|
 |
|

Üstte "kiracıları"
tarafından beslenen bir bitki görülüyor. Bu bitki aynı zamanda
karıncalara 'ev' vazifesi de görüyor.
|
|
Ev Sahiplerini Besleyen Karıncalar
Bazı karıncalar, kendi ev sahibi bitkilerini beslerler. Örneğin, iki
çeşit bitkinin (Myrmecodia ve Hydnophytum) yumrularla bezenmiş şişkin
gövdeleri, karıncaların içlerinde yuvalanmaları için büklümlü odacıklar
sağlamaktadır.
Karıncalar, bu oyuklarda yaşarlar ama oyuklar arasında ilginç bir
ayrım yaparlar. Onların yaşadıkları odacıklar, düzgün duvarlıdır. Bazı
odacıklara da böcek artıklarını doldururlar. Bunlar ise kaba duvarlı
oyuklardır. Yapılan araştırmalar, kaba duvarların besleyici maddeleri
emdiğini, düzgün oyukların ise geçirgen olmadığını göstermiştir. Bu
nedenle bitki karıncaların getirdiği böcek artıklarını emerek
beslenmektedir. Bir başka deyişle, karıncaların odaların kullanımı
konusunda yaptıkları ayrım, son derece isabetli bir seçimdir.
Bilim adamları, bu konuda ilginç bir deney gerçekleştirdiler. Önce
meyve sineği larvasını radyoaktif olarak etkilenmiş mayayla beslediler.
Sonra onu karınca bitkisinin yüzeyine yerleştirdiler. Larvayı bulan
karıncalar, hemen onu kaba duvarlı odalara taşıdılar. Daha sonraki
birkaç hafta, böcek artıklarının bitki tarafından özümsenip gövde
boyunca yukarı taşındığını kanıtlamak için, bitkideki radyoaktivite
oranı uzmanlar tarafından takip edildi. Gerçekten de bilimadamları, kaba
duvarlar besleyici maddeleri emdikleri için, radyoaktivitenin bitkinin
her yerine taşındığını belirlediler.
Piper Bitkisi ve Kahverengi Karınca
Piper bitkisi ile karıncalar arasındaki ilişki, şimdiye kadar
incelediğimiz örnekler içinde belki de en ilginç olanıdır. Piper
(karabiber ailesine mensup bir bitki çeşidi) adlı karınca bitkisi, Orta
Amerika'nın tropikal ormanlarının gölgeliklerinde yetişir. Kahverengi
karıncalara (Pheidole bicornis) yiyecek ve korunma sağlayan bir
bitkidir. Genç Piper ağacının sadece iki ya da üç tane büyük yaprağı
vardır. Yaprak tabanlarının (dalla yaprak arasında içi boş şişlik)
birinde çoğunlukla bir kraliçe karınca yaşar. Kraliçe, bir Piper
fidanını kendisine sömürge edinir. Yaprak tabanına bir giriş deliği açar
ve içine yumurtalarını bırakır. Yumurtalar ilk larvaya dönüştüğü zaman,
sadece bir tane yaprak tabanını işgal ederken, koloni büyüdükçe, işçi
karıncalar ağaç gövdesinin süngerimsi dokusunda ilerleyerek bütün
bitkiye yayılırlar.
Bu bitki karıncalar için aynı zamanda bir besin kaynağıdır; yaprak
tabanının iç yüzeyi karıncalar için tek hücreli besin üretir. Ürettiği
yağları ve proteinleri, üzerindeki mikroskobik torbalardan sızdırır.
Karıncalar da bu besinlerin proteince zengin parçalarını kopararak
larvalarını bunlarla beslerler.
Karıncaların belki de başka hiçbir şekilde bulamayacakları bu zengin
besinler, piper tarafından kendilerine sunulmaktadır. Bu karıncalar, her
yıl kendilerine en iyi bakımı, korunmayı ve beslenmeyi sağlayacak
piperlere doğru yol alır; bitkinin, kendilerine en uygun yerlerinde
yuvalarını kurarlar.
"Akıllı" Piper
Yiyecek kaynağı olarak işlev gören piper bitkisinin çok ilgi çekici
bir özelliği daha vardır. Diğer karınca bitkileri, kolonileri gittikten
sonra bile yiyecek üretmeye devam ederken, piper bitkileri, sadece
karıncalar varken bu üretimi yaparlar. Bilim adamları bitkinin,
kahverengi karıncanın (Pheidole) yokluğunda yiyecek üretimini
durdurduğunu farketmişlerdir.
Karşılıklı Yardım
Piper bitkisinin yaptıkları, tek taraflı bir fedakarlık değildir.
Çünkü bu karşılıklı yaşam sürecinde, karınca da kendisini besleyen ev
sahibi için besleyici madde üretir.
Bitkinin gövdesinde yeralan karınca şişliği çürüyünce, bitkinin
yumuşak iç dokularına sulu amonyak olarak çekilir. Bu sıvı bitki için
çok faydalıdır, onun verimini arttırır. Buna ek olarak, nefes alan
karınca kolonisi üyeleri, bitkinin karbondioksit konsantrasyonunu
arttırarak daha sağlıklı olmasını sağlarlar.
Piper karıncalarının bitkilerine besin sağlayıp sağlamadıklarını
anlamak için bazı araştırmalar yapılmış ve yiyecek arayan Pheidole
karıncalarının, spor, su yosunu parçaları ve güve pulları gibi çeşitli
taneleri bitkiye getirdiği ortaya çıkmıştır. Karıncalar taşıdıkları bu
besinleri, larvaları sakladıkları küçük torbada tutarlar. Bitki de bu
besinlerden kendisi için gerekli mineralleri alır.
Strateji Uzmanı Pheidole
Pheidole karıncaları oldukça uysaldırlar. Yavaş hareket eder,
saldırmaz ve sokmazlar. Fakat karıncalar kendilerini ve kendilerine ev
sahipliği yapan piper bitkilerini korumak için kurnazca bir strateji
kullanırlar.
Tırtıl gibi yaprak yiyen birçok böcek, yumurtalarını bitkilere
yerleştirirler. Karıncalar bu potansiyel tehlikeyi hiç zaman yitirmeden
uzaklaştırırlar. Piper bitkilerinin yapraklarına yerleşen termit
yumurtaları, işçi karıncalar tarafından 1 saat içinde fark edilir. Sonra
bunları birer birer ayıklarlar. Yumurtayı çenelerinde taşıyarak yaprağın
kenarına kadar gider ve yumurtayı aşağı bırakırlar. Araştırmacılar,
termit yumurtalarını, karınca larvalarına yiyecek olarak vermek için
larvaların bulunduğu odacıklara koymuşlardır. Fakat sonuç yine aynı
olmuş, karıncalar ileride kendilerine ve bitkiye zararı dokunabilecek
her şeyi anında uzaklaştırmışlardır.
İstilacı Bit
Pipere zarar veren bir başka canlı da istilacı buğday bitidir (Ambates
melanops). Buğday biti, karıncasız bitkilerin büyük bir çoğunluğuna
saldırır ve bitkinin gövdesini içten delerek öldürür. Fakat bu mikro
istilacılar, eğer bitkinin karınca muhafızları varsa pek de başarılı
olamazlar. Karıncalar savunmasız, yumuşak yapılı buğday biti larvalarına
gövdenin iç kısmında tünel açmaya başladıkları sırada saldırırlar.
Üzerinde yaşadıkları bitkiyi her türlü istilaya karşı koruyan strateji
uzmanı karıncalar, bu yönleriyle ekolojik dengeyi de korumaktadırlar.
Bitkilerle karıncaların bu derece uyumlu bir ortak yaşama sahip
olmaları hiçbir şekilde tesadüflerle açıklanamaz. Bölüm boyunca
okuduğumuz bilgilerin sonucunda karşımıza çıkan tablo, birbirleri ile
tam bir uyum içinde yaratılmış birbirinden farklı türdeki canlılardır.
Bu bölümün başında buna benzer bir uyumun örneğini vermiştik: Bir
anahtar ve onun açtığı bir kilit arasındaki ilişki. Bu iki ayrı maddenin
arasındaki uyumun da tek bir açıklaması vardı: Kilit ve anahtar aynı
tezgahtan, aynı ustanın elinden çıkmışlar, yani bilinçli olarak
tasarlanmışlardı. Doğada rastladığımız uyum örneklerinde de aynı mantık
geçerlidir. Karınca ve bitki bilinçli bir tasarımın ürünü oldukları için
uyum sağlarlar. Ne karınca bitkiye hakimdir, ne de bitki karıncayı
tanımaktadır. Tüm bu yaşam planlarını yerine getirmekten de acizdirler.
Her ikisi de kendilerini Yaratanın ilhamı ile hareket etmekte ve bu
sayede yeryüzü üzerinde yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayan bir
ortak yaşamı sürdürebilmektedirler.
Köleci Karıncalar
Asalak karınca (Formica subintegra) ve kölesi (Formica subserica)
arasındaki ilişki, kimyasal sinyallerin karıncaların toplu yaşamlarına
etkisini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Daha da önemlisi
"kölecilik", karıncaların kullandığı zekice savaş taktiklerinden biri ve
belki de en ilgincidir.
Bazen, bir koloninin askerleri başka bir koloniyi rahatça
ezebileceklerini farkederlerse, "köle" avına girişirler. Karşı koloninin
yuvasını işgal eder, kraliçeyi öldürür ve nektar dolu "bal
fıçılarını"-yani bedenlerini nektarla şişirip dolduran
karıncaları-ganimet olarak alırlar. En önemlisi, kraliçenin kuluçkadaki
larvalarını çalmalarıdır. Bu larvalar daha sonra genç karıncalara
dönüşerek, egemen koloni için yiyecek arayan veya depolayan, koloni
kraliçesinin çocuklarının yetişmesine yardımcı olan ve böylece genin
devam etmesini sağlayan "köle" karıncalar haline geleceklerdir.
Asalak karıncalar başka bir karınca kolonisine hücum ettiklerinde,
saldırdıkları koloni askerlerinin yumurta ve kozalarının çalınmasına
engel olamamalarının nedeni, asalak karıncaların yaydığı bir tür
feromendir. Bu feromen o kolonide bulunan bir alarm maddesine benzemekte
ve asalak karıncalar tarafından fazla miktarda salgılandığında,
karıncaların toplanıp kolonilerini korumak yerine paniğe kapılıp
kaçmalarına neden olmaktadır.
Bilindiği gibi her karınca türünün salgıladığı farklı bir feromen
bulunmaktadır. Bu feromenlerin karıncalar için sınır belirleme, düşmanın
yerini ve sayısını haber verme, savaş için saldırıya geçme, alarm durumu
gibi çeşitli anlamlar ifade ettiği bilim adamlarınca belirlenmiştir.
Burada çok ilginç bir nokta vardır. Asalak karıncalar düşman karınca
kolonisinin panik alarmını bilmekte, bu alarmı taklit etmekte ve bu
alarmı belirli bir amaç için kullanmaktadırlar. Sonuç olarak da düşman
koloni asalak karıncanın salgıladığı taklit feromen yüzünden mevcut
disiplinini bozmakta, savunma sistemlerini terk edip panik içinde
kaçmaktadır. Yani asalak karıncalar çok akıllıca bir taktik kullanarak
düşmanın savunma sistemini içten çökertmektedirler. Ortada son derece
ustaca hazırlanmış bir savaş stratejisi vardır. Dahası bu stratejinin
uygulanabilmesi için gerekli olan bütün kimyasal üretim ve kimyasal
bilgi alt yapısına asalak karıncalar doğuştan -yaratılıştan-
sahiptirler.
Bazı karınca cinsleri, işlerini tamamen kölelerine yaptırarak
yaşarlar. Kırmızı Amazon karıncası (Polyergus) buna bir örnektir. Amazon
karıncalarının tümü askerdir. Savaş için yaratılmış büyük, keskin çene
kemikleri vardır. Besin toplayamaz ve yavrulara bakamazlar. Bu
karıncalar, bazı küçük yapılı kara karınca türlerinin yuvalarına
saldırır, koza ve larvalarını çalarlar. Yuvalarına taşıdıkları
kozalardan çıkan karıncalar, Amazon karıncalarının işlerini üstlenir,
kendi yuvaları çok yakında olsa bile Amazon kolonisinde kalırlar. Hatta
Amazon karıncaları göç etmeleri gerektiğinde, tüm taşıma işlemlerini bu
kölelerine yaptırır; bu şekilde çok hızlı bir taşınma gerçekleştirirler.
Karıncalar iz bırakma özellikleri sayesinde, çok büyük canlılara
karşı bile kendilerini savunabilirler. Buna güzel bir örnek,
karıncaların yusufçuk böceğine karşı olan mücadelesidir. Yusufçuğu gören
karıncalar, iz bırakma metodları sayesinde biraraya toplanarak,
yusufçuğa hep beraber saldırırlar ve onu öldürürler. Yine bir diğer
örnekte de, koloninin diğer bir üyesine saldıran bir tırtılı -
kendilerinden çok daha büyük de olsa - aynı metodla yenilgiye
uğratmaktadırlar.
Bir canlının hayatını korumak veya beslenmek amacıyla başka bir
canlıya saldırması veya kavga etmesi normal karşılanabilir. Ancak bir
canlı, düşmanına karşı savaşırken, kendi benzerleriyle birlikte hareket
ediyorsa ve bu savaş sırasında izledikleri taktikleri bir iletişim
yoluyla belirliyorlarsa, kaçınılmaz olarak bu konunun üzerinde
yoğunlaşmak gerekir.
Bir taktik belirlemek, bu taktik doğrultusunda belirli bir düzen ve
disiplin içinde savaşmak, düzen ve disiplini korumak için bir iletişim
sistemi kullanmak. Bütün bunlar ancak akıl, planlama ve muhakeme
sonucunda gerçekleşecek işlerdir. Örneğin bugünkü savaş stratejileri,
insanoğlunun yıllar süren deneyimleri sonucunda belirlenmiştir. Askerler
bu taktikleri öğrenmek için akademilerde eğitimden geçerler.
Stratejilerin savaş sırasında uygulanması için yine özel olarak
geliştirilmiş iletişim sistemlerine ihtiyaç vardır.
Ancak bir iki paragraf yukarıda bahsettiğimiz, kimyasal iletişim
sistemleriyle disiplini ve saldırı taktiğini belirleyen, düşmana toplu
olarak saldıran, gerektiğinde ordunun diğer bireyleri için kendini feda
etmekten kaçınmayan askerler, ne bir eğitimden geçmişlerdir, ne de
herhangi bir bilgi birikimine sahiptirler. Sözünü ettiğimiz canlılar bir
kaç milimetre boyunda, düşünme yeteneği olmayan, karıncalardır.
KAMUFLAJIN USTALARI
'Basiceros' cinsi karıncaların yakın zamana kadar sırrı
çözülememişti. Araştırmacılar bu türe sadece bir kez rastlamış bir daha
da onlara benzer başka bir karınca cinsi bulamamışlardı. Hatta bu yüzden
dünyada çok ender rastlanan bir tür olduğunu düşünmeye başlamışlardı.
Ancak 1985'te bir araştırmacı bu karıncalar hakkındaki sırrı çözdü ve
hiç de ender rastlanan bir tür olmadıklarını ortaya çıkardı. Bu sırrı
çözen La Selva isimli araştırmacı Basiceros cinsi karıncaları 'usta
illüzyonistler' olarak isimlendirmişti. Çünkü istedikleri zaman
'görünmez' olabiliyorlardı.
Peki bu karıncaları 'görünmez' kılan neydi?
'Basiceros' türünün diğer karınca cinslerinden farklı olarak
vücutlarının üzeri iki kat şeklinde ucu çatallanmış tüylerle kaplıdır.
Toprak üzerinde ilerlerken yerdeki her türlü toz-toprak, çer-çöp bu
tüylere yapışır. Bu cinsin diğer karıncalardan bir farkı da
üzerlerindeki toprak, toz, çöp parçalarını sık sık temizlememeleridir.
Bu sayede de bulundukları ortamla tam bir uyum sağlarlar. Dışarıdan
bakıldığında varlıklarını farketmek adeta imkansızdır. Ancak yürümeye
başladıkları zaman biraz farkedilir hale gelirler. Ama bu konuda da
kendilerini kuş, kertenkele hatta insan gözünden saklayabilmek için bir
tedbir uygularlar. Dünyanın en tembel karıncalarıdır ve ürkütüldükleri
zaman dakikalarca hareketsiz olarak yerlerinde durdukları görülebilir.
Bu karınca türünün uyguladığı kamuflaj tekniği gerçekten de oldukça
etkileyicidir. Zira bir karıncanın tüm fizyolojik özelliklerini
belirleyerek kendine bir savunma yöntemi geliştirmiş olması mümkün
değildir. Tüm bu özellikler (vücudunun tüylerle kaplı yapısı, diğer
karıncalardan farklı olarak sık sık temizlenmemesi ve çok yavaş hareket
etmesi) önceden belirlenmiş ve karınca bahsedilen özellikleriyle
birlikte dünyaya gelmiştir.
SOYUN DEVAMI
Karınca kolonilerinin büyük bir kısmı dişi karıncalardan oluşur.
Erkek karıncaların nispeten daha kısa bir yaşamları vardır. Tek
görevleri olgunlaştıklarında genç bir kraliçe ile çiftleşmektir. Erkek
karıncalar çiftleştikten kısa bir süre sonra ölürler. Bütün işçi
karıncalar dişidir. Kısacası, tüm karınca toplulukları aslında bir
anne-kız dünyası gibidir.
Karıncalar sayıları ne kadar çok olursa olsun uyumlu bir
toplumdurlar. Karınca kolonilerinde bir toplum yaşantısının
gerektirebileceği her aşamayı görebilmek mümkündür. Son derece büyük
özveriyle kolonilerine bağlı olan karıncaların yaşama amaçları bireysel
değildir. Hepsi tek bir vücut gibidirler ve amaç bu vücudu yaşatmaktır.
Koloninin sürekliliği için gerektiğinde ölümü seçmekten de çekinmezler.
Bu konuda en güzel örnek, çiftleşme uçuşunun ardından erkek karıncaların
başlarına gelenlerdir.
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |