|
Aldatma Ustası Örümcek

Bazı örümcekler çiçeklerle aynı renk tonunda olmanın ötesinde
aynı desene sahipitirler. Günboyu üzerinde durduğu dal
çıkıntısına olan benzerliği sayesinde kendini kamufle eder.
|
|
Sanıldığının aksine birçok örümcek cinsi ağ kurmadan avlanır. Avını
ağ örmeden yakalayan örümcek cinslerinden biri "misumenoides formosige"
adlı örümcektir. Bu örümcekler, çiçeklerin içinde kendilerini kamufle
ederek, çiçeğe konan arıları avlayarak beslenirler.
Misumenoides formosiges, sahip olduğu renk değiştirme özelliğini
kullanarak çiçeğin sarı veya beyaz renklerine uyum gösterir. Ayaklarını
da çiçeğin ortasına, mükemmel bir şekilde gizler ve avını beklemeye
başlar. Ancak örümceğin sahip olduğu renk ile üzerinde durduğu çiçek
tıpatıp aynıdır. Örümceği çiçekten ayırt edebilmek için son derece
dikkatli bir şekilde bakmak gerekmektedir.
Örümceğin pusuya yattığı çiçeğe konan arı bir süre sonra, çiçeğin
içindeki nektarı emmek üzere harekete geçer. Ancak tam bu sırada,
örümcek arıyı uzun bacaklarıyla yavaşça sarar, sonra ani bir hareketle
arıyı kafasından sokar ve zehirini doğrudan arının beyninin içine
enjekte eder ve daha sonra da avını yer. Örümcek çiçeğin üzerinde o
kadar ustaca kamufle olmuştur ki, bazen bir kelebek veya bir arı hiç
farkında olmadan örümceğin üzerine bile konabilir.
Acaba örümcek bu renklere sahip olmaya kendisi mi karar vermiştir?
Çiçeğin yapısını inceleyip aynı renkleri, tonları kendi üzerine kopya mı
etmiştir? Örümceğin böyle bir yeteneğinin olmadığı açıktır. Birkaç sinir
düğümü dışında, düşünmesini sağlayacak bir beyni bile yoktur. Dahası
örümcek renk körüdür; yani örümcek ne sarıyı ne de pembeyi
algılayabilir. Algıladığını varsaysak bile gördüğü renk ile kendi
rengini tonları bile aynı olacak hale getirmeyi kendi kendine başarması,
bunun için vücudunda sistemler üretmesi mümkün değildir. Örümceğe renk
ayrımı ve üretimi yaptıran üstün güç sahibi olan Allah'tır.
Çiçek ve örümceğin birbirlerine uygun olarak, aynı renkte Allah
tarafından yaratıldıkları çok açıktır. Sanki bir tuval üzerinde ortak
boya ve fırçadan çıkmış iki farklı figür gibi birbirleriyle aynı renkte
ve aynı tonda olmaları tesadüf gibi bir masal ile açıklanamayacak kadar
kusursuz bir uyumdur.
Merdiven Ağ Kurarak Avlanmak
Örümcek ağları pek çok canlı için kesin bir ölümle sonuçlanan
tuzaklardır. Ancak bu ölümcül tuzağı aşabilen canlılar da vardır.
Örneğin normal bir örümcek ağı pervane böceğine karşı etkisiz kalır.
Çünkü pervane böceğinin vücudunu kaplayan tozlar ağın yapışkan kısmını
etkisiz hale getirir. Böcek de bu özelliği sayesinde ağdan kolaylıkla
kurtulur.
Ancak pervane böcekleri de normal ağlardan farklı bir yapıya sahip
olan bazı ağlara karşı çaresizdirler. Tropik bölgelerde yaşayan "scoloderus"
adlı örümceğin ağı diğerlerinden farklı olarak sinek kağıdına benzeyen
bir yapıdadır. Bu sayede scoloderus pervane böceğini rahatlıkla yakalar.
Scoloderus türü örümcekler bir metre uzunluğunda, 15-20 cm.
genişliğinde, merdiven biçiminde ağlar kurarlar. Pervane böcekleri
yakalandıkları bu uzun ağlardan aşağı düşerler. Bu uzun süren düşüş
sırasında yapışkan ağa takılmalarını engelleyen pulların hemen hemen
hepsini kaybederek sonunda scoloderusun tuzağına yakalanırlar.
Görüldüğü gibi bu örümcek türü de diğerlerinden çok farklı bir
avlanma şekline sahiptir. Bu türün avlanmasında dikkat çeken de
örümceğin yaptığı ağın avlayacağı böceği yakalayabileceği özelliklerde
olmasıdır. Diğerlerinden farklı bir ağ yapısına sahip olan bu örümcek
türü de yaratma sanatının sınırsızlığını gösteren delillerden
biridir.
Örümcek bir dala veya yaprağa bagladığı ipe tutunarak kendini
bosluğa bırakır. Ve pusuda beklemeye başlar.
Altından geçecek bir av için kurtuluş yoktur. Örümcek bir anda
atılır ve ağını avın üzerine dolayı verir.
|
|
Ağ Atan Örümcek: Dinopis
Canavar yüzlü örümcek veya bilimsel adıyla "dinopis"in çok farklı ve
şaşırtıcı bir avlanma yeteneği vardır. Bu örümcek sabit bir ağ kurup
avını beklemek yerine, küçük fakat son derece üstün özelliklere sahip
bir ağ örer ve bu ağı avının üzerine atar. Ardından avını bu ağ ile
iyice sarar. Yakalanan böceğin yapabileceği bir şey yoktur. Ağ o kadar
mükemmel bir tuzaktır ki böcek çırpındıkça ağa daha çok dolanır. Daha
sonra örümcek besinini muhafaza edebilmek için avının üzerini yeni
ipliklerle kapatarak onu bir anlamda "paketler".
Görüldüğü gibi örümceğin avını yakalaması bir plan dahilinde
gerçekleşmektedir. Bu avlanma şekline uygun ağı tasarlamak (büyüklük,
şekil, dayanıklılık vs.), ortaya çıkan tasarımı üretime geçirebilmek,
daha sonra gerekli olacak özellikleri tasarlamak örneğin ağın avı
saracak özelliklere sahip olmasını sağlamak gibi işlemler elbette ki
zeka gerektiren işlemlerdir. Bunun yanısıra örümceğin yaptığı ağın
yapısal özellikleri incelendiğinde de son derece kusursuz bir yapı ile
karşılaşılacaktır.
Dinopis'in ağı tam anlamıyla bir tasarım harikasıdır. Yalnızca
kullandığı ipliğin kimyasal yapısı bile başlı başına bir mucizedir.
Örümceğin yaptığı ağı kullanma tekniği de oldukça ilginçtir. Örümcek
avını beklerken, ağın görünümü çubuklardan oluşmuş dar bir kafese
benzer. Fakat bu zararsız görüntü gerçekte bir aldatmacadır. Örümcek,
avını yakalamak için harekete geçtiğinde, ağı bacaklarıyla dışa doğru
gerer ve bu şekilde kurtulması imkansız bir ölüm kapanı ortaya çıkar.
Peki gerek mekanik tasarım, gerek kimyasal yapı olarak bu kadar
mükemmel olan bir ağı örümcek nasıl yapabilmiştir? Tasarım gerektiren
işleri -ne kadar basit olursa olsun- yapmak kolay değildir. Her biri
için ayrı bir plan ve tecrübeye ihtiyaç vardır. Bunu şöyle de
örneklendirebiliriz. Örümceklerin ördükleri ağlar tarif edilirken
genellikle "dantel gibi" tabiri kullanılır. Bu nedenle örümceklerin
ağlarıyla adeta dantel ördüklerini söylemek yanlış olmayacaktır.
Herhangi bir kişinin eline dantel örmek için kullanılan aletlerden
birinin (tığ, iğne vs.) ve dantel ipinin verildiğini düşünelim. Hiçbir
tecrübeye sahip olmayan bu insandan, tek bir seferde dantelden eserler
ortaya çıkarması beklenebilir mi? Ya da bir dantel örtünün tesadüfen
atılmış düğümler sonucunda ortaya çıktığı düşünülebilir mi? Elbette
hayır.
Bu, gerçeğe ulaşmak için kullanılan son derece basit bir mantık
örgüsüdür ve açık gerçeği yansıtmaktadır. Bir tasarım kendi kendine
ortaya çıkamaz çünkü bir tasarımın ortaya çıkması için akıl, yetenek ve
bilgi aktarımı gereklidir. Eğer bir canlı, akıl gerektiren tasarımlar
yapıyor üstelik de bu tasarımı eksiksizce üretime geçiriyorsa bu canlı
"akıllı" demektir. Ancak bir böceğin akıl sahibi olduğu, düşünebildiği,
tasarımlar yaptığı gibi bir düşüncenin kabulü mümkün değildir.
Dolayısıyla bu böceğe sahip olduğu aklı veren, yani onu yöneten,
yaptıklarını ona öğreten yani yaptıran bir güç vardır. Yani böceğin bir
Yaratıcısı vardır.
Ancak evrimciler bu açık gerçeği görmezlikten gelip,
ihtimaller üzerinde hareket ederler. Teorilerine olan körü körüne
bağlılıkları onları anlamaz, görmez, duymaz hale getirmiştir. Apaçık
olan bir gerçeği bile göremeyecek, gördükleri ve anladıkları halde kabul
edemeyecek hale gelmişlerdir.
Evrimcilerin iddia ettiğine göre, Dinopis yukarıda özelliklerini
anlattığımız ağı tesadüfen örmüş, yine tesadüfen bunu kullanmayı
keşfetmiştir. Böyle bir şeyin imkansız olduğunu her akıl sahibi insan
kolaylıkla fark edecektir. Ancak biz bütün imkansızlığına rağmen bunun
mümkün olduğunu ve tesadüfen ortaya çıkan ilk Dinopis'in bir şekilde
ağını örmeyi başardığını düşünelim. (Dinopis'in nasıl ortaya çıktığı,
ağı örmesini sağlayan kimyasalların vücudunda nasıl oluştuğu gibi
soruları göz ardı ederek bu varsayımla harekete ediyoruz.) O zaman şu
soruların cevaplanması gerekir; tesadüfen örülen ilk ağdan sonra ikinci,
üçüncü ağlar nasıl örüldü? Örümcek tesadüfen ördüğü ağı her seferinde
baştan nasıl yaptı? Doğan her yeni örümcek dantel gibi bir ağ örmeyi,
üstelik de diğerlerinden farklı niteliklere sahip bir ağı örmeyi, bunu
avının üzerine atması gerektiğini nereden biliyordu?
Aldatmaca Uzmanı Portia Örümcekleri
Portia Fimriata örümceği diğer pek çok örümceğin aksine hem ağ
kurarak, hem de kendi ağından uzağa giderek avlanır. Portia'nın başka
bir özelliği de böcekler yerine kendi türdeşlerini yiyecek olarak tercih
etmesidir. Bu nedenle Portia'nın ağ sahası genellikle diğer örümceklerin
ağlarıdır. Bunu yaparken son derece ilginç bir taktik izler.
Genelde rüzgar eserken ya da bir böcek ağdan kurtulmaya çalışırken
Portia ağın üzerine yerleşir. Çünkü bu sırada oluşan titreşimler
sayesinde kendini farkettirmeden ağa gizlice yerleşebilir. Görünüşte
rüzgarda ağa takılmış bir bitki parçasını andırır. Avı gördüğünde telaş
içinde atlayan diğer örümceklerin aksine Portia son derece yavaş bir
yürüyüşe sahiptir. Ağa yerleştikten sonra tuzağa düşen bir böcek gibi
bacaklarını yavaşça sallayıp ağa takılmış böcek taklidi yapar. Bu
titreşime aldanan ağ sahibi yaklaşırken, Portia ağın üstünde pusuda
beklemektedir.
Portia örümcekleri kendi türdeşlerinin de taklidini yaparak onları
kandırırlar. Örneğin kıvrık bir yaprağın içinde yaşayan Portia,
Euryattus örümceğinin çiftleşme hareketini taklit ederler. Kıvrık bir
yaprağın üstüne yerleşen Portia, Euryattus'un erkeği gibi davranmaya
başlar. Bu kandırmayaca aldanan dişi örümcek yuvasının dışına çıkar.
Portia değişik örümceklerin sinyallerini nasıl
taklit edebilmektedir ve neden böyle farklı bir avlanma şekli seçmiştir?
Bir örümceğin "taklit yeteneğine" sahip olduğunu ve bunun için de böyle
ilginç bir avlanma şekli seçtiğini öne sürmek akılcı olmayacaktır.
|
Zarif ağlarında pusuya
yatıp bekleyen, çalıların arasına gizlenen ya da ağaçlardan
kurbanlarının üstüne çullanıveren örümcekler gerçek birer ölüm
makinesi olarak yaratılmışlardır. Avlanmak için su üstünde
dahi yürüyebilirler.
|
|
Örümceklerin Balık Avlama Teknikleri
Bazı örümcekler en akla gelmedik ortamlarda bile avlanabilirler.
Örneğin "Dolmedes" adıyla bilinen su örümceği için av sahası su
yüzeyidir. Bu örümceğe daha çok bataklıklarda ya da su hendeklerinin sığ
yerlerinde rastlanır.
Gözleri pek keskin olmayan su örümceği, zamanının büyük bir bölümünü
su kenarında ipek iplikler üretip çevreye yaymakla geçirir. Bu iplikler
iki işe birden yarar; hem diğer örümceklere karşı kendi avlanma
sınırlarını belirten bir tür uyarı, hem de beklenmedik bir tehlike
karşısında örümceğin hemen kullanabileceği bir kaçış yoludur.
Avlanırken örümceğin en çok uyguladığı yöntem, dört bacağını suya
sokup, diğer dört bacağıyla da kuru toprağa tutunmaktır. Bunu yaparken
batmadan suyun üzerinde kalmak için çok bilinçli bir yöntem uygular.
Örümcek, suya sokacağı bacaklarını dişlerinin arasından geçirerek su
geçirmez bir sıvıyla kaplar. Daha sonra örümcek avlanmak için su
kenarına yaklaşır. Bütün vücudunu dikkatle aşağı doğru iterek suyun
yüzüne kendini bırakır. Su yüzeyini dalgalandırmadan dişlerini ve
dokungaçlarını suya batırır. Gözleri ile çevreyi, bacakları ile sudaki
titreşimleri izleyerek bir canlının yaklaşmasını bekler. Örümceğin
doyabilmesi için avının en az resimde görülen Golyan balığının boyutunda
olması gerekir. Örümcek Golyan balığını avlarken, balık, dişlerinin 1,5
cm. yakınına gelene kadar suda hiç hareket etmeden bekler. Daha sonra
birden vücudu ile suya girer ve balığı bacakları ile yakalayarak zehirli
dişlerine doğru çeker. Bundan sonra, kendisinden çok ağır olan balığın
kendisini suyun içine sürüklememesi için hemen arka üstü döner. Zehir
kısa sürede etkisini gösterir. Bu zehir avı öldürmekle kalmayıp, aynı
zamanda da kurbanın vücut dokularını eriterek kolayca hazmedilebilir bir
çorba haline dönüştürür. Avı öldüğünde, örümcek onu kıyıya çeker ve
beslenir.

Bacakları ile sudaki hareketleri algılıyan "sal örümceği", su
üzerinde ava hazır şekilde, golyan balığı gelene kadar hiç
kıpırdamadan bekler.
|
Balığı yakalar ve zehirleyerek öldürdükten sonra
|
iki resimde de görüldüğü üzere avını kıyıya taşır
|
|
Burada akla hemen bazı sorular gelmektedir. "Batmayı engelleyen bu
salgıya örümcek nasıl sahip olmuştur?" "Suda batma tehlikesine karşı
ağzındaki sıvıyla ayaklarını yağlaması gerektiğini nereden bilmektedir?"
"Suda batmamasını sağlayacak sıvının formülünü örümcek nasıl bulmuştur
ve bunu nasıl üretmiştir?" Avlanmasının her aşamasında bir akıl alameti
olan bu örümcek kuşkusuz tüm bunları kendi iradesiyle gerçekleşmemiştir.
Diğer tüm canlılar gibi bu örümcek türü de Allah'ın kendisine ilhamı
sayesinde bu kadar akılcı hareket etmekte, böyle bir plan yapabilmekte
ve bunu uygulayabilmektedir.
Çan Örümceklerinin Dalma Tekniği
Asya ve Avrupa'nın ılık bölgelerinde yaşayan su örümcekleri,
hayatlarının büyük bir kısmını su altında geçirirler. Çünkü bu
örümcekler yuvalarını suyun içine yaparlar.
Yuvanın inşası için örümcek ilk olarak su bitkilerinin saplarının
veya yapraklarının arasına ağlarla bir platform yapar. Bu platformu,
ipek iplikçiklerle etraftaki bitki saplarına tutturur. Bu iplikçikler,
örümceğe hem evinin yolunu gösteren bir işaret, hem platformu sabitleyen
bir bağ, hem de avın yaklaştığını bildiren bir radar görevi görür.
Platform oluşturulduktan sonra örümcek, platformun altına ayaklarını
ve gövdesini kullanarak hava kabarcıkları taşır. Böylece ağ yukarıya
doğru şişer ve hava ilave edildikçe bir çan biçimini alır. İşte bu çan,
örümceğin içinde barınacağı yuvasıdır.
Örümcek gündüzleri yuvasının içinde bekler. Yakınından herhangi küçük
bir hayvan, özellikle bir böcek ya da larva geçtiğinde, dışarı
fırlayarak onu yakalar ve yemek için yuvasına götürür. Suyun yüzeyine
düşen bir böcek, titreşimlere neden olur. Bu titreşimleri alan örümcek
yukarı çıkar ve böceği kaptıktan sonra suyun altına taşır. Örümcek su
yüzeyini adeta bir ağ gibi kullanmaktadır. Suya düşen böcek, ağa takılan
diğer kurbanlardan farksızdır.
Kış yaklaştığında ise örümcek donmamak için kendisini koruyacak
önlemler almak zorundadır. Bu nedenle kışın yaklaşmasıyla birlikte su
örümceği, gölcükte daha aşağılara iner. Bu sefer de bir kış çanı örerek
içini havayla doldurur. Bazı örümceklerse dipte duran boş bir su
salyangozu kabuğuna yerleşir. Çanın içinde hiç kıpırdamaz ve kış boyunca
hemen hemen hiç enerji harcamazlar. Bunun nedeni fazla enerji
kaybetmemek ve oksijen ihtiyacını ortadan kaldırmaktır. Bu önlem
sayesinde yuvaya taşınan hava kabarcığı örümceğe kışı geçireceği 4-5 ay
boyunca yeter.
Görüldüğü gibi su örümceğinin oluşturduğu kabarcık ve avlanma şekli
bir örümceğin suda yaşayabilmesi için en ideal şekilde tasarlanmıştır.
Tesadüflerle bir canlının suda yaşayacak bir yöntem bulması imkansızdır.
Bu canlı eğer suda yaşayacak özelliklere sahip değilse suya ilk girdiği
anda ölecektir, tesadüf ya da başka bir şey bekleyecek kadar zamanı
olmayacaktır. Dolayısıyla kara canlısı olmasına ve bu özellikleri
taşımasına rağmen rahatlıkla suda yaşayabilen bir canlı, bunu o şekilde
ortaya çıkmış olmasına borçludur.
Tekerlek Gibi Örümcekler
Güneybatı Afrika'da Namibia çölünde yaşayan bazı örümcek türleri,
tehlikeyle karşılaştıkları anda bacaklarını gövdelerine doğru çekerek
vücutlarını adeta bir tekerlek haline getirirler. Tekerlek şeklini almış
olan gövdeleriyle seri taklalar atarak süratle yuvarlanan örümcekler
böylelikle tehlikeden süratle uzaklaşırlar.
|
Yuvasını özellikle kum
tepelerinin üst tarafina kuran bu örümcek, yağmacı yaban arısı
yuvasını kazmaya başladığında (sol üst resim) dışarı fırlar,
hız almak için birkaç adım atar ve beş eklemli bacaklarını
kıvırıp(sağ üst resim) yokuş aşaği yuvarlanan bir tekerlek
gibi yol alır.
|
|
Boyları 2.5-3 cm kadar olan bu örümcekler, saniyede 2 metre gibi
oldukça büyük bir hıza erişebilirler. Bu hızın tam olarak anlaşılması
için şöyle bir örnek verebiliriz. Örümceklerin tekerlek şekline
getirdikleri gövdelerinin devir sayısı, saatte 40 kilometre hızla giden
bir arabanın tekerleklerinin dönüş sayısı kadardır.
Bazı örümcek türleri -özellikle altın tekerlekli örümcek olarak
adlandırılan örümcekler- bu yöntemi düşmanlarından kaçmak için kullanır.
Çoğu zaman düşman, yağmacı dişi yaban arılarıdır. Yuvasını özellikle kum
tepelerinin üst tarafına kuran örümcek, yaban arısı yuvasını kazmaya
başlayınca dışarı fırlar. Önce hız kazanmak amacıyla birkaç adım atar,
sonra beş eklemli bacaklarını kıvırarak yokuş aşağı yuvarlanan bir
tekerlek gibi hızla yol alarak kaçar. Örümcek yuvasını kum tepesinin
aşağısına kuracak olsa kaçış için gerekli hıza ulaşamayacak ve
yakalanacaktır. Bu nedenle örümcek yuva yapımı için hep tepelerin üst
kısmını tercih etmektedir. Örümceğin daha düşmanıyla hiç karşılaşmadan
yuvasını tepeye kurmak gibi bir önlem alması son derece bilinçli bir
davranıştır.
Püskürtücü Örümcek
"Scytodes" adı verilen örümcek cinsi, kurbanlarını, üzerlerine zehir
ve yapışkan karışımı bir sıvı püskürterek öldürür. Bu sıvılar, örümceğin
gözlerinin arkasında bulunan iki bez içerisinde ayrı ayrı üretilir ve
birlikte püskürtülürler. Scytodes yakaladığı avını bacak kaslarıyla sıkı
sıkı sarar. Bu sırada yapışkanlı zehiri dişlerinin arasından avının
üzerine, havada zigzaglar oluşturacak şekilde püskürtür. Bu sayede
kurbanını bir dal veya yaprağa yapıştırarak sabitledikten sonra avını
astığı yerde yer.
Pasilobus'un Tuzağı
Yeni Gine'ye özgü bir tür olan "Pasilobus", çok usta bir tuzak
hazırlayıcısıdır. Kurduğu ağ çok yapışkan ipliklerden oluşmuştur. Ağ bir
bütün olarak iki ucundan sabit noktalara tutturulmuştur. Uçlardan
birindeki düğüm çok sıkıdır ama öbür uçtaki düğüm oldukça gevşek
bırakılmıştır. Bu bir hata değildir, örümceğin dalgınlığından da
kaynaklanmamaktadır. Bunun bir avlanma taktiği olduğu ağa doğru bir
canlı yaklaştığında anlaşılmaktadır. Örneğin ağa bir pervane çarptığında
gevşek ilmek serbestçe çözülür. Bu durumda sağlam düğüm kopmadığı için
böcek bir bohça gibi havada asılı kalır. Daha sonra örümcek kurbanının
yanına gider ve hemen yapışkan bir madde ile baştan sona sıvar. Bu
taktik sayesinde örümcek avını kıskıvrak yakalamış olur.
ÖRÜMCEKLERİN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |