı, nem, gaz ve kimyasal madde algılayan sistemler.
Bunların yanında bir de, karşı cinsi algılamasını sağlayacak
titreşim duyargaları.
10 mm. boyundaki sivrisineğin, bu kadar etkili algılama
sistemleriyle donatılmış olması, ihtiyaçlarının bilinçli bir
"yaratıcı" tarafından düşünüldüğü ve doğuştan karşılandığı anlamına
gelir. Bu ihtiyaçları karşılayan ise, sivrisineği yoktan vareden
Allah'tır. Allah yeryüzündeki her canlıya rızkını verdiği gibi, bu
rızıklara ulaşmalarını sağlayan yetenek ve donanımları da vermiştir.
Avını Sokması
Isı, gaz, nem veya kimyasal salgı uyarılarından birini algılayan
sivrisinek hemen avına yönelir. Sivrisinek avının üzerine o kadar
yumuşak konar ki, bu çoğu zaman hissedilmez bile. Daha sonra ağız
bölgesinde bulunan bir çift alet yardımıyla, delmek için en uygun
olan noktayı bulur. Bu aletlere "palpi" denir.
İlk delme işlemi alt ve üst çene tarafından yapılır. Hortumun
içinde bulunan 4 kesici bıçak deriyi derinlemesine keser. Sıcaklık,
koku, tat ve dokunma duyu organları, deri altındaki kılcal
damarların sık olduğu yerleri saptamada önemli rol oynar. Birkaç
denemeden sonra sivrisinek damarı bulur.
Sivrisinek
açtığı delikten içeri uzattığı tüp yardımıyla kanı emer. Bu tüp
sayesinde küçük bir kan damarına girip, kanı doğrudan buradan
içebilir. Ya da deriyi kestiğinde çevredeki dokularda biriken kanı
emer.
Çoğu kez delici iğneler deriye dikine girer. Sivrisineğin
iğnesinin en önemli özelliği belirli bir derinlikte eğilebilmesidir.
Bu muhteşem özelliği sayesinde iğne deri altında kolaylıkla hareket
eder, hatta derinin yüzeyine paralel uzanacak hale bile gelebilir.
Böylece iğnesini damarca en zengin bölgeye ulaştırır.
Ancak burada sivrisineği bekleyen önemli bir sorun vardır.
Sivrisinek bir insanı ısırdığı anda, insan vücudunda bulunan bir tür
savunma sistemi devreye girer. Vücuda mikropların girmesini
engellemek ve kanı durdurmak için gerekli olan enzim, yara bölgesine
salgılanmaya başlar. Bu enzim kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kanda
pıhtılaşmanın başlaması ise, sivrisineğin kan emişini imkansız hale
getirecektir. (Pıhtılaşma, özetle plazma proteinlerinden biri olan
fibrinojenin fibrin haline dönüşmesidir.)
Fakat bunu "bilen" (!) sivrisinek, kesici bıçaklarından birisinin
içinden yaraya, pıhtılaşmayı engelleyen bir salgı enjekte eder! Bu
salgı "anti coagulant" (pıhtılaşma engelleyici) bir enzim içerir.
Böylece kandaki enzim etkisiz hale getirilir ve pıhtılaşma durur.
 Sivrineğin hortumu içinde 6 bıçaktan oluşan
bir kesme mekanizması vardır. 4 bıçak deriyi keserken, diğer
2 bıçak birleşerek içi boş bir boru meydana getirirler.
Sivrinek bu boruyu kestiği dokunun içine sokar ve kanı emer. |
|
Dahası bu salgı sayesinde sivrisinek kurbanına lokal anestezi
yapar. Kestiği bölgeyi uyuşturur. Bu sayede kurban, derisinin
kesildiğinin ve kanının emildiğinin farkına varmaz. Deride alerjik
reaksiyona, dolayısıyla da kaşınmaya neden olan şey de işte bu
salgıdır.
Bütün bu anlatılanlar saniyelerle ifade edilebilecek bir zaman
diliminde olup biterken, insan kendisini bir sivrisineğin soktuğunun
farkına bile varmaz.
Bir
dişi ortalama olarak bir seferde 2,8 miligram kan emer ve bu
yaklaşık 2,5 dakika kadar sürer. Emme işleminin tamamlanması ile
kan, sindirim sisteminin ön kısmında bulunan emme pompaları
sayesinde orta bağırsağa gönderilir. Karın kısmı sindirim sistemine
kadar kanla dolar. Kanı sindirme işlemi ortalama 3-4 gün sürer,
ondan sonra emme işlemi tekrarlanır.
Tüm bu işlem üzerinde biraz durup düşünmek ise, bizi çok önemli
bazı sonuçlara ulaştırır.
Sivrisinek ihtiyacı olan kana ulaşabilmek için yalnızca üstün
algılama sistemleri, kesme ve emme mekanizmalarıyla değil, kimyasal
bir bilgiyle de donatılmıştır. Çünkü sivrisinek, yukarda
belirtildiği gibi, kanın pıhtılaşmasını engelleyen bir salgı
kullanmaktadır. Hem de hiç tanımadığı, bilmediği bir vücudun savunma
sisteminde yeralan bir enzime karşı. Dahası bu salgı, sivrisineğin
bir cerrah gibi kestiği canlı dokuları uyuşturma özelliğine
sahiptir.
SİVRİSİNEKLERİN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ
SAYFADA
|