|
SIÇRAYAN
ÖRÜMCEĞİN ÖZELLİKLERİ
Kusursuz Bir Sıçrayış
Ağ kurup bekleyen birçok örümcek türünün aksine, sıçrayan örümcek
avına kendisi saldırmayı tercih eder. Bu örümcek türünün avlanmasındaki
dikkat çekici özellik ise sıçrayarak avına ulaşmasıdır. Örümcek öylesine
ustaca bir sıçrayış yapar ki yarım metre ötesinden uçan bir böceği,
sıçrayarak havada yakalayabilir.
Örümcek,
şaşırtıcı sıçrayışını, hidrolik basınç ilkelerine göre çalışan sekiz
bacağı sayesinde yapar. Saldırı sonunda avının üzerine bir anda çökerek
güçlü kıskaçlarını avına geçirir. Bu atlayış çoğu zaman bitkiler
arasındaki karmaşık ortamlarda gerçekleşir. Örümcek, başarılı bir
atlayış için en uygun açıyı hesaplamak, avının hızını ve uçuş yönünü de
göz önünde bulundurmak zorundadır.
Daha da ilginç olan, avını yakaladıktan sonra örümceğin ölmekten
nasıl kurtulduğudur. Örümcek ölebilir, çünkü avını yakalamak için
atlarken doğal olarak kendini de boşluğa bırakmaktadır. Bu durumda
bulunduğu yüksek mesafeden (çoğunlukla bir ağacın tepesindedir) yere
çakılabilir. Ama örümcek böyle bir problemle karşılaşmaz. Çünkü
sıçramadan hemen önce salgıladığı ve bulunduğu dala yapıştırdığı iplik
onu yere düşmekten kurtarır, havada asılı kalmasını sağlar. Bu iplik,
hem kendini, hem de yakaladığı avı taşıyabilecek kadar sağlamdır.
Görev: Yerini Belirle ve Hedefe Kilitlen
Çok üstün bir sıçrama yeteneğine sahip
olan bu örümcek türünün diğer fiziksel özellikleri de kusursuzdur.
Sıçrayan örümceğin gözlerinden ikisi kafanın ortasından dürbün biçiminde
ileri uzanmıştır. Bu iki büyük göz, yuvalarının içinde sağa-sola ve
yukarı-aşağı doğru hareket edebilir. Yeşile ve ultraviyole dalgalarına
duyarlı dört katlı retinası sayesinde örümceğin gözü yüksek netlikte
görüntü sağlama özelliğine sahiptir. Kafanın yanındaki diğer dört göz
ise görüntüyü aynı netlikte göremez, ancak çevresindeki türlü hareketi
algılar. Bu sayede hayvan, arkasındaki bir avı veya düşmanı da
rahatlıkla fark edebilir.
Buraya kadar sıçrayan örümcekle ilgili olarak verilen
bilgileri düşünelim. Sıçrayan örümcek avını bir sıçrama ile
yakalayabileceği kadar seri hareket edebilecek bir vücut yapısına
sahiptir. Aynı şekilde gözleri de avını her yönden görmesini sağlar.
Elbette ki örümcek, böyle olmasının kendisi için daha faydalı
olacağını düşünmüş de, kendine ilave gözler edinmemiştir. Ya da bu
gözler tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Tek bir gözün nasıl
oluştuğunu açıklayamayan evrim teorisi sıçrayan örümceğin sekiz gözüne
ve bu gözler arasındaki mükemmel koordinasyona hiçbir açıklama
getirememektedir.
|
Üç böcekten yalnızca ikisi karınca, ortadaki ise
bir sıçrayan örümcektir. |
|
Her Yönden Kusursuz Bir Kamuflaj Tekniği
Soldaki resimde ne gördüğünüz sorulsa, doğal olarak "yaprağın altında
ve üstünde duran birkaç karınca" dersiniz. Oysa resimde yaprağın
altındaki bekleyen bir karınca değildir. "Myrmachne" adlı bekleyen bir
sıçrayan örümcek türüdür. Karınca ile sıçrayan örümceği ayırt etmenizi
sağlayacak tek özellik bacak sayılarıdır. Çünkü örümcekler sekiz,
karıncalar ise altı bacaklıdır.
|
|
|
Sıçrayan
örümceklerin karınca taklitleri o kadar mükemmeldir ki kimi
zaman başka cins sıçrayan örümcekler bile onları gerçekten
karınca zannedip avlamaya çalışabilmektedir. |
|
 |
|
Sıçrayanörümceknasıl olup da karıncaları kandırmayı başarmaktadır?
Çünkü sıçrayan örümcek sadece dış görünüş benzerliği ile yetinmemekte,
davranışlarıyla da yaptığı taklidi desteklemektedir. Örneğin sıçrayan
örümcek bacak sayısı farkını ortadan kaldırabilmek için, öndeki iki
bacağını daha da öne uzatır
ve havaya kaldırır. Bu durumda öndeki iki bacak tıpkı karıncanın
antenlerine benzer bir görünüm alır. Bu noktada mutlaka durup düşünmek
gerekmektedir. Çünkü bu, örümceğin sayı saymayı bilmesi demektir.
Örümcek önce kendi bacaklarını sonra karıncanın bacaklarını saymış, daha
sonra da karıncanın bacak sayısını kendi bacak sayısından çıkarmıştır.
Aradaki farkı görünce de bunları yok etmesi gerektiğini anlamış ve fazla
olan bacaklarına da son derece şuurlu bir hareketle anten görüntüsü
vermiştir.
Bu arada unutulmaması gereken önemli noktalar vardır. Öncelikle
örümcek karıncadan yapısal olarak tamamen farklı bir hayvandır.
Örümceğin karınca gibi görünmesi için yalnızca bacaklarını havaya
kaldırması yeterli değildir. Aynı zamanda hareketlerini, yani yürüyüşünü
ve duruşunu da taklit etmesi gerekmektedir. Bunun için de örümcek
kusursuz bir gözlem yapmalı ve bu gözlemini uygulayabilmek için de usta
bir aktör gibi rol yapmalıdır.
|
|
Bu sıçrayan örümcek, büyük bir
uyum gösterdiği zeminde, kendisini fark etmeyen güvenin yanına
kadar gelmesini bekler. Güve uygun uzaklığa gelince, üzerine
atlayarak yakalar. |
|
Görüldüğü gibi örümcek düşünmekte, düşündüklerini uygulayabilmekte,
bu uygulamaları yaparken de vücudunda gerekli yapısal değişiklikler
gerçekleştirebilmekte, bundan başka taklit yeteneği de kullanmaktadır.
Bütün bunları örümceğin yapamayacağını anlamak aklı olan ve düşünebilen
her insan için son derece kolaydır. Öncelikle örümceğin düşünmesini
sağlayacak özellikte bir beyni yoktur. Öyleyse örümceğin yeteneklerinin
kaynağı nedir? Bu sorunun cevabını vermeden önce kamuflajın tam olması
için gereken başka özellikleri de incelemekte fayda vardır.
Örümceğin yaptığı kamuflaj yalnızca bu sayılanlardan ibaret değildir.
Hayvanın kendisini karınca gibi gösterecek göz motiflerine de ihtiyacı
vardır. Çünkü kendi gözleri karıncanın gözleri gibi siyah, iri birer
nokta şeklinde değildir. Ama örümcekte var olan bir özellik bu sorunu
ortadan kaldırmıştır. Örümceğin başının yanında bulunan iki büyük siyah
benek tıpkı karıncanın gözlerine benzer.
Durup düşünelim: Örümceğin başının iki yanındaki beneklerden haberdar
olması mümkün değildir. Kaldı ki bir örümceğin bir şeyden haberdar
olması ve buna göre şuurlu bir taktik geliştirmesi gibi bir durumdan söz
etmek de hiç akılcı değildir. Öyleyse karınca ile beslenen ve karınca
taklidi yapması gereken örümceğin, başının üzerindeki sahte gözler nasıl
oluşmuştur?
|
Phyaces Comosus avlamış olduğu yavru örümceği yemeğe
hazırlanıyor. |
|
Mopsus Mormon
isimli örümcek mengeneyi andıran bir çeneye sahiptir
|
|

Mopsus Mormon güçlü bacakları ve çenesi sayesinde kendinden
3-4 kat daha büyük olan yusufçuk böceğinin en zayıf yeri olan
boynuna atlayarak yakalamıştır.
|
|
Phyaces Comocus, yavru örümcekleri avlamak üzere başka bir
örümceğin yuvasında |
|
Örümcek nasıl olup da "öğrenme ", "sayı sayma" ve "taklit etme" gibi
yeteneklere sahip olmuştur? Eğer bu sahte gözler olmasa ne olurdu? O
zaman örümcek ne kadar iyi bir karınca taklidi yapsa da karıncalar
tarafından teşhis edilirdi. Eğer karıncalar tehlikeyi fark eder ve
örümcekten önce davranırlarsa bu örümceğin sonu olurdu. Karıncalar güçlü
çeneleri ile örümceği öldürürlerdi.
Görüldüğü gibi örümceğin karınca taklidi yapmaya karar vermesi
yetmemektedir. Aynı zamanda doğuştan sahte gözlere de sahip olmalıdır ki
kamuflajı başarıya ulaşsın.
Bunlar örümceğin yaşamını devam ettirmesi için gerekli olan
özelliklerden birkaç tanesidir.
Bunlardan tek bir tanesinin eksikliği durumunda sıçrayan örümcek bir
süre sonra ölecektir. Bu durumda örümceğin sahip olduğu özelliklerin
tesadüfen ortaya çıktığını söylemek imkansızdır. Örümcek bu özelliklerin
tümüne bir anda sahip olmuştur yani bir anda ortaya çıkmıştır.
İki milimetre boyundaki Phyaces'in dış görünüşü bir pislik parçasına
benzer. Örümcek bu benzerliğini kullanarak adeta bir gösteri sergiler.
Rüzgarla savrulan bir pislik parçası taklidi yapan Phyaces, sabırla ve
yavaş yavaş hedefindeki yuvaya yaklaşır. Phyaces, rolünü o kadar iyi
yapar ki, yuvanın kapısında bekleyen anne örümcek hiç kuşkulanmaz.
Yavrulara iyice yaklaşan örümcek, aniden saldırır ve yavruyu kaparak
yemeyi başarır.
Sustalı Çeneler
Mymarachne plataleoides örümceğinin erkeğinin son derece ilginç bir
dış görünüşü vardır. Bu türün erkekleri uzun bir buruna sahiptir.
Örümcek avlandığında ya da bir saldırıyla karşılaştığında, bu burun
ikiye ayrılarak ucunda zehirli dişleri bulunan çenelere dönüşür. Son
derece keskin ve sivri olan bu iki uzantıyı örümcek bir kılıç gibi
kullanabilir.
|
|
|
|
Mymarachne plataleoides örümcekleri uzun burunlarını bir kılıç
gibi kullanarak hem cinsleriyle adeta düello yaparlar.
|
|
Sıçrayan Örümceğin Fedakarlığı
Sıçrayan örümcek dünyaya yeni gelen yavrularını bir süre sırtında
taşır. Bu sayede hem yavrularının ihtiyaçlarını kolayca karşılar, hem de
onları daha iyi savunabilir. Düşmanlarına karşı acımasız bir ölüm
makinesi olan örümcek, yavruları söz konusu olduğunda son derece
şefkatli davranmaktadır. Bu evrimciler açısından pek çok soru işaretini
beraberinde getiren bir durumdur. Çünkü evrimciler doğadaki canlılar
arasında kıyasıya bir yaşam mücadelesi olduğunu ve bu mücadeleden
yalnızca güçlü olanların galip çıktığını iddia etmektedirler. Ancak
doğadaki canlılara baktığımızda evrimcilerin iddialarının aksine
örneklerle karşılaşırız. Canlıların hem kendi türleri içinde hem de
diğer canlılarla aralarında çok net fedakarlık örnekleri vardır. Bu
durum doğayı incelerken, kendisini başka canlılar için feda eden,
yavruları için ölümü göze alan hayvanlarla karşılaşan evrimcileri
içinden çıkamadıkları bir çıkmaza sokmuştur. Bilimsel bir dergide bu
çıkmaz şöyle tarif edilmektedir:
Sorun canlıların niye birbirlerine yardım ettikleridir. Darwin'in
teorisine göre her canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için
bir savaş vermektedir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma
olasılığını azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın
elenmesi gerekirdi. Oysa canlıların özverili olabilecekleri
gözlenmiştir.
Anne hayvanlarda var olan yavru sevgisinin hiçbir evrim mekanizması
ile açıklanmasının mümkün olmayacağı açıktır. Bu o kadar kesin bir
gerçektir ki, Cemal Yıldırım gibi birçok evrimci de bunu itiraf etmek
zorunda kalmışlardır:
Annenin yavru sevgisini, hiçbir ruhsal öğe içermeyen "kör" bir
düzenekle (doğal seleksiyon) açıklamaya olanak var mıdır? Biyologların
(bu arada Darwincilerin) bu tür sorulara doyurucu yanıtlar verdiklerini
söylemek güçtür.
ÖRÜMCEKLERİN HAYATI-DEVAMI
SONRAKİ SAYFADA
 |