|
ÖRÜMCEKLERİN AVLANMA
YÖNTEMLERİ
Örümcek kementini sallamakta |
Kement Atarak Avlanan Örümcek
Örümcek türleri içinde en ilginç avlanma yöntemlerinden birine "Bolas"
örümceklerinde rastlanır. Dr. Gertsch örümcekleri araştıran bir uzmandır
ve Bolas örümcekleri üzerinde yaptığı detaylı incelemeler sonucunda bu
örümcek türünün avını kementle yakaladığını gözlemlemiştir.
Bolas örümceğinin avlanması iki aşamalı olarak gerçekleşir. İlk
aşamada örümcek, ucunda yapışkan bulunan bir ip hazırlayıp pusuya yatar.
Bu yapışkan ip daha sonra bir kement gibi kullanılacaktır. Bu arada
örümcek avını kendisine çekmek için çok özel bir kimyasal madde de
yayar. Bu, dişi güvelerin erkeklerini çiftleşmeye çağırmak için
salgıladıkları "feromon" adlı maddedir. Sahte çağrıya aldanan erkek güve
kokunun geldiği kaynağa doğru yönelir. Örümceklerin görme duyusu son
derece zayıftır ancak güvenin uçarken çıkardığı titreşimleri
algılayabilirler. Bu sayede örümcek avının kendisine doğru yaklaştığını
hisseder. Burada dikkat çekici olan Bolas örümceğinin hemen hemen kör
olduğu halde havada asılı durarak kendi yaptığı bir kement yardımıyla,
uçan bir canlıyı yakalayabilmesidir.
Strange Things Animals Do adlı kitapta Bolas örümceğinin avlanma
şekli, bir kovboyun kement kullanmasına benzetilmektedir. Kitapta yer
alan satırlardan bir bölümü şöyledir:
Örümcek ipek gibi bir kemer örer ve bunun sonuna bir ağırlık koyar,
ağır bir zamk harcı. Böylece silahı bir kovboyun kementini
andırmaktadır. Daha sonra bu kementi öndeki iki çift ayağına alır ve bu
öndeki iki ayak kol görevini yapar. Bir güve uçtuğunda kementini
fırlatır. Yapışkanlı ağır kısmı havada uçurarak tam böceğin vücudunun
üzerine çarptırır ve yapışkan madde böceğin üstüne yapışır, güve içeri
çekilir ve Bolas örümceği onu yukarı doğru sarar…
Kokuya aldanan kurbanın yaklaşmasıyla birlikte avdaki ikinci aşama
başlar. Örümcek ayağını geriye çekerek saldırı pozisyonuna geçer ve
aniden insan gözünün algılayamayacağı bir hızla kementini sallar. Güve
ipin ucundaki yapışkan topa yakalanır. Örümcek avını yukarı çeker ve
hemen onu felç edecek ısırışını gerçekleştirir. Ardından salgıladığı
özel bir ipekle güveyi sarmalar. Bu ipeğin özelliği besini uzun süre
taze tutabilmesidir. Böylece örümcek avını, daha sonra yemek üzere taze
bir şekilde saklar. Aynı kitapta yazar Bolas örümceğinin bu planlı
hareketini şöyle değerlendirmektedir:
Bilim adamları örümceği küçük bir hayvan olarak görürler. Ama ne
eğitilmiş bir deniz aslanı, ne de bir köpek ya da kaplan ve bir maymun
hatta bir kovboy bile bu küçük görülen hayvanın yaptığı işi
yapamayacaktır.
Görüldüğü gibi Bolas örümceklerinin avlanma teknikleri son derece
beceri gerektiren, hatta çalışarak tecrübe kazanılması gereken işlemlere
dayanmaktadır. Bu işlemler aşama aşama incelenecek olursa örümceğin
yaptıklarının zorluğu daha net ortaya çıkacaktır. Bunu "Bolas örümceği
avlanmak için neler yapmak zorundadır?" sorusunun cevabına bakarak
görelim:
•Örümceğin bir ipin ucunda yapışkan topak hazırlaması...
•Başka bir böceğin erkeğini çekebilmek için o böceğin dişisinin
salgıladığı kokuyu vücudunda üretmesi ve salgılaması...
•Avına, insan gözünün bile yakalayamayacağı bir hızla kement
atabilmesi...
•Kementi avına isabet ettirip onu yakalaması...
• Son olarak da avını belli bir süre taze tutabilecek özelliklere
sahip bir ipekle ambalajlaması gerekmektedir.
Peki, Bolas örümceği nasıl olup da bu kadar akılcı bir plan
çerçevesinde hareket etmektedir? Planlama yapmak ancak muhakeme yeteneği
olan varlıklara yani insana has bir özelliktir. Bununla birlikte örümcek
bunları düşünmesini sağlayacak kapasitede bir beyne de sahip değildir.
Öyleyse bu denli çarpıcı özelliklere sahip bir avlanma tekniğini nasıl
edinmiştir? Bu soru bilim adamlarının hala cevaplamaya çalıştığı bir
sorudur.
Evrimcilere göre örümcekler bütün özelliklerine tesadüfen sahip
olmuşlardır. Tesadüfen kement yapmaya karar vermiş, tesadüfen o
kimyasalı üretmiş ve güvenin dikkatini çekmesi gerektiğini bilmiş, yine
tesadüfen kementi isabet ettirebilecek bir yetenek kazanmıştır. Kementle
avlanabilmek için gerekli olan diğer özelliklerin tümü de hep
tesadüflerle ortaya çıkmıştır. Böyle tesadüflere dayalı iddiaların
sadece bir senaryodan ibaret olduğu, hiçbir bilimsel ve mantıksal
yönünün olmadığı açıktır. Evrimcilerin senaryolarının bilimsellikten ne
kadar uzak olduğunu daha iyi görebilmek için biz de tüm
imkansızlıklarına rağmen bir senaryo oluşturalım:
Senaryo: Uzun yıllar önce, diğer örümcekler gibi ağ kuramadığını
anlayan bir örümcek çevresini dikkatle gözlemlemeye başlar. Bir gün dişi
güvelerin bir kimyasal madde ile erkeklerini nasıl çektiklerini fark
eder. Güveleri yakalayabilmek için aynı maddeyi üretmesi gerektiğini
düşünür ve vücudunda kendi kendine bir kimya laboratuvarı kurarak bu
maddeyi üretmeyi başarır. Ama problemi hala bitmemiştir. Çünkü erkek
güveleri yakalayamadığı sürece onları kendine çekmesinin bir anlamı
yoktur. O sırada aklına başka bir fikir gelir ve ürettiği iplikle
gürz-kement karışımı bir silah yapar.Fakat bu silahı yapmak da tek
başına yeterli olmayacaktır. Avı ilk yaklaştığında, ağını ona isabet
ettiremezse tüm emekleri boşa gidecek, dahası açlıktan ölecektir. Ama
böyle olmaz ve avını yakalar, sonunda mükemmel bir avlanma tekniği
bulmayı "başarmıştır". Daha sonra bu tekniği bütün detaylarında hiçbir
eksiklik olmadan diğer örümceklere öğretmesi gerektiğini düşünür ve
kendinden sonra gelecek nesile de bu bilgileri bir şekilde aktarmanın
yolunu bulur.
Görüldüğü gibi bunlar çok açık bir senaryonun parçalarıdır. Ancak
senaryonun yazılmış olması yeterli değildir. Bir de bu hayali senaryonun
gerçekleşmesinin sağlanması gerekmektedir. Bunun için de yine hayali
senaryonun içindeki çeşitli hayali alternatifleri düşünelim.
1. Hayali Alternatif: Evrimcilerin bir güç olarak
nitelendirdikleri "doğa ana" yani ağaç, çiçek, gökyüzü, su, yağmur,
güneş vs. gibi doğada hüküm süren tüm güçler ortaklaşa hareket ederek
kendilerine mükemmel işleyen bir sistem kurmuşlardır. Bu sistem içinde
de Bolas örümceğini unutmamışlar ve ona da iyi bir av tekniği
kazandırıvermişlerdir!
2. Hayali Alternatif: Yine evrimcilerin bir güç olarak
nitelendirdikleri kör tesadüfler tüm avcılara olduğu gibi Bolas
örümceğine de yardımda bulunmuşlar ve bu özellikleri kazanmasını
sağlamışlardır..
Elbette ki bunlar da geniş bir hayal gücünün ürünü olan senaryolardan
başka bir şey değildir. Bu geniş hayal gücünün sahibi ise evrimci bilim
adamlarıdır. Sorunun asıl cevabına geçmeden önce bu senaryoların ne
derece mantıksız ve geçersiz olduklarını inceleyelim:
o Bolas örümceğinin bir kimya mühendisi olmadığı açıktır! Bir örümcek
güvenin salgıladığı maddeleri inceleyip, bunların kimyasal analizini
yapıp, daha sonra da bu maddenin aynısını kendi vücudunda bilinçli
olarak üretmeye başlayamaz. Bunu iddia etmek, akıl, mantık ve bilimle
tamamen zıtlaşmak demektir.
o Güvenin salgıladığı kimyasal maddenin örümcek için avlanma dışında
hiçbir kullanım alanı yoktur. Örümcek bu salgı bezlerine tesadüfen sahip
olmuş olsa bile, aynı zamanda güvenin salgıladığı salgı ile kendi
salgısı arasındaki benzerlikleri de bilmeli ve bu benzerliği analiz
ederek kendi lehine kullanmayı akıl edebilmelidir.
o Örümceğin güvenin ürettiği maddenin özelliklerini bir şekilde
"öğrendiğini", bu özellikleri kendi lehine kullanmayı "akıl ettiğini"
varsaysak bile, bu sefer de gerekli maddeyi üretebileceği fiziksel
değişikliklere sahip olması gerekecektir. Hiçbir canlının kendi
isteğiyle vücuduna bir organ ya da kimyasal üretim yapabilen bir sistem
eklemesi mümkün değildir. Bir örümceğin böyle bir şey yapabilmiş
olabileceğini değil iddia etmek düşünmek bile mantık ölçülerinin tamamen
dışına çıkmak olacaktır.
Her ne kadar imkansız olsa da bütün bu saydığımız özelliklere
örümceğin tesadüfen sahip olduğunu düşünelim. Bu sefer de örümceğin
güveyi yakalayabileceği kementi yapmayı "akıl etmesi", kementi
"tasarladıktan" sonra kementi yapacağı ipi kendi isteğiyle üretebilmesi
gerekir.
Görüldüğü gibi Bolas örümceğinin sahip olduğu özellikler detaylı bir
şekilde incelendiğinde, temeli tesadüflere dayanan evrim teorisinin ne
kadar komik bir iddia olduğu daha iyi anlaşılır. Tesadüflerin yukarıda
saydığımız özellikleri, yani akletme, planlama ve tasarım yeteneklerini
bir örümceğe kazandırmayacağı, dahası örümceğin bütün bunlara zaman
içerisinde kendi kendine sahip olamayacağı açıktır. Bunu görebilmek için
uzun uzun düşünmeye, araştırmalar yapmaya gerek yoktur. Biraz sağduyu
kullanarak düşünmek bu apaçık gerçeği görebilmek için yeterli olacaktır.
Çölde Yaşayabilmek İçin Kapı Tuzağı
Birçok canlı için
çöl iklimi öldürücü olabilecek derecede sıcaktır. Ancak bazı canlılar bu
sıcaklığa rağmen çölde yaşam sürdürebilecekleri yeteneklere sahiptirler.
Gerek avlanma şekilleri, gerek vücut yapıları, gerekse davranış
biçimleri çöl ortamında rahatlıkla yaşamalarını sağlar. Bu kitabın
konusunu oluşturan örümceklerin bir türü de çölde yaşamak için gerekli
olan özelliklere sahiptir. "Kapı tuzaklı örümcek" adı verilen bu canlı,
çöl zeminine yaptığı ve ısıya karşı izole ettiği yuvasında hem sıcaktan
korunur, hem de bu yuvayı avını yakalamak için bir tuzak olarak
kullanır.
Örümcek ilk olarak toprağı kazarak bir oyuk açar. Salgıladığı özel
bir sıvı ile toprak parçacıklarını birleştirerek oluşturduğu tünelin
içini sıvar. Bu işlem, yuvada oluşabilecek çökmelere karşı duvarları
güçlendirir. Daha sonra yuvanın içini de salgıladığı ipekle kaplar. Bu
sıvama yöntemi günümüz yapılarında da kullanılan ısı izolasyonu
yöntemlerine benzer. Bu sayede yuvanın içi, yüksek çöl ısısına karşı
yalıtılmış olur.
Yuvanın ikinci özelliğinin ise bir tuzak olduğunu belirtmiştik.
Örümcek salgıladığı ipekle yuvanın girişine bir kapak yapar. Bu kapağın
bir kenarı sağlam bir ipek menteşeyle yuvaya bağlı olduğundan adeta bir
kapı olarak kullanılır. Bu kapı aynı zamanda örümceğin avlarından
gizlenmesini de sağlamaktadır. Örümcek, ipek kapının üzerini çalı çırpı
ve toprak ile kamufle eder. Daha sonra yuvanın dışından içine doğru,
yaprakların altından gergin iplikler çeker. Yuvaya yaklaşan bir böcek
yapraklara veya toprağa bastığında, zeminin altında bulunan iplikleri
titreştirir. Bu titreşimler sayesinde yuvanın içindeki örümcek avının
yaklaştığını algılayabilir. Bütün bu sistemi kurduktan sonra örümcek,
yuvasına girip avını beklemeye başlar.
Kapı tuzaklı örümcekler yaptıkları yuvada 10 yıl boyunca
yaşayabilirler. Bütün ömrünü bu karanlık tünelde geçiren örümcek hemen
hemen hiç dışarı çıkmaz. Avını yakalamak için kapağı açtığında bile,
arka ayaklarını yuvadan çıkarmaz. Eğer yuvanın kapısı bir çubukla
açılırsa, örümcek yuvanın ağzına gelir ve kapıyı kapatmak için büyük bir
çaba harcar. Dişiler yuvalarından hiç çıkmazken, erkek örümcekler sadece
eş aramak için yuvalarını terkederler. Dişi örümcekler yavrulama zamanı,
kapağı salgıladıkları ipekle yuvanın ağzına kaynatarak girişi sıkıca
kapatırlar. Böyle bir durumda anne örümceğin bir yıl boyunca hiç dışarı
çıkmadan yuvada kalabildiği gözlenmiştir.
|
yuvanın girişi
yuvanın içi |
|
Kapı tuzaklı örümcek geceleri avlanır, gündüzleri ise yuvasının
kapısını sıkıca kapatır. Gece olmaya başlayınca örümcek kapıyı aralayıp
havanın tam kararıp kararmadığını kontrol eder. Eğer gece olmuşsa kapağı
aralayıp ön bacaklarını dışarıya uzatır. Uzun saatler boyunca bu
pozisyonda bekleyebilir. Örümcek özellikle karıncalar yaklaşır yaklaşmaz
yıldırım hızıyla bunların üzerine atlar ve onları yuvasındaki tünele
doğru sürükler. Kapak ise kendi ağırlığıyla kapanır.
Şüphesiz yukarıda anlatılan yaşam için öğrenme, üretim kabiliyeti
gibi zeka gerektiren bazı yetenekler gereklidir. Yoksa örümcek yüksek
ısıya karşı izolasyonu, kumun içine kamuflaj yapmayı "tesadüfen" ya da
kendi kendine çalışarak, deneyerek öğrenemez. Daha örümcek tünelini
yapmaya başlamadan, içini ısıya karşı korumalı bir ipek ile
yalıtacağını, aynı ipekle yuvaya bir kapak yapacağını, böylece
düşmanlarından gizlenip avlanmak için eşsiz bir tuzağa sahip olacağını,
yavrularını bu ipekle kaplı yuvada güvenle doğurabileceğini
"bilmektedir". Aksi takdirde ilk ortaya çıkan kapı tuzaklı örümcek çöl
ortamında ya sıcaktan ya da açlıktan ölecektir. Bu da türünün sonu
demektir.
Ayrıca her yeni doğan örümcek, hep bu şekilde hareket etmektedir.
Aynı şekilde yuva kurmakta, aynı şekilde beslenmektedir. Dolayısıyla ilk
örümceğin bu şaşırtıcı özelliklere sahip olması yeterli değildir, bir de
tüm bilgileri gelecek nesillere de aktarabilmesi gerekir. Bu ise ancak
ve ancak bu bilgilerin örümceğin genlerine yerleştirilmesi ile olabilir.
Bütün bu bilgilerden sonra karşımıza yine birbirine bağlı sorular
çıkmaktadır. Kapı tuzaklı örümcek bu özelliklere nasıl sahip olmuştur ve
bu bilgileri genlerine kim yerleştirmiştir?..
ÖRÜMCEKLERİN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA
|