| Mavi Kelebeklerin Sırrı
Mavi Kelebek adı verilen ve İngiltere'de yaşayan bir tür, yüzyılın
ikinci yarısında esrarengiz bir biçimde azalmaya başladı ve 1979 yılında
türün son üyeleri de ortadan kalktılar. Bu kelebek türü üzerine çalışma
yapan araştırmacılar kelebeğin, bitkiler üzerine çok sayıda yumurta
bırakmasına rağmen neden yok olduğunu uzun süre bulamadılar. Aslında bu
sır, kelebeğin çok şaşırtıcı olan hayat tarzı içinde gizliydi.
|
|
|
(1.) resimde büyük mavi kelebek karınca yuvasından
ayrıldıktan sonra görülüyor.
(2.) resimde ise, mavi kelebek tırtılı henüz karıncalarla
karşılaşmadan önce. |
|
Mavi kelebek tırtılları, yumurtadan çıktıktan sonra 3 hafta süreyle
kekikle beslenirler. Bundan sonra yere düşerek kırmızı karıncalar için
çok çekici olan bir sıvı salgılamaya başlarlar. Kırmızı karıncalar
etrafta belirmeye başlayınca, tırtıl şahlanarak kafasının arkasındaki
deriyi şişirir ve karıncayı bile kandırabilecek şekilde "karınca"
şekline girer. Bu olağanüstü taklit yeteneğine aldanan kırmızı
karıncalar, tırtılı kendi yuvalarına taşırlar ve larvalarının bulunduğu
en korunaklı yere yerleştirirler. Mavi kelebek tırtılı, burada karınca
larvalarıyla beslenerek bütün kışı geçirir. Baharda ipek kozasını
yaparak erişkin bir kelebeğe dönüşünce de, karınca yuvasını tamamen
terkeder.
Bu ortak yaşamın keşfedilmesi kelebeklerin soyunun tükenmesindeki sır
perdesini de ortadan kaldırmıştır. Şöyle ki; bölgedeki ekolojik değişim
nedeniyle, kırmızı karıncalar oradan uzaklaşmışlardır. Yumurtadan çıkan
tırtıllar da yere düştükten sonra kendilerine aldanmayan diğer karınca
türleri tarafından öldürülmüşlerdir.
Şimdi cevap aranması gereken sorular şunlardır: İnsanı şaşırtan bu
yaşam ortaklığı "tesadüfen" orataya çıkmış olabilir mi? Kelebek-üstelik
henüz yetişkin bir kelebek haline gelmemiş bir tırtıl olduğu
halde-karıncayı nasıl kandırabileceğini, nereden bilmektedir? Kuyruk
kısmını şişirdiğinde karıncaya benzemesini sağlayan organlar nasıl
ortaya çıkmıştır? Evrim teorisi, bilinçli bir yaratışı kabul etmediğine
göre, bu organların tesadüfen ortaya çıktığını öne sürecektir. Oysa bir
tesadüf bu denli kusursuz bir benzerlik oluşturamaz. Bu tür bir
benzerliğin zaman içinde aşama aşama elde edilmiş olması da imkansızdır;
çünkü bu benzerliği tam olarak kazanmamış olan bir tırtıl, karıncalar
tarafından avlanacak, bu nedenle de soyunu devam ettiremeyecektir.
Tırtılın kendi bedenini bilinçli olarak şekillendirmesi de mümkün
olmadığına göre, tek cevap, bu hayvanın yaratıcı bir irade tarafından
şekillendirildiği ve karıncaya benzer hale sokulduğudur.
Karıncanın Ağzından Beslenen Asalaklar
Bir asalak türü olan Dinarda, koloni yuvasının etrafında dolaşır ve
ev sahibi olan karıncanın getirdiği avlarla beslenir. Ayrıca, ev
sahibinin besin sıvılarından da yararlanır. Dolayısıyla bu asalak, yeni
gelen işçi ve avcıların besin paylaştıkları yer olan yuva odalarının
etrafında gezinir. Taktiği, karıncayı gördüğü zaman kendisine bir damla
besin vermesi için dudağının kenarına dokunmaktır. Bu beslenme metodu
ile aslında kendisini büyük bir tehlikeye de atmaktadır. Zira karınca
asalağın bir yabancı olduğunu farkederse hemen saldırma pozisyonuna
geçecektir. Ama asalak böyle bir duruma karşı tedbirini çoktan almıştır.
Karıncanın saldırı hazırlığını gören asalak, hemen karnını yukarı
kaldırır ve karıncaya sakinleştirici bir sıvı püskürtür. Bu sıvı
sayesinde saldırı sona erer ve asalak kaçar.
Zeki Göçmenler
Bazı böcek türleri (Atemeles), yazın yetiştirildikleri karınca (formica)
yuvasından çıkıp, başka tür bir karıncanın (myrmica) yuvasına göç
ederler. Kışı orada geçirip, yazın yine ilk çıktıkları yuvaya dönerler.
Bu sezonluk değişimlerin elbette bir sebebi vardır: Kış aylarında
Formica yuvasında gelişim dönemi görülmez. Bu yüzden de yemek akışı
azalır. Bunun aksine Myrmica türünde kışın kuluçka dönemi vardır ve
besin kaynakları burada çok zengindir.
 |
Yandaki resimde bir böcekle
karınca arasındaki besin değişimi görülüyor. Üstte böcek,
karıncaya antenleriyle dokunuyor. Ortada böcek karıncanın
ağzına ön ayaklarıyla vuruyor. En altta ise, karınca bu hareket
karşısında bir damla sıvı besini taklitçi böceğe ikram ediyor.
|
|
Bu göç sırasında göçmenlerin, eski yuvalarının yolunu bulmada
zorlanmaları beklenebilir. Oysa bu konuda hiçbir zorluk çekmezler.
Formica yuvaları ormanlık bölgede, Myrmica yuvaları ise yeşil otluk
bölgede bulunur. Formica yuvasını terk eden göçmenler, yol bulmada çok
önemli bir metod keşfetmişlerdir; ışığa yönelerek otluk araziyi yani
yerleşecekleri yuvanın yerini bulurlar. Ama buraya ulaştıklarında da,
onları farklı bir problem beklemektedir. Myrmica karıncalarını, diğer
karınca kolonilerinden ayırdetmeleri gerekir. Yapılan araştırmalar,
göçmenlerin, Myrmica yuvasından yayılan koku sayesinde doğru ev sahibini
bulduklarını göstermektedir. Kısacası bu göçmenler, gidecekleri yönü
ışık yardımıyla bulma yeteneklerinin yanında, karınca kolonilerinin
kokularını da birbirinden ayırtedebilme yeteneğine sahiptirler.
Senede iki kere yuva değiştiren bu göçmenlerin, her iki karınca türü
tarafından da kabul edilebilmeleri ve hemen yuva ortamına adapte
olabilmeleri gerçekten çok ilgi çekicidir. Uzun yıllar karıncalar
üzerine araştırma yapmış olan Wasmann , bu türün, henüz tam çözülememiş
adaptasyon yöntemiyle, en gelişmiş ortakyaşar olduğuna inanmaktadır.
Zira göç ettikleri yuvaya kendilerini kabul ettirmede kullandıkları çok
hayret uyandırıcı bir özellikleri vardır: Bu göçmenlerin savunma maddesi
üreten bir bezleri bulunur ve burada ürettikleri güçlü bir kimyasal
salgıyı, karınca saldırısına uğradıkları zaman düşmanlarını
sakinleştirmek için kullanırlar. Bu, kimyasal açıdan o kadar güçlü bir
salgıdır ki; göçmenler, bu salgıyı uzun süre yuvasında yaşadıkları
karıncalara sunduklarında, karıncaların asalağa karşı çok daha "kibar"
davrandıkları gözlenmiştir.
Yandaki resimde
Atameles cinsi böceğin salgıladığı özel bir madde aracılığı ile
kendini karınca yuvasına taşıtması görülüyor |
|
Göçmen böceklerin bu son derece bilinçli faaliyetleri insanı
düşündürmektedir. Bu böcek hangi mevsimde hangi yuvaya "taşınması"
gerektiğini bildiğine göre, karıncaları her yönleriyle çok iyi tanıyor
olmalıdır. Peki bu ilgi çekici göç serüveni nasıl başlamıştır? İlk
olarak pekçok böcek türü içinden seçim yaparak, bir karınca yuvasına
yerleşmeye karar vermelidir. Yüzbinlerce böcek çeşidi içinden bu zorlu
seçimi yaptıktan sonra, 8800 tür karıncanın içinden kendine uygun
gördüğünü seçmeli ve daha sonra buradaki yiyeceklerin kış süresince
azaldığını farketmelidir. Bunu farkettikten sonra yine binlerce çeşit
karınca içinden kışın yiyeceğin bol olduğu yuvayı keşfetmelidir. Sayılan
kararları vermesi gereken belki hayatımızda hiç rast lamadığımız bir
böcektir. Bir böcekten bu tür kararlar almasını ummak ise oldukça
mantıksızdır.
Yine de bu sistemin bir şekilde varolduğunu düşünsek bile karşımıza
çıkan sorular tükenmemektedir. Bu böcek bir yuvadan diğerine taşınırken
yuvaya nasıl ulaşmaktadır? Ormanda yol bulabilmek akıl sahibi bir insan
için bile zorken, insanın binde biri küçüklüğündeki göçmen böcek koskoca
orman içindeki bir karınca yuvasını bulmayı nasıl başarmaktadır?"Işığa
yönelerek bulmaktadır" cevabı bu konuya hiçbir açıklık getirmemektedir
aslında. Çünkü ışık en az 2-3 farklı cepheden gelebilmektedir. Işığa
yönelerek ulaştığı noktada da aradığı yuvanın bulunabileceği
metrekarelerce alan vardır. (Unutmayalım ki, bir böceğin büyüklüğüne
göre metrekarelerce alan bizim için kilometrelerce kareyle ifade
edilebilir.) Burada koku tanıma süreci başlıyor ama bu süreç oldukça
şaşırtıcıdır. Çünkü yüzlerce karınca kolonisinin yaşadığı ayrıca onların
koloni kokuları dışında birbirinden farklı binlerce çeşit kokunun
bulanabildiği bir ormanda, tek bir kokuyu diğerlerinden ayırtetmek
oldukça zordur. Üstelik bütün bir yazı başka bir yerde geçiren böceğin,
böyle bir kokuyu hafızasında tutabilmesi ilginçtir.
Son olarak şunu düşünelim. Bu böceği alıp kendimiz uygun karınca
yuvasının kapısına koysak bile, yuvaya kabul edilip orada yaşaması çok
zor olacaktır. Çünkü bilindiği gibi karıncaların oldukça güçlü bir
tanıma yetenekleri vardır. Kendi kolonilerinden olmayan bir karıncayı
bile yuvalarına kabul etmezlerken, bu böceğe elbette düşmanca
davranacaklardır ve onu yuvadan hemen atacaklardır. Ama sonuç hiç de bu
şekilde olmamakta, aksine böcek çok misafirperver bir şekilde
karşılanmaktadır. Bunun da, vücudunda salgıladığı bir kimyasal maddenin
karıncalar üzerinde bıraktığı olumlu etkiyle olduğu söylenmektedir.
Acaba göçmen böcek bu madde ile karıncaları etkileyebileceğini ve
düşmanca hareketlerini tam tersine döndürebileceğini nasıl anlamıştır?
Yoksa böyle bir madde üretmeyi akledip uzun süren çalışmaları sonucunda
ideal maddeyi üretmeyi kendi mi başarmıştır?
Şüphesiz bu sorulara olumlu cevaplar vermek mümkün değildir. Ortada
açık bir tablo vardır: Sözkonusu böcek, ciddi bir akıl ve muhakeme
yeteneği gerektiren işler yapmaktadır. Oysa beyni bile olmayan bu
yaratık için düşünme ve muhakeme yeteneğinden bahsetmek oldukça gülünç
olacaktır. Dolayısıyla hayvanın yaptığı işlerdeki aklın kaynağının
hayvanın "dışındaki" bir başka güç olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Evrimciler karşı karşıya oldukları bu çıkmazı aşabilmek için "içgüdü"
terimini üretmişler, hayvanın hareketlerinin kaynağı belli olmayan bir
takım "güdü"lerden kaynaklandığını öne sürmüşlerdir. Oysa bu terim,
sadece bir göz boyamadan ibarettir ve gerçekte hiçbir şeyi değiştirmez.
Tablo hala çok açıktır: Hayvana hükmeden ve akılcı bir planlamanın ürünü
olan "güdü"ler vardır. Hayvanda akılcı bir planlama olmadığına göre de,
bu güdülerin kaynağı hayvana hükmeden bir başka güç olmalıdır. Kendisi
görünmeyen, ama buna rağmen görünen dünyaya hükmeden, büyük bir akla
sahip olan ve bu aklı böcekler gibi bilinçsiz canlılar üzerine yansıtan
bir güç...
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA |