|
Daha önceki bölümlerde, karıncaların sosyal düzenlerinin son derece
gelişmiş olduğunu gördük. Bu çalışkan, üretici ve özverili canlıların
bir başka özellikleri daha vardır: Düşmanlarına karşı kendilerini çok
başarılı bir biçimde savunmaları ve koloninin devamı uğruna savaşmak
için çok ilgi çekici yöntemler kullanmaları.
Karıncaların küçük oluşları, ilk bakışta savunmasız oldukları
izlenimini verir. Üzerine basarak rahatlıkla ezilebilecek bu canlıların,
kendilerinden beklenmeyecek derecede büyük işler yapabilecekleri tahmin
bile edilemez. Ama Allah yeryüzünde yarattığı eşsiz ekolojik düzen
içerisinde, onların da yerini belirlemiş ve onları gerekli savunma
mekanizmalarıyla donatmıştır.
Karıncalar, Allah'ın ilhamıyla, akıllara durgunluk verecek taktik ve
stratejilerini, kolonilerini korumak ve yiyecek ararken karşılarına
çıkan düşmanlarına karşı kendilerini savunmak için kullanırlar. Av
stratejileri geliştirirken, kendileri de başkalarına av olmamak için
mücadele ederler. Bu mücadelenin bir türü, karınca kolonileri arasında
yaşanandır.
Koloniler Arası Savaş
Koloniler arası savaşın en önemli sebeplerinden biri, besin
kaynaklarının bölüşülememesidir. Bu savaşlarda yiyecek kaynağını ilk
bulan karınca türü genellikle savaşı kazanır. Çünkü kaşif karıncalar
besinin etrafını çevirerek, diğerlerinin yiyecekten alıp çevreye kendi
kokularını bırakmalarını engellerler. Bu yüzden de arkadan gelen
koloninin üyeleri, koku izleri ile arkadaşlarına yol gösteremezler.
Yiyecek kaynağına ilk gelen işçilerin bir kısmı kuşatma faaliyetini
sürdürürken bir kısmı da, savaşa hemen katılmayıp koku izi bırakarak
yuvalarına dönmeyi tercih ederler. Yuvaya varınca vücutlarını ileri geri
hareket ettirip, antenlerini diğer karıncaların antenlerine değdirerek,
yuva arkadaşlarını uyarırlar. Bu zekice taktikle savaşan işçilere,
takviye güç toplanmış olur.
Günlük sıradan kuşatmalar dışında, besin kıtlığı zamanlarında
karıncalar o kadar saldırgan olurlar ki, birbirlerini tamamen imha
edebilirler. Bir koloni 10-14 gün içinde diğer bir koloniyi tamamen
yokedebilir.
Diğer bir savaş nedeni ise, bir koloninin başka bir koloninin
bölgesine girmesidir. Karıncalar yaşadıkları bölgeleri bir feromenle
işaretlerler. Başka bir koloni bölgeye geldiğinde bu feromeni farkedip
buraya yerleşmez. Eğer yerleşirse de bu bir savaş nedeni olur.
Böyle bir durumda, örneğin dokumacı karıncalar bir salgı bırakarak en
yakın yaprağa koşarlar. Yuva arkadaşlarını bulunca kavgayı anlatan
hareketler yaparlar. Arkadaşları bu davetin karşısında hareketlenir ve
işçileri takip ederek savaş alanına doğru yol alırlar. Yarım saat içinde
yüzden fazla karınca savaş alanına ulaşmış olur.
Kısacası karınca kolonileri, doğal sınırları, tehlikelere karşı
güvenlik ve istihbarat sistemleri ve bunun yanısıra tüm koloniyi
savunacak güçte orduları ile gelişmiş bir sisteme sahiptirler. Böyle bir
sistemi oluşturabilmek içinse, bu sistemi planlayacak akıllı ve bilinçli
bir irade ve sistemi koloni üyelerine benimsetecek bir eğitim gerekir.
Oysa, ortada görünür bir planlayıcı ve görünür bir eğitim yoktur. Sistem
gözle görünmeyen bir irade tarafından planlanmıştır ve tüm karıncalara
da henüz dünyaya ilk geldikleri anda öğretilmiştir.
Şimdi açık bir yaratılış örneği olan bu sistemin detaylarına bakalım.
Üstte ve
altta olduklarından daha uzun ve iri görünmeye çalışan
karıncalar görülüyor.
|
|
Savunma Taktikleri
Farklı koloniler arasındaki savaşlarda, karıncaların uyguladıkları bir takım taktikler vardır. Bunlardan en yaygın olarak uygulananı karıncaların kendilerini daha uzun ve büyük göstermeye çalışmalarıdır.
Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü gibi karıncalar bacaklarını mümkün olduğu kadar düzleştirerek ve kafalarını kaldırarak daha uzun boylu ve daha "caydırıcı" görünmeye çalışırlar.
Kullandıkları bir başka savunma taktiği ise, "düşmanı
sakinleştirme"dir. Bir karınca türü (S.Invoila), kavgaya girdiğinde
karnını titreterek bir zehir çıkarır ve yavaşça çene kemiğini açar. Bu
sırada zehirden zarar görmemeye çalışan düşmanları, çene kemiklerini
açıp ağızlarından bir damla şekerli suyu zehir çıkaran karıncanın açık
çenesine aktarırlar. Bunu yapmalarının nedeni, zehir çıkaran
karıncaların besine ulaştıklarında saldırganlıklarının azalmasıdır.
Kısacası karşı tarafın dikkatini başka bir yöne çekerek, onu
sakinleştirmektir.
Taktikler elbette bunlarla sınırlı değildir. Karıncalar sahip
oldukları hayret verici fiziksel özellikleri ve kendilerine ilham edilen
"zekaları" ile, "savaş meydanlarında" çok daha karmaşık taktikler
kullanmaktadırlar.
Asit Üreten Karıncalar
Karıncaların çok önemli bir savunma tekniği, vücutlarındaki zehir
keselerinde gerektiğinde zehir, gerektiğinde de formik asit
üretmeleridir. Ürettikleri zehiri düşmanlarına karşı çok başarılı bir
biçimde kullanırlar. Hatta zehirleriyle, insanlar üzerinde dahi bir
etkiye sahip olabilirler. Soktukları zaman bazı insanlarda alerji
şokları meydana getirirler. Formik asit de yine düşmanların
uzaklaştırılmasında etkili bir şekilde kullanılır.
Evrimi kabul ettiğimizde, ilkel karıncaların kendi bedenleri içinde
bir zehirleme sistemine sahip olmadıklarını, ancak bu sistemin Evrim
süreci içinde sonradan bir şekilde oluştuğunu da kabul etmemiz gerekir.
Ancak bu, mantığa aykırı bir kabuldür. Çünkü zehirleme sisteminin
çalışması için, hem zehirin kendisinin, hem de zehiri muhafaza edecek
organın oluşması gerekir. Bu organın izole bir yapıya sahip olması ve
böylece zehirin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını da engellemesi
şarttır. Dahası, bu organdan karıncanın ağız kısmına doğru uzanan izole
bir borunun da var olması gerekir. Bu da yetmez, hayvanın düşmanına bu
zehirini fışkırtmasını sağlayacak bir kas sistemi ya da mekanik bir
düzen vs. olması gerekir. (Hatta, hayvanın içinden zehiri fışkırttığı
karın bölgesinin dönmesini kolaylaştırmak için o bölgeyi "yağlayan" ayrı
bir bez bile gerekmektedir.)
Bu organeller, Evrim süreci içinde yavaş yavaş gelişmiş olamazlar.
Çünkü tek bir parçanın eksik olması bile sistemi işlemez hale getirecek
ve dahası karıncanın ölümüne neden olacaktır. Dolayısıyla tek bir
açıklama vardır: Sözkonusu "kimyasal silah sistemi", ilk kez hangi
karınca türünde var olmuşsa, bir anda var olmuştur. Bu ise, ortada
bilinçli bir "dizayn"ın var olduğunu ispatlar ki, bunun bir diğer adı "yaratılış"tır.
Bahsedilen zehiri kendilerine hiçbir zarar vermeden kullanmaları
yanında, vücutları içinde (zehir keselerinde) böyle bir zehiri üretmeyi
nasıl öğrendikleri, evrimcilerin cevabını arayıp bulamadıkları bir diğer
sorudur. Oysa ki bunun yanıtı çok açık ve nettir: Evrendeki her varlık
gibi bu karıncalar da kusursuz sistemleriyle bir anda yaratılmışlardır.
Sayı Saymayı Bilen Karıncalar
Küçük bir karınca düşmanının gücünü nasıl anlayıp değerlendirebilir?
İlginçtir ki bu, karıncanın matematik bilgisinin devreye girmesiyle
gerçekleşir.
Karıncalar, bilimadamlarının henüz anlamadığı bir metodla, "kafa
sayımı" yaparlar. Eğer yuva arkadaşları düşmanlarından daha
fazlaysa-mesela 3'e 1 gibi-daha şiddetle saldırıya geçerler. Eğer tersi
söz konusuysa, hemen geri çekilirler. Ayrıca karşılarındaki düşman
kuvvetlerini, büyüklük ve küçüklüklerine göre de inceleyerek farklı
taktikler uygularlar.
Yürüyen Bombalar
Karıncaların zaman zaman uyguladıkları bir savunma metodu da,
gerektiğinde kolonilerini korumak uğruna intihar ederek, düşmanlarına
zarar vermeye çalışmaktır. Birçok karınca türü, bu intihar hücumunu
çeşitli şekillerde gerçekleştirir. Fakat bunlardan hiçbirinin intihar
saldırısı, Malezya'nın yağmur ormanlarında yaşayan bir karınca türününki
(Saundersi camponotus) kadar ilginç değildir.
1970'li yıllarda araştırma yapan iki entomolog bu karıncaların,
anatomileri ve davranışları açısından birer "yürüyen bomba" olduklarını
ortaya çıkardılar. Zehirle dolu iki büyük salgı bezi, karıncanın
çenesinden vücudunun arkasına kadar uzanmaktaydı. Mücadele sırasında
karınca, başka bir düşman karınca ya da saldırgan hayvan tarafından sert
bir şekilde sıkıştırılırsa, karın kaslarını şiddetli bir şekilde kasarak
salgı bezlerini yırtıyor ve zehiri düşmanının üstüne püskürtüyordu.
Karıncaların böylesine ciddi bir fedakarlığı uygulamaları elbette ki
ne doğal seleksiyonla, ne de "evrimsel sosyalleşme süreci" ile
açıklanabilecek şeyler değildir. Birçok kez vurgulandığı gibi, bu son
derece mühim fedakarlığı yerine getiren, belirli bir zeka, eğitim, duygu
ve vicdan sahibi olan bir insan değil, bir karıncadır. Karıncaların
fiziksel açıdan değişiklik geçirdiği düşünülse bile -ki 80 milyon yıldır
hiçbir değişikliğe uğramamış karınca fosili de mevcuttur- fiziksel
değişimlerin, ona buradaki gibi bir özellik yükleyemeyeceği çok açıktır.
Bir canlının geçirdiği hiçbir mutasyon onun aniden, düşünebilen, karar
verebilen, hissedebilen, duyguları olan bir varlığa dönüşmesini
sağlayamaz.
Kaldı ki bir zamanlar kendini feda edip böyle bir savunma yapmaya
karar veren bir karınca olduğunu varsaysak bile, bu karıncanın dahiyane
düşüncesini (!) genlerine yükleyip başka bir karıncaya aktarması,
elbette imkansızdır.
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |