|
TASARIM HARİKASI AĞLAR
Örümceğin ağı; ağırlığı taşıyan iskelet iplikleriyle, bu ipliklerin
üzerine yerleştirilmiş spiral şekilli yapışkan özellikteki yakalama
ipliklerinden ve ağın iplerini birbirine birleştiren bağlantı iplerinden
oluşur. Spiral şekilli yapışkan iplikler, iskelet ipliklerine tam olarak
bağlanmazlar. Böylece ağa yakalanan böcek kurtulmaya çalıştıkça yapışkan
ağa daha fazla yapışmış olur. Böceğin üzerine tamamen yapışan yakalama
ipi, zamanla esnekliğini kaybederek, sertleşir ve sağlamlaşır. Bu
şekilde böcek kapana kısılır, hareketsiz kalıp kaskatı kesilir. Bundan
sonra ise av adeta canlı paketlenmiş hazır bir besin gibi, sağlam
iskelet ipliklerinin üzerinde, örümceğin gelip son darbeyi vurmasını
beklemek zorundadır.
Ağın Darbeleri Emme Özelliği
Örümcek ağlarının etkili bir tuzak olabilmesi için sadece yapışkan
özelliğe sahip olması ya da farklı özellikteki ipliklerden üretiliyor
olması yeterli değildir. Örneğin ağın uçan böcekleri durdurabilecek
şekilde dizayn edilmiş olması da gerekmektedir. Ağa takılan böceği
güdümlü bir füzeye benzetecek olursak böceğin hareketinin durdurulması
tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü ağa yakalanan avı, örümceğin
gelip inceleyebilmesi ve ısırabilmesi için, hareketsiz tutabilmesi
gerekmektedir. Bir füzeyi yakalayıp, hareketsiz tutabilmek ise oldukça
zor bir iştir.
Ağı oluşturan iplikçikler çok sağlam oldukları gibi aynı zamanda da
esnektirler. Fakat ağın esneklik payı, farklı bölgelerde, farklı
oranlardadır. Bu esneklik oranının önemi şu sebeplere bağlıdır;
• Eğer iplikçiklerin esneme payları gerektiğinden az olsaydı, ağa
çarpan böcek sert bir yaya çarpmışcasına geldiği yöne doğru geri
fırlardı.
• Eğer iplikçiklerin esneklik payı gerektiğinden fazla olsaydı, böcek
ağı çok fazla esnetir, yapışkan iplikler birbirine yapışır ve ağ deforme
olurdu.
• İplikçiğin esneklik payı hesaplanırken rüzgar etkisi de göz önüne
alınmıştır. Böylece esen rüzgarın gerdiği ağ tekrar eski haline
dönebilir.
• Esneklik payı, ağın tutturulduğu yer için de önemlidir. Örneğin ağ
bir ota tutturulmuşsa, ağın esnekliği bu otun hareketinden kaynaklanan
gerilimleri ortadan kaldıracak nitelikte olmalıdır.
Spiral şeklinde örülen yakalama iplikçikleri birbirine çok yakındır.
Herhangi küçük bir sallanma bu ipleri birbirine yapıştırarak, yakalama
alanında büyük gedikler oluşturabilir. Bu yüzden esneme payları yüksek,
yapışkanlı yakalama iplikçikleri, esneme payları düşük kuru iplerin
üzerine yerleştirilmiştir. Böylece ağda oluşabilecek potansiyel kaçış
deliklerinin önü alınmıştır.
Görüldüğü gibi ağın her özelliğinde mucizevi bir yapı görülmektedir.
Her türlü olasılık düşünülmüştür. Bunlar düşünüldüğünde evrim teorisinin
iddiasının akıldışılığı bir kere daha ortaya çıkmaktadır. Tesadüfen
ortaya çıkan değişimlerle bir ağda darbe emici özelliklerin nasıl
oluşturulacağının bir örümceğe öğretilmesi elbette ki mümkün değildir.
Üç Boyutlu Ağlar
Üç
boyutlu ağ ya da diğer adıyla "Aerial yakalama tuzakları", iki boyutlu
ağlara göre daha karmaşık bir yapı içerirler. Ağ bir düzlem şeklinde
değil, karmaşık üç boyutlu bir yapıdadır. Bu çeşit ağlar yayılmış yumak
yığınları görünümündedir. Bu yüzden de ağın denetlenmesi, iki boyutlu
ağlara göre daha zordur. Eğer örümceğin itibar etmediği küçük böcekler
ve parazitler ağa yakalanıyorsa, örümceğin işi daha da zorlaşır. Bu
yüzden örümcek, ağını kurmak için bu tip ziyaretçilerin olmadığı bir
bölgeyi seçer.
Bu ağları kullanan örümceklerden biri kara dul örümceğidir.
Üstün bir mimari tekniğe sahip olan örümcek ağının içinde, aynı zamanda
mekanik bir tuzak da vardır. Bu tuzak yoğun ve yapışkan bir ağ alanını
içerir. Bu ağ topu, yere fazla güçlü olmayan iplikçiklerle bağlanır.
Kımıldayan bir böcek ağ topuna yapışır yapışmaz, iplikçikler kopar, yer
ile bağlantı kesilir. Ve örümcek bir süre sonra tuzağı yukarı, üç
boyutlu ağın ortasına çekerek, hareketsiz kalmış avını öldürür.
Üç boyutlu ağlardaki tuzağın planının ve örümceğin kullandığı
yöntemin dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Çünkü ağın tasarımında çok
açık bir akıl gösterisi vardır. Mekanik tuzağı olsun veya olmasın üç
boyutlu ağlarda avın hızını kesmek için kullanılan yöntem aynıdır. Çok
sayıdaki zayıf iplik bir planlama çerçevesinde özellikle örülmüştür.
Böceğin takılmasıyla beraber fazla güçlü olmayan bu iplikler kopacaktır.
Bu arada avın hareket enerjisi bu ipliklerin koparılması için
harcandığından, böceğin hızı kesilir. Daha sonra yakalama iplikleri
böceği kıskıvrak yakalar.
Örümcek kusursuz bir planlama ile çalışan bu ağı örmeyi elbette ki sözde evrim süreci sonucunda kendi çabasıyla öğrenmiş olamaz.
Ağların Kontrolü
Örümcek ağlarının düzenli olarak kontrol edilmesi gerekmektedir.
Çünkü ağın spiral şeklindeki yapışkan bölümü, yağmur nedeniyle veya
tuzaktan kurtulmaya çalışan avlar yüzünden hasar görür. Ayrıca ağa
yapışan tozlar da, spiral ipliklerin yapışkanlık özelliklerini
yitirmelerine sebep olur.
Ağ, bulunduğu ortama bağlı olarak, örülmesinden çok kısa bir zaman
sonra -24 saat sonra bile- böcekleri yakalamasını sağlayan özelliklerini
yitirebilir. Bu yüzden ağ, periyodik olarak bozulup yeniden yapılır.
Örümcek bozduğu ağın ipliğini yer ve sindirir. Sindirdiği iplikteki
amino asitleri bir sonraki ağın yapımında kullanacaktır.
Örümceklerin türlerine göre ağın yenen bölgesi ve yeme zamanı da
değişiklik gösterir. Örneğin bahçe örümcekleri ağın çerçevesine
dokunmayıp, yalnızca ağın yarıçapını ve yapışkan spiralini yerler.
Tropikal bölge örümcekleri ağlarını alacakaranlıkta kurar ve bu ağı
şafakla birlikte yerler. Ilıman bölgelerde ise örümcekler, ağlarını
yiyerek yenisini kurma işini gece yaparlar. Çünkü bu bölgelerde yaşayan
gece böcekleri tropikal bölgelerdeki gibi bol değildir. Bu nedenle ağın
gündüz boyunca kurulu tutulması gereklidir.
Ava Göre Ağ Yapmak
Örümcekler ağlarını, avlamak istedikleri hayvanın boyutuna göre
örerler. Örneğin Güney Amerika örümceği, Eylül ayında yeni yuvalar
aramaya çıkan beyaz karıncaları daha kolay yakalayabilmek için sık gözlü
ağlar örerken, avlamak istediği böcek, büyük boyutlu bir kelebek
olduğunda ördüğü ağın gözleri büyümekte, sağlamlığı ve esnekliği daha da
artmaktadır.
Ayrıca ağların eğimi, avlanması düşünülen böceğin hareketine (uçan,
yürüyen, sıçrayan vs.) göre de değiştirilir. Bu sayede ağın hasar görme
oranı azaltıldığı gibi, yakalama kapasitesi de artırılmış olur.
Kuşlara Uyarı ve
Kamuflaj
Örümcekler kendileri için çok değerli olan ağlarını genellikle tenha
yerlere kurarlar. Bunun nedeni hayvanlar veya doğa şartları tarafından
ağın bozulmasını önlemektir. Ağlarını korumak için örümcekler son derece
ilginç yöntemler kullanırlar. Bu yöntemlerin en ilginçlerinden bir
tanesi de Orta Amerika'da yaşayan Argiope örümceklerinin ağlarında
görülür. Bu örümcekler ağlarına parlak beyaz renkte, zig-zag şeklinde
işaretler koyarlar. Bu işaretler kuşlar için bir uyarıdır ve ağın
içinden geçmemeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca bu işaretler
örümcek tarafından saklanmak için de kullanılır. İşaretlerin arkasında
duran örümcek, bu şekilde avının kendisini görmesini engeller.
|

Çiy örümceğinin agını inşa ederken kullandığı teknikten ilham
alınarak hazırlanan Münih'teki çardak biçimli kuş kafesleri. |
|
Tatlı su
örümceğinin ağından esinlenerek yapılan bir denizaltı köyü
projesi. Örümceğin su geçirmez ağı, böceğin yasamını
sürdürmesi için gereken hava ve besini de içinde taşımaktadır.
Denizaltı evlerinde ağın yerine camın kullanılması
düşünülmüştür. |
|
Örümcek Ağlarından Esinlenerek Hazırlanan
Tasarımlar
Endüstriyel tasarımlar yaparken doğadaki örneklerden yararlanmak
günümüzde son derece yaygın kullanılan bir yöntemdir. Çünkü doğadaki
tasarımlar her yönden kusursuzdur. Enerji tasarrufu, estetik, kusursuz
işlevsellik, manevra yeteneği gibi bir tasarımda olması gereken bütün
özellikler doğadaki örneklerinde eksiksiz mevcuttur. İnsan becerisi
kullanarak ve senelerce süren bir bilgi birikimiyle ve zahmetli süreçler
neticesinde ortaya çıkan tasarımlar, çoğu zaman doğadaki benzerlerinin
kötü birer taklidi olmaktan öteye gidememektedir. Doğadaki asıllarıyla
bu taklitler karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülmektedir.
Örümcekler de doğada örnek alınan canlılardan biridir. Örneğin tepeli
toygar örümceği veya çiy örümceklerinin yaptıkları ağlar gerek estetik,
gerekse mühendislik açısından muhteşemdir. Bu örümcekler ağlarını,
çayırlardaki otlar üzerine yayılmış bir çarşaf görünümü verecek şekilde
yatay düzlemde kurarlar. Dikey otları bir kiriş gibi kullanarak, ağ
üzerinde oluşan yüklerin bu otlar üzerine dağıtılmasını sağlarlar.
Bu yöntem büyük mekanların üstünü kapamak amacıyla insanlar
tarafından taklit edilmiştir. Günümüz modern mimari eserlerine örnek
olarak gösterilen Münih Olimpiyat Stadı ve Cidde Havaalanı Terminali, bu
örümcek türlerinin ağları örnek alınarak inşa edilmiştir.
İnsanlar tarafından taklit yöntemiyle üretilmiş olan bu tasarımı örümcekler dünya üzerinde ilk ortaya çıktıkları andan itibaren kullanmaktadırlar. Elbette ki bu
tasarımın ortaya çıkması ve yapılarda uygulanabilir hale gelmesi için belli derecede mühendislik bilgisi gerekmektedir. Oysa örümcekler ne yapı statiği, ne de mimari tasarım bilirler, böyle bir eğitimleri
yoktur. Onlar da diğer canlılar gibi sadece kendilerine doğuştan, Ürettikleri mimari harikalarının tek nedeni budur.

YARATILIŞ MUCİZESİ
Mükemmel Yaratılış Örneği
Örümceklerin mekanik tuzaklar kuran, suyun dibine yuvalar yapabilen,
ağdan yaptığı kementlerle avlanan, kimyasal zehirler püskürtebilen,
kendi boyunun yüzlerce misli yükseklikten bir ipe tutunup atlayan,
vücudunda çelikten sağlam ipler üreten, avlanmak için kamuflaj yapabilen
birer ölüm makinesi, aynı zamanda mimarlık ve mühendislik harikası ağlar
kuran birer "mühendis" olduklarını biliyoruz. Örümceklerin sahip
oldukları bu gibi yeteneklerin yanısıra vücut yapıları incelendiğinde de
birçok farklı mucizeyle karşılaşılır.
Bütün örümceklerin vücudunda, bir dokuma fabrikası gibi çalışan
taraklar, kimyevi maddeler üreten laboratuvarlar, çok güçlü sindirim
salgıları üreten organlar, en hassas titreşimleri hisseden
algılayıcılar, zehir enjeksiyonu yapabilen güçlü kıskaçlar ve bunlar
gibi yaratılışa delil teşkil eden birçok özellik vardır. Bütün bu
özellikleriyle düşünüldüğünde, örümcek tek başına evrim teorisine meydan
okuyan, tesadüf gibi komik bir varsayımı bir kez daha çürüten önemli bir
delildir.
Örümceğin yapısında bulunan organları ve özelliklerini daha yakından
inceleyelim:
Gövde:
Örümceğin vücudu başlı-göğüs (sefalotoraks) ve karın olarak, genel
anlamda iki bölüme ayrılmıştır. Başlı göğüste sekiz göz; sekiz bacak,
iki zehir çengeli ve iki duyu ayağı vardır. Yumuşak ve esnek olan karnın
alt bölümünde iplik delikleriyle solunum sisteminin delikleri bulunur.
Sefalotoraks ve karın, pedonkül adı verilen çok ince bir boruyla
birleşir. Başka hiçbir canlının beli örümceğinki kadar ince değildir.
Bununla birlikte 1 mm.'den daha dar olan bu borunun içinden sindirim
borusu, kan damarları, soluk boruları ve sinir sistemi geçer. Daha genel
bir ifadeyle örümceğin vücudunu oluşturan iki bölüm arasında özel bir
hat sistemi kuruludur. Bu hatlar sayesinde örümceğin vücudundaki
muhteşem yapının mekanizmaları (zehir üreten bezler, iplik üreten
bezler, vücudu kaplayan sinir sistemi, sindirim-dolaşım sistemleri) ve
beyin arasında bağlantı kurulur.
Fonksiyonlu Bacaklar:
Örümceğin en zor şartlar altında bile yürüyebilmesini ve
tutunabilmesini sağlayan dört çift bacağı vardır. Her bacak yedi
parçadan meydana gelmiştir. Her bacağın sonunda "skopula" denilen kıllar
bulunur. Bu kıllar sayesinde hayvan duvarlarda veya tamamen ters
düzlemlerde bile kolaylıkla yürüyebilir.
Örümceklerin bacaklarındaki özel yapı sadece düz olmayan zeminlerde
yürümelerini sağlamakla kalmaz. Bundan başka gözleri iyi görmemesine
rağmen örümceklerin geceleri rahat hareket edebilmeleri de
bacaklarındaki yapı sayesinde gerçekleşmektedir. Bazı örümcek türleri
sadece ışığı algılayabilecek kadar, yani bir insanın görme kabiliyetinin
yüzde onu kadar görebilirler. Buna karşın örümcekler ağlarını gece
karanlığında örerler ve bu sırada ağın üzerinde kolaylıkla hareket
ederler.
Örümcekler ördükleri ağların yapışkan bölümlerine basmadan sadece
kuru taraflarında hareket ederler. Ender olarak bastıkları yapışkan
ağlara yapışmaktan kurtulmalarını ise, salgılamış oldukları bir sıvıyla
ayaklarını kaplamalarına borçludurlar.
Örümceğin arka iki bacağının görevlerinden başka biri de salgılanan
ipliği eğirmektir. Bu bacaklarda ipliği eğirmeye yarayan özel taraklar
bulunur. Tarakların ucuna eğirme sahası denir; her eğirme sahasının
üzeri yüzlerce eğirme tüpüyle örtülüdür. Bu tüpler vasıtasıyla karındaki
ipek bezlerinde salgılanan sıvı ipek, vücudun dışına çıkarılır ve
iplikçikler şeklinde eğirilir.
Üstün Algılama Yeteneği:
Sıçrayan örümcekler dışında, örümceklerin bir çoğunun görme duyuları
oldukça zayıftır, ancak çok kısa mesafeleri algılayabilirler. Bir avcı
için büyük bir zaaf sayılabilecek bu durum, örümcekte var olan çok
hassas bir erken uyarı sistemi ile ortadan kaldırılmıştır.
Bu uyarı sisteminin temeli, dokunma duyusuna dayanır. Vücut,
titreşimlere karşı çok hassas tüylerle kaplıdır. Bu tüylerin her biri
bir sinir ucuna bağlanır. Dokunma hatta ses ve koku yüzünden meydana
gelen titreşimlerle bu kıllar uyarılır. Tüyler titreşimleri sinir
uçlarına aktarır. Sinirler de aldıkları uyarıları çok hızlı bir şekilde
beyne iletir. Bu sayede örümcekler en küçük titreşimlerin bile
varlığından haberdar olurlar.
Örümcekler hareketsiz avları algılayamazlar, ama canlı böceklerin
neden oldukları titreşimleri çözerek, böceklerin ağın neresinde
olduklarını saptayabilirler. Eğer örümcek böceğin bulunduğu yerden tam
olarak emin değilse, böceğin konumunu daha doğru algılayabilmek için
ağına ayakları ile vurarak ağı sallar. Bu şeklide gelen titreşimlerden
avın yerini tespit etmiş olur.
Örümceğin bacakları, algılayıcı kılların en yoğun olduğu organlardır.
Bu algılayıcı kılların içleri boş, yapıları ise serttir. Kaynağı bir
metre uzaklıkta olan düşük şiddette bir sesin titreşimleri bile hayvan
tarafından algılanabilir. Dahası bacak kıllarında ısıya hassas başka bir
algılayıcı sistem daha vardır. Ayrıca vücut derilerinde, içlerinde son
derece hassas sinir uçları bulunan yarıklar bulunur. Bütün bu özellikler
sayesinde örümcekler yakın çevrelerinde, geniş bir alanda meydana gelen
her hareketi, adeta kendi derilerinin üzerinde gerçekleşiyormuş veya
yaklaşan cisme dokunabiliyormuş gibi rahat hissederler.
Örümceğin bir bacağı koptuğunda, bir süre sonra, yerine yenisi çıkar.
Yeniden ortaya çıkan bacak, eskisine oranla daha kısa olur. Örümcek yere
bile değmeyen bu bacağı yürürken kullanmaz. Hatta örümcek, toplam ayak
mevcudunun yarısından yoksun olduğunda bile -yani dört ayakla- çok rahat
yürüyebilir. Boyu kısa da olsa tekrar bir bacağın çıkmasının tek sebebi,
bacağın üzerinde bulunan algılayıcı kıllara örümceğin duyduğu
ihtiyaçtır.

Örümcekler ağlarındaki titreşimlere karşı çok hassatırlar.
Dişi karadul örümceği ağdaki titreşimlerin kaynağının ağa
takılan bir av mı yoksa çiftleşmeye gelen bir erkek mi
olduğunu anlar.
|

Ağın titreşimleri iletme özelliğini en iyi kullanan
örümceklerden biri de huni ağlı örümcek olarak bilinen maymun
örümceğidir.
|
Tarantulaların vücudu erken uyarı sistemi gibi çalışan
kıllarla kaplıdır. Bu kılların algılama kapasitesi okadar
yüksektir ki; seslerin havada yol açtığı titreşimlerin bile
algılayabilir.
|
Bu tarantula gündüzleri uyku tulumu biçiminde ördüğü ağın
içinde geçirir. Gece olunca kendine kamuflaj imkanı sağlayan
ağın içinden çıkarak avlanır.
|
|
Örümceklerin ağlarındaki titreşimleri algılama yetenekleri o kadar
hassastır ki ağdaki titreşimlerin kaynağının, ağa takılan bir av mı
yoksa çiftleşmeye gelen bir erkek örümcek mi olduğunu kolaylıkla ayırt
edebilirler.
Son birkaç yıla kadar, esnek yapıya sahip oldukları için ağların,
titreşimleri iletmedikleri sanılmaktaydı. Fakat son olarak geliştirilen
"Lazer Doppler Titreşim Ölçer" adı verilen aletler kullanılarak yapılan
araştırmalar genel kanının aksine bir sonuç çıkarmıştır. Ağların esnek
yapılarına rağmen titreşimleri ilettiği, aynı zamanda titreşim şiddetini
artırdığı anlaşılmıştır. Fakat bunun nedeninin bilimsel açıklaması
yapılamamıştır.
Küçük bir ses dalgasından, ağ üzerindeki titreşimlere kadar her türlü
uyarı örümcek tarafından çok net algılanır. Özellikle ağ üzerindeyken
işe yarayan bu erken uyarı sistemi, örümcek açısından olabilecek en
uygun özelliklere sahip olan mekanizmadır. Vücut üzerinde bulunan
binlerce kılın her birinin sinir ucunun beyne bağlı olduğu ve gelen
uyarı sinyallerinin örümcek tarafından çok hızlı değerlendirildiği
düşünülecek olursa sözü edilen sistemin kompleksliği daha iyi anlaşılır.
ÖRÜMCEKLERİN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |