|
Dokumacı Karıncalar
Dokumacı karıncalar ağaçlarda, kendilerine yapraklardan yuvalar
yaparak yaşarlar. Yaprakları birleştirerek çok fazla nüfusu
barındırabilecek, bir kaç ağaca hakim yuvalar oluşturabilirler.
Yuva oluşumunun aşamaları ilginçtir. Önce işçiler tek tek, koloni
bölgesi içinde genişlemeye elverişli yerler ararlar. Uygun bir ağaç dalı
bulduklarında dalın yapraklarına dağılır, yaprakları kenarlarından
çekiştirmeye başlarlar. Bir karınca, yaprağın bir bölümünü kıvırmayı
başardığında yakınındaki işçiler de buraya yönelir ve yaprağı birlik
halinde çekmeye devam ederler. Yaprak, karıncanın boyundan daha geniş
olduğunda ya da iki yaprağın beraber çekilmesi gerektiğinde, işçiler,
birleştirilmesi gereken noktalar arasında canlı köprü vazifesi görürler.
Daha sonra zincirdeki karıncaların bazıları, yanlarındaki karıncaların
sırtlarına çıkarak zinciri kısaltır ve böylece yaprak uçlarını
birleştirirler. Yaprak çadır benzeri bir şekil aldığında, bazı
karıncalar bacak ve çeneleriyle yaprağı tutmaya devam ederken, bazıları
da eski yuvaya gidip özel yetiştirilmiş larvaları bu bölgeye taşırlar.
İşçiler, yaprağın bağlantı yerlerinde larvaları ileri geri sürterek
onları bir ipek kaynağı olarak kullanırlar. Larvaların ağızlarının hemen
altındaki girişten salgılanan ipekle yapraklar istenilen yerden
tutturulur. Kısacası larvalar birer dikiş makinası gibi kullanılırlar.
|
|
|
Dokumacı karıncaların yuva yapımının aşamaları...
Karıncalar ilk aşamada yerleşmeyi planladıkları ağaç üzerinde
uygun yaprakları seçip iki taraftan çekerek birleştirirler. Daha
sonra en altta görüldügü gibi ipek üreten larvalarını getirerek,
onu adeta bir "dikiş makinası" gibi kullanırlar ve yaprakları
birbirlerine dikerler. |
|
|
|
|
İpekleri için büyütülmüş olan bu bir kısım larva, diğerlerinden
farklı olarak büyük ipek bezlerine sahiptir ama ebat olarak daha küçük
oldukları için rahatça taşınabilirler. Larvalar mevcut olan bütün
ipeklerini, kendi ihtiyaçlarını karşılamak yerine kolonininkini
karşılamak üzere verirler. Genişlemiş olan ipek bezlerinden yavaş yavaş
ipek üretmek yerine, en baştan bir kerede büyük miktarlarda ipek
salgılarlar ve kendi kozalarını yapmaya yeltenmezler bile. Yaşamlarının
kalan kısmında, larvaların yapması gereken herşeyi onların yerine işçi
karıncalar yapacaklardır. Anlaşıldığı gibi bu larvalar, sadece "ipek
üreticisi" olarak yaşamaktadırlar.
Her türlü
ihtiyaca cevap verebilecek şekilde hazırlanmış bir yaprak yuva. |
|
Karıncalar içinde böyle bir işbirliğinin nasıl geliştiği bilim
adamlarınca bir türlü açıklanamamaktadır. Bir başka açıklanamayan konu
da, iddia edilen evrim süreci içinde, bu davranışın ilk olarak nasıl
oluştuğudur. Böceklerin kanatlarında, omurgalıların gözlerinde ve diğer
biyolojik mucizelerin varlığında olduğu gibi böylesine karmaşık ve
yararlı bir hareketin ilk canlılardan bu yana nasıl oluştuğu, Evrim'in
temel ilkeleriyle açıklanamayan bir gerçek, daha doğrusu, Evrim'i
savunanlar açısından bir çıkmazdır.
Larvaların günün birinde kendi aralarında bir
şekilde anlaşarak, "bazılarımızın, bütün koloninin ipek ihtiyacını
karşılamak amacıyla ipek üreticiliği yapması gerekiyor, ağırlığımızı ve
ipek bezlerimizi ona göre ayarlayalım" şeklinde ortak bir karar almış
olduklarını söylemek elbette akılca bir iddia olmayacaktır. O halde,
larvaların ne yapmaları gerektiğini bilerek var olduklarını kabul etmek
durumundayız.
Hasatçı Karıncalar
Karıncaların bazıları daha önce de söylendiği gibi, uzman birer "çiftçi"dir.
Bunların arasında, biraz önce bahsedilen attalardan başka, bir de
hasatçı karıncaları saymak mümkündür.
 |
|
Hasatçı karıncalar, nişasta özlü tohumları özel
odalara taşıyarak bunları, işçilerin beslenmesinde
kullanılacak hale getirirler.
Yanda, görülen odacıklarda, kuru mevsimde kullanılmak üzere
hasatçı karıncalar tarafından tohumlar biriktirilir.
|
|
Hasatçı karıncaların beslenme metodları, diğer karınca türlerinin
beslenme metodlarına göre oldukça karmaşık ve zorludur. Bunlar tohum
toplar ve bunları özel olarak hazırlanmış odalarda saklarlar.
Nişastalı özlerden oluşan bu tohumlar, larvaları ve diğer işçileri
doyuracak olan şekerin üretilmesi için kullanılır. Birçok karınca
tohum ve çekirdekleri yiyecek olarak kullanırken, sadece hasatçı
karıncalar, tohum toplayıp bunları işleme üzerine kurulu bir sisteme
sahiptirler.
Bu karıncalar, gelişme mevsiminde tohumları toplar ve kuru mevsimde
kullanmak üzere depolarlar. Yuvadaki özel odalarda tohumları,
yanlışlıkla getirilen diğer maddelerden temizlerler. Bu arada
karıncaların bir grubu da yuvada kalır, tohum özlerini çiğneyerek
"karınca ekmeği"ni yaparlar. Sonra tohumdaki nişastayı,
yiyebilecekleri şekere dönüştürürler. Çiğneme sırasında salgıladıkları
tükürüğün bu dönüşümü sağladığı bilinmektedir.
Burada bahsedilen karıncaların elbette bir kimya eğitimi yoktur.
Tükürüklerinin, rasgele topladıkları tohumları, yiyebilecekleri şekere
dönüştüreceğini de tahmin edemezler. Ancak bu karıncaların bütün
hayatları hiç bilmedikleri, bilemeyecekleri bir dizi kimyasal dönüşüme
bağlıdır. İnsanlar dahi, karıncaların vücutlarında oluşan böyle bir
dönüşme işleminin farkında değilken ve detaylarını da yeni yeni
öğrenebilmişken, nasıl olup da karıncalar binlerce yıldır bu metodla
beslenmelerini sağlamışlardır?
Bal Karıncaları
Bir çok karınca türü, yaprak bitlerinin "bal" denen sindirim
artıklarıyla beslenir. Bu maddenin gerçek bal ile ilişkisi yoktur.
Ancak, bitki özsularıyla beslenen bir yaprak bitinin sindirim
artıkları yüksek oranda şekerli madde içerdiği için bu ismi alır. İşte
bal karıncaları adıyla tanınan bu türün işçileri de, besinin bol
olduğu aylarda, yaprak bitlerinden, kabuklu bitlerden ve çiçeklerden
bal alırlar.
Karıncaların yaprak bitlerinden bal alma biçimleri oldukça
ilginçtir. Karınca, yaprak bitine yaklaşarak onun karnını dürtüklemeye
başlar. Yaprak biti de bir damla sindirim artığını karıncaya verir.
Karıncalar, yaprak bitlerinin karınlarını daha çok dürtükleyerek daha
çok bal almaya çalışır ve çıkan sıvıyı emerler. Peki emdikleri bu
şekerli besini nasıl kullanırlar ve bu besin daha sonra ne işe yarar?
Bal karıncalarında bu aşamada eşsiz bir görev paylaşımı vardır:
Diğer işçiler tarafından toplanan bal özünü saklamak için bazı
karıncalar "kavanoz" görevi görürler!...
Her yuvada bir
kraliçe, işçiler ve ayrıca bal taşıyıcılar vardır. Bu karıncaların
kolonileri, çoğunlukla, işçilerin nektar toplayabildikleri cüce meşe
ağaçları yakınında bulunur. İşçiler nektarı yutup yuvalarına
taşıdıktan sonra, burada ağızlarından geri çıkararak, balı saklayacak
olan genç işçilerin ağızlarına boşaltırlar. Bal taşıyıcı karıncalar,
vücutlarının alt kısmını şişirerek bal kesesi olarak kullanırlar.
İşçiler tarafından toplanan bal özüyle beslenir ve adeta bir "fıçı"
görevini görürler. Hatta bazen büyüklükleri, küçük bir üzüm tanesi
kadar olur. Balın sabit kalabilmesi için, her odada 25-30 kadarı,
ayaklarıyla tavana yapışır ve yer değiştirmezler.30 Tavana yapışıkken,
küçük ve yarı saydam bir üzüm salkımı gibi görünürler. Eğer herhangi
biri düşecek olursa, işçiler tarafından hemen eski pozisyonuna
döndürülür. Bal kavanozlarındaki bal, karıncanın yaklaşık 8 katı
ağırlığındadır.
Kışın ya da kurak
mevsimde, sıradan işçiler 'bal fıçıları'nı ziyaret ederek günlük besin
ihtiyaçlarını karşılarlar. İşçi karınca ağzını "fıçı"nınkine
yerleştirir ve "fıçı", bal kesesindeki kaslarını kasarak, ufak bir
damla bal damlatır. İşçi bu besin değeri yüksek balı, elverişsiz
mevsimlerde yiyecek olarak tüketir.
Bir canlının kendi ağırlığının tam sekiz katı bir ağırlığa
ulaşarak, bal deposu vazifesi yapmaya karar vermesi ve bu şekilde
ayaklarından asılı kalarak hiç bir zarar görmeden yaşayabilmesi,
hayret ve ilgi uyandıran bir durumdur. Böylesine zor ve tehlikeli bir
pozisyona girmeye neden ihtiyaç duymuşlardır? Bu benzersiz depolama
tekniğini düşünüp, vücut gelişimlerini de ona göre kendileri mi
kontrol etmişlerdir? Düşünün ki bir insan, vücudunda meydana gelen en
basit bir gelişime bile hakim değilken, gerçek manada bir beyne bile
sahip olmayan karıncanın bunu kendi kendine yapabilmesi şüphesiz
imkansızdır.
Bal karıncaları yine Evrim teorisinin açıklayamadığı bir davranış
göstermektedirler. Balı depolama metodunu ve bunun için gerekli
organları tesadüfen geliştirmiş olmaları, kuşkusuz öne sürülemeyecek
kadar mantık dışı bir fikirdir. Nitekim bilimsel kaynaklarda, bu ve
benzeri konularda söylenen pek çok gerçekçi ifadeye rastlanılmaktadır.
Örneğin, Paris Üniversitesi Biyoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Étinne
Rabaud'nun açıklaması şöyledir:
Bu örnekler (örneğin bal karıncaları) açıkça gösteriyor ki çeşitli
organlar, canlıların belirli fonksiyonları yapabilmeleri için meydana
gelmiş değil, aksine bunların önceden varolması, belirli hareketlerin
ve işlerin yapılmasına bazı kez olanak vermiş bazı kez de vermemiştir.
Bu şunu gösteriyor ki, organlar canlıların hayat koşullarına
uymalarından meydana gelmemiş, aksine gördüğümüz gibi, hayat koşulları
bu organların önceden var olmuş olmasından ve organların
fonksiyonlarından doğmuştur. Darwin'in yaptığı gibi şu soru
sorulabilir: Bu evrimde bu değişmede yaşama yeteneğini kaybedenin
temizlenmesi, ayıklanması, ya da organların yeni koşullara uyması
olayı yok mudur? Biz de diyoruz ki, olaylar böyle bir evrimin, böyle
bir değişmenin cereyan etmediği, aksine tümüyle bunun aksi bir olayın
olageldiğini ispat etmektedir.
Besin
depolayarak sişkinleşmiş 'bal fıçıları', yukarıdaki resimde
görüldüğü gibi adeta küçük bir üzüm tanesi görünümündedir. |
|
Profesör Rabaud'nun yaptığı bu açıklamalar, her insanın çok kısa
bir an vicdanıyla düşünerek zaten varabileceği bir sonucu bize açıkça
göstermektedir: Tüm canlılar kusursuz organları ve mükemmel
davranışlarıyla, bilginin ve aklın gerçek kaynağı olan tek bir
Yaratıcı tarafından yaratılmışlardır.
KARINCALARIN HAYATI-DEVAMI SONRAKİ SAYFADA
|