|
Ölü Taklidi Yapan Böcek
Karınca yuvaları, ABD'nin güney çölleri ve Meksika'da bulunan bir
böcek türü için yüksek miktarda besin kaynağı, diğer yırtıcı hayvanlara
karşı bir sığınak ve uygun iklim şartları sağlar. Sözkonusu böcekler
karınca yuvasına girmeyi bir kere başardıktan sonra, doğruca kuluçka
odasına giderek karınca larvalarıyla beslenirler.
Karıncanın yuvasına girmek için farklı yöntemler geliştirmişlerdir:
Bazı türler direkt olarak karınca yuvasının girişine yürür, bitkisel
saplarla kaplanmış yığınları içeri doğru yararak yuvaya girerler. Bu
böceklerin çok iyi korunmalarını sağlayacak kabukları vardır, bu yüzden
de karıncalar onları öldüremezler. Sadece hep beraber saldırıp zorla
yuvadan dışarı atarlar.
Başarılı olamayan böcekler, asla vazgeçmezler. Bu sefer de ölü
taklidi yaparak karıncalara cazip görünürler ve bu sayede karıncalar da
yiyecek olarak onları yuvalarına götürürler. Bu böcekler, o kadar iyi
ölü taklidi yaparlar ki antenlerini oluklarına geri çekerler ve
bacaklarını da kaskatı hale getirerek karıncaları aldatırlar.
Yumurta odalarına ulaştıktan sonra, anlaşılmaz bir şekilde,
karıncalar bu böcekleri gözardı ederler. Araştırmalar sözkonusu canlılar
karınca kuluçkaları ile beslenirken, tüylerinden salgılanan salgının da
karıncaların dikkatini başka yöne çektiğini göstermiştir. Böylece,
karıncaların saldırganlıkları azalmakta ve kuluçkalarını korumaları
engellenmektedir.
Ayrıca bu "zeki" böcekler, kendi larvalarını da karınca yuvasına
bırakırlar. Böcek larvaları burada sebze parçacıklarının yığınları
arasında beslenerek gelişirler. Karıncalara karşı hiçbir savunma
mekanizmasına sahip olmamalarına rağmen, karıncalar tarafından bir
saldırıya uğramazlar. Zamanla da kendilerini karıncalara karşı
savunabilecek ve usta manevralarla kaçabilecek hale gelirler.
Karıncaları Tanıyan Sinek Larvaları
Aşağıda, yine son derece etkileyici ve kusursuz bir yaratılış örneği
göreceğiz; taklit yeteneğine sahip sinek larvalarını.
Çiçek sineklerinin (Microdon) larvaları karınca yuvasının
derinliklerinde kışı geçirirler. Baharda da pupa olmak için yuvanın
yüzeyine çıkarlar. Yapılan bir incelemede, larvaların ilk pupa
aşamalarında gözden kayboldukları görülmüş ve öldükleri sanılmıştı.
Kalan bir larva ise bir karınca kozasının yüzeyine asılmıştı.
Büyütülerek bakıldığında larvanın şişerek büyümekte olduğu, derken
birdenbire yok olduğu görüldü. Larva karıncanın ipeksi kozasını delmiş
ve içine girebileceği kadar bir delik oluşturmuştu. Gözden kaybolan
larvalar kozaların içindeydiler ve karınca pupasıyla besleniyorlardı.
Daha sonra larvalar uzunlamasına katlanarak kendilerini karınca kozasına
benzettiler. İşçi karıncalar da bunların kendi kozaları olduğunu sanıp,
onları yuvanın güvenlikli bir yerine yerleştirdiler.
Bu çok sıradışı bir taklitçilik örneğiydi. Karıncalar sinek
larvalarını karınca kozası sanmışlardı. Yapılan araştırmada larva
sineklerin ve larva karıncaların dıştaki katı kabuklarının kimyasının
birbirine uymakta olduğu farkedildi. Bir başka deyişle, sinek larvaları
karınca kozalarını kimyasal olarak da taklit edebiliyorlardı.
Yapılan kimyasal analizler sonucu bunun gerçek bir kimyasal taklit
vakası olduğu ortaya çıktı. Peki Microdon larvaları bu taklidi nasıl
yapıyorlardı?
Larvaların bedenlerinin alt kısmındaki bölgede karıncanın
kimyasallarını taklit edebildikleri bezler vardı.
Peki böylesine detaylı bir taklidi, "kimya" kelimesinin anlamını bile
bilmeyen bir varlık nasıl yapabilmektedir? Üstelik Microdon sineklerinin
sadece larvaları böyle bir savunma sistemine sahiptirler. Yetişkinleri
için böyle bir olay söz konusu değildir. Bu taklitçilik yetişkin
sinekler tarafından bilinmediğine göre öğretilemez de. O halde larvalar,
bahsedilen taklit yeteneğine doğuştan sahiptirler.
Hiç bir tesadüf, bir larvanın bedenine karınca taklidi yapmasını
sağlayacak bir kimyasal düzenek yerleştiremez. Bu olaydan
çıkarılabilecek tek sonuç larvaların, yaratıcıları tarafından bu
özellikle donatılarak dünyaya geldikleridir.
Oduncu Karıncalar ve Yaprak Bitleri (Apidler)
Şu ana kadar
karıncalar hakkında okuduklarınız size, "karınca dünyası" hakkında genel
bir fikir vermiştir. Fakat bu sadece bir başlangıçtır. Çünkü
karıncaların dünyasında bilmediğimiz özelliklerle donatılmış çok sayıda
farklı cins bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, oduncu karınca olarak
da bilinen "sütçü karıncalar"dır.
Sözkonusu oduncu karınca cinsi, apidler (yaprak bitleri) vasıtasıyla
yapraklardan süt elde eder. Karıncalarla yaprak bitleri arasındaki bu
birlik, bütün böcek dünyasındaki en ilginç ilişkilerden bir tanesidir.
Karıncalar tarafından bitkilere yerleştirilen apidler, bitki
kökündeki öz suyu alırlar. Apidin vücuduna giren bitki özsuları, "bal
özü" denen maddeye dönüştürülür. Bu bal özünden hoşlanan karıncalar,
apidlerin besini kendilerine vermesi için bir yol bulmuşlardır. Aç bir
karınca yaprak bitine yaklaşır, duyarga ve antenleriyle onu okşamaya
başlar. Apid bundan çok hoşlanır ve küçük bir damla "bal özü" salgılar
ve karıncaya sunar. Karıncalar da buna karşılık olarak, apidlerine çok
iyi bakarlar.
|
"Hayvan Yetiştiren" Karıncalar
Karıncalar, tüm ilginç yeteneklerinin yanısıra "hayvan
yetiştiriciliği" de yaparlar. Buradaki ve yan resimde
görüldüğü gibi karıncalar kendilerine yaprak bitlerinden adeta
bir "sürü" oluşturur ve bu "sürü" yü besin elde etmek için
kullanırlar. Ama bunun karşılığında da "sürü" lerine çok iyi
bakar, onları yanlarından hiç ayırmaz, düşmanlarına karşı
korurlar.
|
Kuşkusuz
karıncaların "hayvan yetiştiriciliği" böcekler dünyasındaki
ilginç sembiyoz örneklerindendir.
|
|
Karıncalar sonbaharda apid yumurtalarını alır ve yumurtadan çıkıncaya
kadar yuvalarında tutarlar. Daha sonra genç apidleri çeşitli bitkilerin
köklerine yerleştirirler. Böylece apidler buradan özsu emecekler ve
sütçü karıncalara süt sağlayacaklardır.
Bu noktada sormak gerekir: Yeryüzünde binlerce canlı varken, "sütçü"
karıncalar, apidlerin bu özelliğini nereden bilirler, tüm canlılar
arasından nasıl onları tanıyıp seçerler?
Karıncanın, apidin hoşuna giden hareketi bilmesi ve alacağı besin
karşılığında onu okşaması ya da salgılanan sıvının tam karıncanın
ihtiyacına göre olmasını, bir raslantılar zinciri olarak değerlendirmek
elbette ki imkansızdır. Bir kez daha, ortada planlı bir eşleşme, büyük
bir uyum ve dolayısıyla açık bir yaratılış vardır.
Karıncalarla Ortak Yaşayan Bitkiler
Doğu
Hindistan'ın sürahi bitkisi Nepenthes bicalcarata, kendi ağaç gövdesi
içinde karınca kolonilerini barındırmaktadır. Bu bitki tıpkı bir sürahi
şeklindedir ve üzerine konan böcekleri yakalayarak içine alıp sindirir.
Ama karıncalar bu etobur bitki üzerinde, böcekleri ve diğer yiyecek
maddelerini toplayarak gezmekte serbesttirler.
Çünkü karıncalar ve bitki, ortak faydaları için bir alışverişte
bulunmaktadırlar. Karıncalar, bitki tarafından yenme tehlikesi
altındadırlar ama buna karşılık bir ev kazanmışlardır. Bitkiler ise,
karıncalara bazı doku ve böcek kalıntılarını bırakırlar ve buna karşılık
kendi düşmanlarına karşı karıncalardan koruma elde ederler.
Bu örnek, bitkiler ve karıncalar arasındaki ortak yaşamın ana
hatlarını tarif etmektedir. Karıncalar ve bunların ev sahipliğini yapan
bitkilerin anatomileri ve fizyolojik yapıları, aralarındaki karşılıklı
ilişkiyi sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Her ne kadar Evrim
savunucuları bu topluluklar arasındaki ilişkilerin milyonlarca yıl
içinde yavaş yavaş yaygınlaştığını söyleseler de, zeka sahibi olmayan bu
iki yaratığın birbirleriyle anlaşarak böyle bir "karşılıklı fayda"
sistemi düzenleyebilmiş olduklarını iddia etmenin mantıksızlığı
ortadadır.
Peki karıncaları bitkiler üzerinde yaşamaya yönelten nedir?
Üstte bir nevi "böcek
tuzağı" olan bir sürahi bitkisi görülüyor. Ancak bu sürahi
bitkisi bazı böcekler için "tuzak" işlevini görmüyor. Örneğin
yan sayfada görülen karınca sürahi bitkisi ile rahatça beraber
yaşayabilmektedir. Bitki, anlaşılmaz şekilde karıncanın
varlığını gözardı etmektedir.
|
|
Karıncaların bitkilere yerleşme eğilimi, bitkiler tarafından
salgılanan ve "artık nektar" diye isimlendirilen bir sıvı sayesinde
oluşur. Artık nektar sıvısı, adeta karıncaları bitkiye çağıran bir
davetiye görevi görmektedir. Bitkilerin bu sıvıları belli zamanlara göre
ayarladığına dair deliller vardır. Örneğin, kara kiraz ağacı yılın
sadece üç haftasında çok aktif bir halde bu sıvıyı salgılar. Bu
zamanlamanın tesadüfen olmadığı kesindir, çünkü bu üç haftalık zaman
otağ tırtılının kara kiraza zarar verdiği tek dönemdir ve karıncalar bu
tırtılları çok rahat öldürerek bitkiyi koruyabilirler.
Bunun ne denli açık bir yaratılış delili olduğunu görmek içinse,
normal bir sağduyudan başka hiç bir şeye ihtiyaç yoktur. Ağacın en çok
zarar gördüğü dönemi hesapladığını, bu dönemde korunmanın yolunun
karıncaları cezbetmek olduğuna karar verdiğini, buna göre kendi
kimyasında yapısal bir değişiklik meydana getirdiğini kabul etmek
elbette mümkün değildir. Ağacın bir beyni yoktur ve dolayısıyla
düşünemez, hesaplayamaz ve kendi kimyasını ayarlayamaz. Yaptığı akılcı
işin bir tesadüf sonucunda kazanılmış bir özellik olduğunu-ki evrimin
mantığı budur-kabul etmek de tamamen saçma bir düşüncedir. Ağaç, çok
açık bir biçimde, bir akıl ve bilinç ürünü olan bir iş yapmaktadır.
Dolayısıyla bundan çıkarılabilecek tek sonuç, ağacın bu özelliğinin,
ağacı yaratan irade tarafından oluşturulduğudur. Bu iradenin sadece
ağacı yarattığını düşünmek de anlamsızdır, çünkü yaptığı düzenlemelerden
yalnızca ağaca değil, karıncalara ve tırtıllara da
vakıf ve hakim olduğu anlaşılmaktadır. İnceleme biraz daha
genişletilirse, aslında tüm doğaya hakim olduğu, doğanın her parçasını
ayrı ayrı ama birbirine uygun ve uyumlu bir biçimde düzenlediği,
"ekolojik denge" dediğimiz kusursuz sistemi kurduğu anlaşılır.
İlerlemeyi daha da genişletip jeolojinin, astronominin alanlarına da
girebiliriz; her yerde karşılaşacağımız tablo aynıdır. Kusursuz bir
düzen içinde birbirleriyle uyum içinde işleyen sistemler vardır. Bu
sistemlerin hepsi bir düzenleyicinin varlğına işaret ederler, ama
hiçbiri birer düzenleyici değildirler.
Akasya Ağacı ve Karıncalar
Akasya ağaçları tropikal ve subtropikal bölgelerde yetişirler ve
dikenli çalılar tarafından korunurlar. Afrika türü akasyada yaşayan bir
karınca cinsi, dikenleri kemirerek kendisine bir giriş deliği açar ve
sürekli akasya ağacında yaşar. Her karınca kolonisi bir veya birkaç
ağacın üzerinde yaşar ve akasyanın yapraklarındaki nektarlarla beslenir.
Ayrıca bu koloniler, ağacın üzerinde buldukları tırtılları ve diğer
organizmaları yerler.
Akasyanın gövdesinde yer alan nektar, yağ ve protein yönünden çok
zengindir. Bu gövdeleri ilk tanımlayan Thomas Belt, bunların bilinen tek
işlevlerinin karıncaları beslemek olduğunu açıklamıştı. Karıncalar bu
ağaçlarda yaşarlar, gövdelerinden salgılanan nektardaki şekeri alırlar
ve larvalarını beslemek için kullanırlar.
Peki bu üretimin karşılığında, ağacın karıncalardan beklediği nedir?
İşçi karıncalar bitkinin yüzeyinde yaşarlar; diğer böceklere hatta ne
büyüklükte olursa olsun diğer canlılara karşı oldukça saldırgandırlar.
Bitkiye yönelik herhangi bir saldırı durumunda ağaçtan iner ve karşı
tarafa bir saldırıda bulunarak, acı verecek şekilde ısırırlar. Daha da
ötesi, akasyaya bir metre yakınlıkta filiz veren diğer tüm bitkileri
çiğner ve hırpalarlar. Karınca kolonisinin yerleştiği bir akasyaya
dokunan diğer ağaçların dalları da aynı şekilde bozulmaya uğrar.
Nitekim karıncasız akasya ağaçlarının, karınca kolonilerine
barınaklık eden diğerlerine göre böcekler tarafından daha fazla saldırı
ve zarara uğradıkları görülmüştür. Yapılan bir deneyde, 40 metre
çapındaki istila edilmiş, akasya gövdesinden fışkıran yabani bitkiler,
karıncalar tarafından tamamen yok olana kadar çiğnenmiş ve
ezilmişlerdir. Ayrıca karıncalar akasyanın gölgeliğine değen diğer bitki
dal ve yapraklarına da saldırmışlardır. Bütün karınca topluluğu, bitkiyi
temizleyerek ve üzerinde devriye gezerek aktif haldedirler.
Araştırmacıların vardıkları sonuç şudur: Karıncalar akasya tarafından
kiralanmış bir "özel ordu" gibi çalışmaktadırlar. Böyle bir pazarlığı
gerçekleştirecek bilinç her iki tarafta da bulunmadığına göre de, bu
dengenin her iki tarafı da yaratan irade tarafından kurulduğunu kabul
etmek gerekir.
Karınca Otelleri
Bazı bitkilerde biyoloji dilinde "domatia" adı verilen derin oyuklar
vardır. Bunlar, karınca kolonilerine sığınak oluşturmaktan başka pek bir
amaca hizmet etmezler. Karıncaların kolayca içerlerine girip çıkmalarını
sağlayan delikleri ya da dokulardan oluşan ince perdeleri vardır. Bu
bölmelerde "yiyecek formları" (karıncalar tarafından toplanıp yenmesi
için bitkinin özel olarak ürettiği besin) da oluşmaktadır. "Yiyecek
formları"nın bilinen tek fonksiyonu da yine karıncaları beslemektir.
Bitkinin kendisi için görünen bir faydası yoktur.
Üstte kendisi
için son derece elverişli bir barınma yeri olan bitki üzerinde
bir karınca görülüyor. Bitkinin üzerindeki delikler karıncalar
için "kapı" görevi yapıyor.
|
|
Kısacası "domatia"lar karıncaların yaşamlarını sürdürebilmesi için
meydana gelmiş çok özel yapılardır. Isı ve nem miktarı dengesi,
karıncaların istediği ideal ortamı hazırlamaktadır. Karıncalar,
kendileri için hazırlanmış bu özenli yer içerisinde, neredeyse
insanların kaliteli otellerde rahat edebileceği kadar rahat ederler.
Bu yapıların tesadüfen meydana geldiklerini, tesadüfen karıncalara
uygun yiyecekler ürettikleri ve onlara uygun şekiller aldıklarını
iddia etmek ise mümkün değildir.
Karınca-bitki ilişkileri, yeryüzünde tek bir Yaratıcı tarafından
yaratılan olağanüstü dengenin delillerinden sadece biridir. Ayrıca bu
ilişki karşılıklıdır. Bitkilerin bu hizmetlerine karşılık karıncaların
sunduğu hizmetler, dünyadaki bitkilerin bu denli verimli olmasında son
derece önemli bir faktördür. Karıncalar toprağı karıştırarak onun karbon
açısından zenginleşmesini sağlar, dışkı ve artıklarla ona besin ekler,
etraftaki ısıyı ve nemi uygun bir seviyede tutarlar. Bu nedenle büyük
karınca yuvalarının etraflarındaki bitki türleri, diğer arazilerdekine
göre daha zengin olur.
Kimyacı Bitki ve Nitrojen Kaynağı Karınca
Bir karınca çeşidi (Philidris) ve bunun ev sahibi bitki (Dischidia
major), tüm yaşamları boyunca oldukça karmaşık bir "kimyasal üretim"
yaparlar.
Sözkonusu bitkinin toprağa işleyen kökleri yoktur ve bu nedenle diğer
bitkilere dolanarak destek alır. Bitki, karbon ve nitrojen kazancını
artırmak içinse çok ilginç bir metoda sahiptir.
Karıncaların bu bitkinin içinde, yavrularını yetiştirdikleri ve
organik kırıntıları (ölü karıncalar, böcek parçaları vs.) sakladıkları
"karınca yaprağı" denen bir depoları vardır. Bitki, bu kırıntıları bir
nitrojen kaynağı olarak kullanır. Ayrıca yaprak boşluklarının iç
yüzeyleri de karınca tarafından solunan karbondioksidi emmekte ve
böylece gözeneklerden çıkan su kaybını azaltmaktadır. Bu bitki tropikal
iklimde yetişmesine rağmen, su kaybını önlemek onun için çok önemlidir.
Çünkü, kimyacı bitkilerin kökleri olmadığından topraktaki suya hiçbir
zaman ulaşamazlar. Böylece karıncalar, kendilerine barınak sunmasına
karşılık olarak, bitkinin iki önemli ihtiyacını karşılamış olurlar.
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |