|
Soyun Devamı Uğruna
Ölmek!...
Karıncaların çiftleşmeleri adeta bir seramoni özelliği taşır. Çoğu
karınca havada çiftleşir. Erkekler önceden gelerek, genç kraliçeyi
beklerler. Bir dişi yere konar konmaz (çiftleşmeden önce dişi de
kanatlıdır), 5-6 erkek karınca kraliçe etrafında yarışa başlar. Dişi
yeteri kadar sperm aldığında, özel bir titreşimli sinyal gönderir. Bu
sinyal sayesinde erkek, dişinin ayrılmaya hazır olduğunu anlar.
Çiftleştikten bir süre sonra erkek karınca ölür.
Böylesine bir fedakarlık gerçekten de, açıklanması çok zor bir
davranıştır. Erkek karıncanın ölümü göze alarak, soyunun devamı için
sonu kendi ölümüyle bitecek olan çiftleşme uçuşuna çıkması, evrim
teorisi tarafından açıklanamayan bir davranış türüdür. Çünkü Evrim'in
temel mantığına göre her canlı sadece kendi yaşamının devamını gözetir.
Oysa milyonlarca yıldır erkek karıncalar, sonucunda ölüm kaçınılmaz
olduğu halde, yine de dişi karıncaları döllemektedirler.
Bu fedakarlığı açıklayabilecek tek gerçek, erkek karıncanın kendini
yaratanın ilhamı ile hareket ettiğidir. Aksi takdirde iddia edildiği
gibi doğal ayıklanma süreci geçirdiği söylenen bir canlının, böyle bir
fedakarlığı milyonlarca yıl boyunca sürdürmesi imkansızdır. Evrim
teorisinin temel prensiplerine göre, erkek karıncaların ne yapıp edip bu
"ölüm" uçuşundan kaçmaları gerekirdi. Bu da karıncaların soyunun
tükenmesi demek olacaktı. Oysa günümüzde hala binlerce çeşit karınca,
yüzbinlerce üyeli kolonileriyle dünya üzerinde yaşamlarını
sürdürmektedirler. Tek bir erkek karınca bile kendisi için "son" demek
olan bu uçuştan kaçmamıştır ve halen de kaçmamaktadır.
|
Kraliçe karınca
çiftleşme uçuşunun ardından kendi kolonisini kurmak üzere
uygun bir yer arar. İstediği yeri bulduğunda ilk is olarak
kanatlarini koparir ve burada üreyerek kendi kolonisini
olusturmaya baslar.
|
|
Çiftleşme Uçuşunun Ardından
Dişi karınca çiftleşmeden sonra uygun bir yuva arar ve bulduğunda
buraya girerek ilk iş olarak kanatlarını koparır. Daha sonra girişi
kapatarak haftalarca, bazen aylarca yiyeceksiz ve yalnız başına kalıp,
ilk yumurtalarını bırakır. (Bu süre zarfında kanatlarını yiyerek yaşar.)
İlk yumurtalardan çıkan larvaları kendi salyasıyla besler. Bu uzun
süreli ve zorlu uğraş da tam bir fedakarlık örneğidir. Ama karşılığında
kraliçe yaşamının geri kalan kısmında, kolonisi tarafından
beslenecektir.
Sınırlı yiyecekten dolayı ilk sürü küçüktür. Bunlar koloninin ilk
işçileri olurlar ve sonra gelen sürülere aynı fedakarlık örneklerini
sürdürerek bakarlar. Onların olağanüstü ihtimamlı bakımlarıyla yetişen
yeni nesil karıncalar da daha iyi beslendikleri için daha büyük olurlar.
Sperm Bankasının İlk Kurucuları
Biraz önce de bahsedildiği gibi erkek karıncaların ömürleri fazla
uzun değildir. Çiftleşme uçuşundan birkaç saat sonra veya bir iki gün
içerisinde ölürler. Ancak ne ilginçtir ki, ölümü göze alarak çiftleşme
uçuşuna çıkan her erkek, kendi öldükten yıllar sonra doğacak olan
yavruları için sperm bırakmıştır. Peki bu spermler nasıl canlı olarak
saklanmakta ve uzun yıllar boyunca, yumurtaları dölleyerek yeni
karıncalar meydana getirmektedirler? Karıncalar üstün bir teknoloji
geliştirerek bir sperm bankası kurmuş olabilirler mi?
Evet, her kraliçe karınca kendi vücudu içerisinde bir sperm bankasına
sahiptir. Kraliçe, erkeğin spermlerini kendisine enjekte etmesinden
sonra bunu vücudunun orta bölmesinin kenarındaki bir çantacıkta saklar.
"Spermatheca" denen bu organda spermler hareketsiz hale gelir ve
yıllarca bu bekleme durumunda kalabilirler. Sonunda kraliçe, spermin
üreme bölgesine geçişine izin verdiğinde, spermler birer birer ya da
gruplar halinde tekrar hareketlenirler ve kraliçenin yumurtalıklarından
aşağıya doğru gitmekte olan yumurtayı döllemeye hazır hale gelirler.
Bu durum, insanlar tarafından henüz son çeyrek asırda düşünülüp,
yüksek teknoloji sayesinde uygulamaya konulabilmiş olan sperm bankasının
insanlardan çok daha önce karıncalar tarafından kullanıldığı anlamına
gelir.
Bundan 50 yıl önce insanların belki de hayalini bile kuramadıkları bu
mekanizmayı, karıncalar milyonlarca yıldan beri uygulamaktadırlar.
Karıncalar da laboratuarlar kurup insanların geçirdiği evreleri geçirip,
sonra da buldukları mekanizmayı kendi vücutlarına yerleştirmediklerine
göre, ilk var oldukları andan beri bu mekanizmaya sahip olmaları
gerekir. Eğer aksi iddia edilecek olursa aşağıdakilere benzer daha pek
çok cevaplanması gereken soru ortaya çıkacaktır:
1. Karıncalar ilk varolduğunda, erkekler çiftleşme uçuşundan sonra
ölmüyorlar mıydı? Eğer o zaman ölmüyorlarsa bugün neden ölmektedirler?
Doğal ayıklanma süreci içerisinde, ölüm uçuşundan sonra yokolmanın daha
"uygun" olacağını mı düşünmüşlerdir?
2. Erkek karıncalar çiftleşme uçuşundan sonra hemen öldüklerine göre,
soylarının devamı için gerekli olan sperm deposunun oluşmasına fırsat
kalmadan, karıncaların soyunun milyonlarca sene önce tükenmiş olması
gerekmez miydi?
3. "Sperm bankası", karıncalar ilk var olduklarından beri mevcutsa,
bu mekanizmayı karıncaların vücutlarına kim koymuştu?
Bunlar, tek bir Yaratıcı'nın üstün yaratışını kabul etmek
istemeyenlerin cevaplandırması gereken sorulardan sadece birkaçıdır.
Yalnız karıncaların soylarının devamı konusunda dahi, daha binlerce soru
çıkarılabilir. Ve bu soruların hepsi evrimci iddiaları imkansız kılarak
bilinçli bir yaratışın varlığına işaret etmektedirler.
İşçilerin Fedakarlığı
Kraliçe karıncanın yumurtladığı yumurtalar ve olgunlaşmamış genç
karıncalar yuvanın bakım odalarında yaşarlar. Eğer sıcaklık ve nem oranı
yeni yetişenlere zarar verecek duruma gelirse, işçi karıncalar,
yumurtaları ve genç karıncaları daha uygun bir ortama taşırlar. Sıcaktan
faydalanabilmek için yumurtaları gündüz yüzeye yakın tutar, gece ya da
yağışlı havalarda daha derindeki odalara götürürler.
|
Karınca kolonilerinde bir grup işçi karıncanın tek
görevi yumurtalarla ve larvalarla ilgilenmektir. Bu işçiler,
hayatlarının her anını soyun devamı uğruna fedakarlık yapmakla
geçirirler |
|
Görüldüğü gibi işçiler yumurtaları ve genç karıncaları büyük bir
itina ile soğuktan korumaya, onları rahat ettirmeye çabalarlar. Bazıları
sıcak bir günde, larvaları serinletebilmek için yuvanın etrafında
gezdirir, bazıları rutubeti önlemek için yuvanın duvarlarını atılmış
kozalarla kaplar, bazıları da yiyecek ararlar. Bu hareketlerden her biri
karıncaların ne kadar ince bir düşünce sonucu hareket ettiklerini
gösterir. Larvayı serinletebilmek için yuvanın içinde gezdiren bir
karınca, ya da yuvanın duvarını kozalarla izole ederek ısı ayarı yapan
-ki bu son derece modern bir izolasyon taktiğidir- başka bir karınca.
Ancak unutulmamalıdır ki ince düşünceli bir hareket yaptığından
bahsettiğimiz bu bir kaç milimetrelik böceklerin düşünme yetenekleri
aslında yoktur. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bilim ne kadar
detaya inebilirse insin, küçücük bir böceğin gösterdiği özverinin nedeni
bulunamayacaktır. Dahası bu özveri, evrim teorisinin en temel
prensiplerine bütünüyle ters düşmektedir.
Karıncaların Hazinesi
Karınca kolonilerinin tüm faaliyetleri, kraliçeyi ve kraliçenin
yumurtalarını merkez alır. Karıncalar, kolonilerinin çoğalmasını
sağlayan kraliçelerini el üstünde tutarlar. Onların her türlü ihtiyacı
işçi karıncalar tarafından sağlanır. Hayatları boyunca yaptıkları en
önemli iş kraliçelere hizmet etmek, onların ve yavrularının yaşamasını
sağlamaktır.
Karınca yumurtaları, koloninin en değerli hazinesidir. Karıncaların,
larvalarına yönelik bir tehlike hissettiklerinde yaptıkları ilk şey,
yavruları alıp güvenli bir yere taşımalarıdır. Ayrıca yavru karıncalar
dışarıdaki kuru havaya maruz kaldıklarında bir iki saat içerisinde
öldükleri için, işçi karıncalar larvaların bulunduğu bölümlerde havayı
nemli tutmaya çalışırlar. Bunun için geliştirdikleri çok çeşitli
yöntemler vardır. Öncelikle yuvalarını, havanın ve toprağın nemini uygun
oranlarda tutacak şekilde inşa ederler. Buna ek olarak, yavruların
bakıcısı olma görevini üstlenen karıncalar, olgunlaşmamış karıncaları
yapının içerisinde durmadan bir aşağı bir yukarı taşırlar. Onlar için en
uygun ortamı bulmaya çalışırlar. Üstelik yaşlarına göre yavru
karıncaların ihtiyaçları da farklıdır. Örneğin, yumurta ve larvalar
nemli bir ortama ihtiyaç duyarlarken, pupa dönemindeki karıncaların
kesinlikle kuru bir ortamda bulunmaları gerekir. İşçiler bu zorlu
görevleri yerine getirebilmek için 24 saat boyunca hiç durmadan ve
dinlenmeden çalışırlar.
Görüldüğü gibi kolonideki işçi karıncalar, kendilerini, yumurtlamak
yerine sürekli yumurtlayan kraliçelerinin yumurtalarını yetiştirmeye
adamışlardır. Bu uğurda pek çok tehlikeyi de göze almaktadırlar. Zira
yumurtalar ve larvalar için gerekli olan nemli ortam bakteri ve
mantarların yetişmesi için de çok elverişlidir. Dolayısıyla bu ortamda
bulunan işçi karıncaların hastalanarak ölme ihtimali çok fazladır.
Peki işçiler, bu son derece sağlıksız ortamda nasıl korunmaktadırlar?
Karıncaları muhteşem sistemleriyle yaratan Allah, bu konuda da onlara
bir korunma yöntemi vermiştir. Yetişkin karıncaların boğazlarındaki
metapleural salgı bezlerinde üretilip etrafa püskürtülen maddeler,
bakteri ve mantarları yokeden ve gelişmelerini engelleyen bir etki
yaratarak onları korumaktadır.
Darwinizm Fedakarlığı Açıklayabilir mi?
Evrim teorisinin kurucusu olan Charles Darwin, evrim sürecinin temel
motivasyonunun hayatta kalma içgüdüsü olduğunu öne sürmüştü. Darwin'e
göre belli bir türe ait bireyler, hayatta kalma şanslarını artıran bir
özellik kazandıklarında bu türün avantajı artıyordu. Bu avantajı
kullanarak hayatta kalmayı başarıyor, nispeten daha çok üreyebiliyor ve
sonuçta bu özelliklerini diğer türlere geçirebiliyorlardı. Bu yüzden
Evrim'in kendini feda etmeyi değil, kendini korumayı öngörmesi
gerekiyordu.
Ancak Darwin'in sözkonusu doğal seleksiyon teorisi, karıncaların
gösterdiği inanılmaz fedakarlık örneklerinin keşfedilmesiyle birlikte
büyük bir darbe yedi. Bazıları Darwin henüz hayatta iken bulunan bu
özellikler karşısında, evrim teorisinin bir açıklama getirmesi çok
zordu. Nitekim Darwin, Origin of Species (Türlerin Kökeni) isimli
kitabında bu konunun yarattığı güçlüğü şöyle ifade etmişti:
"İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura
belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir. Burada, zihinsel
yetiler konusunda elimden gelenin, yaşamın kendisinin kökeni
konusundakinden çok olmadığını önceden söylemek isterim."
Bu kadar açık bir itiraftan sonra teorisini kurtarmak için ortaya
attığı tez ise daha da içinden çıkılmaz bir durumdaydı. Darwin'in bu
çelişkili duruma getirdiği açıklamaya göre, belli gruplar içerisinde
doğal seleksiyon birey seviyesinde değil, grup seviyesinde
gerçekleşiyordu.
Oysa bu da ispatlanması imkansız bir iddiadan öteye gidemedi. Çünkü
hiç bir somut bulguya ya da gözleme dayanmayan, sadece teoriyi kurtarmak
için ortaya atılmış bir tahminden ibaretti. Hayvanlardaki fedakarlık
örneklerini açıklayabilmek, Darwin'den sonra gelen evrimciler tarafından
da hiç bir zaman başarılamadı.
Dolayısıyla Evrim teorisinin herhangi bir metodu ile, karıncalar,
termitler, arılar gibi sosyal böcekler arasında yaşanan üst seviyedeki
fedakarlık örneklerini açıklamak mümkün değildir. Bir canlının kendi
güvenliğini, rahatını bir kenara bırakıp, içinde yaşadığı grup
üyelerinin güvenliğini ve rahatını sağlamaya çalışmasının tek bir
açıklaması vardır: Grubun sahip olduğu sosyal düzen, bilinçli bir
tasarımcı tarafından belirlenmiş ve bu tasarımcı grubun her üyesine
farklı görevler biçmiştir. Grubun üyeleri de kendilerine verilen bu
görevlere uygun davranır ve gerekirse bu uğurda kendilerini feda
ederler. Önemli olan grubun düzenininin devamıdır; bunun için gereken
fedakarlık da, bilinç ve muhakemeden yoksun böceklerin iradesiyle değil,
onları yöneten iradenin isteğiyle gerçekleşebilir.
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |