|
Karıncalar Kapıcılık
Yapabilir mi?
Karınca kolonilerindeki sistemin detaylarını incelediğimizde, bu
sistemi kuran ve yöneten, gözle görülmeyen iradenin gücünü daha somut
bir biçimde hissederiz. Şimdi bu detaylara bir göz atalım.
Karınca yuvalarının dış dünya ile bağlantıları, genellikle sadece
bir karıncanın geçebileceği genişlikteki küçük bir delik vasıtasıyla
sağlanır. Bu deliklerden geçmek ise bir "izine" tabidir. Koloni içinde
sayıları çok fazla olmayan ve tek görevi "kapıcılık yapmak" olan
karıncalar vardır. "Kapıcılar" giriş deliğine tam uyan geniş baş
yapılarıyla, canlı bir tıkaç vazifesi görürler. Dahası, bunların baş
kısmının rengi ve deseni etraftaki ağaçların kabuklarıyla aynıdır.
Kapıcı, giriş deliğinde saatlerce oturur ve sadece kendi kolonisinden
olduğunu anladığı karıncaların girişine izin verir.
Anlaşılan, binaları korumak için kapıcı bulundurma fikri
insanlardan önce, vücutlarının en güçlü bölümüyle girişi kapayan, aynı
zamanda kendini kamufle eden ve doğru "parolayı" söylemeyenleri içeri
almayan kapıcı karıncalar tarafından uygulamaya konmuştur.
Yukarıda bahsettiğimiz kapıcı karıncanın kafasının tam deliğe uygun
olmasının, rengi ve deseninin çevreyle uyum içinde bulunmasının,
tanımadığı hiç kimseyi içeri almamasının kendi isteğine bağlı
olamayacağı çok açıktır. Karıncanın bedenini bu şekilde tasarlayan ve
yaptığı işe ona ilham eden bir akıl sahibi vardır mutlaka. Karıncanın
bu görevlerini tek başına düşünebildiğini ve hiç bıkmadan ve
vazgeçmeden kapıcılık yapmayı aklettiğini söylemek, kuşkusuz makul bir
açıklama olamaz.
Düşünelim: Bir karınca niye kapıcı olmak
istesin ki? Üstelik bir seçim hakkı olsa, neden en zahmetli ve en
özveri gerektiren işi tercih etsin? Bu tür bir imkanı olsa, kendisine
en rahat ortamı ve en iyi hizmeti sağlayacak bir görevi tercih ederdi
şüphesiz. Ancak karıncaları yaratan, sanatındaki çarpıcılığı göstermek
için, böyle mükemmel bir koloni yaşamı tasarlamış ve bu sistemi
oluşturan karınca topluluğuna da belirli görevler vermiş olabilir.
Evrim teorisine göre ise karıncaların her alanda gelişme göstermesi
ve çok daha rahat yaşayabilecekleri bir kasta dahil olmak için
uğraşmaları gerekmektedir. Oysa kapıcı karıncaların bu yönde bir
çabası hiç olmamaktadır ve tüm ömürleri boyunca, kendilerine ilham
edileni kusursuzca yerine getirmektedirler.
Uzman Karıncalar
Karıncalarda organizasyon, belirli bir işte uzmanlaşma ve iletişim,
neredeyse insanlar arasında olduğu kadar başarılıdır. Öyle ki,
insanlar bugün karıncalar arasındaki uyumlu sistemi örnek
almaktadırlar. Aşağıdaki alıntı bu konuyu örneklendirmektedir:
Bilgisayar uzmanları bugün, karıncalardaki kollektif davranış
biçimlerini laboratuvarlarda robotlarla üretmeye çalışıyorlar. Çok
gelişmiş, ileri programlar yerine, kendi aralarında işbirliği yapan,
"basit" enformatik unsurlardan oluşan robotlar üzerinde
yoğunlaşıyorlar. Bu çalışmalarda temel ilke aynı: Çok gelişmiş bir
robot oluşturmak yerine, daha az "zeki" bir sürü robot geliştirmek,
ama bunlardan tıpkı karınca kolonisinde olduğu gibi en "karmaşık"
görevleri üstlenmelerini beklemek... Bu robotlar tek tek ele
alındıklarında "zeka" açısından çok gelişmiş olmayacaklar, ama ortak
hareket dürtüsüyle işbölümünü gerçekleştirecekler. Çünkü, en basit
enformatik bilgileri birbirleriyle değiş tokuş etme yeteneğine sahip
olacaklar. Bir karınca kolonisindeki hayat ve işbölümü tarzı , NASA'yı
bile etkilemiş... Kuruluş, Mars gezegenindeki araştırmalar için
gelişmiş bir tek robot göndermek yerine, birçok karınca-robot
göndermeyi planlıyor. Böylece birkaç tanesi tahrip olsa bile, ekibin
ayakta kalanları görevlerini tamamlayabilecekler.
Bu açıklamalardan sonra, "uzman karıncalar"ın dünyasından ilginç
bir örneğe göz atalım.
Grup Halinde Yaşamak Karıncaları Nasıl
Etkiler?
Karıncalarda işbirliğinin en belirgin örneği, bir işçi karınca
türünün (Lasius Emarginatus) davranışlarıdır. Bu türün bireylerinin
birbirlerine karşı ilginç bir bağlılıkları vardır. Toprakla uğraşan
gruba ait dört işçi karıncanın, büyük gruptan ayrıldığında
faaliyetleri hızla devam eder. Fakat dördünün aralarına cam, taş gibi
birbirlerini görmelerine engel olan bir cisim girdiğinde çalışma
tempoları düşer.
Başka bir örnek de, ateş karıncalarının gruplarından ince bir
bariyerle ayrıldığında hemen bu engeli delerek koloninin diğer
üyelerine ulaşmaya çalışmalarıdır.
Ayrıca grubun sayısı değiştiğinde de, karıncaların davranışlarında
pek çok farklılıklar görülür. Yuvadaki karınca sayısı arttığında, her
bir üyenin faaliyetlerinde artış olduğu gözlenmektedir. İşçi
karıncalar grup olarak biraraya geldiğinde, toplanıp sakinleşirler ve
az enerji harcarlar. Bazı karınca türlerinde sayı yükseldikçe,
harcanan oksijen miktarının düştüğü tesbit edilmiştir.
|
Karıncalar gruplar halinde yaşayabilen canlılardır. Tek
başlarına hayatlarını sürdürmeleri mümkün değildir.
|
|
Bütün bu örneklerin bize gösterdiği, karıncaların tek başlarına
yaşamayı başaramayacaklarıdır. Bu küçük yaratıklar, ancak gruplar
hatta koloniler halinde yaşayabilecek özelliklerle yaratılmışlardır.
Bu da bize evrimcilerin, karıncaların sosyalleşme süreci ile ilgili
iddialarının ne kadar gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Çünkü,
karıncaların ilk varoldukları zamanlarda tek başlarına yaşayıp da,
sonradan sosyalleşerek koloniler oluşturmuş olmaları mümkün değildir.
Böyle bir ortamla karşılaşan bir karıncanın hayatını sürdürmesi
imkansız hale gelmektedir. Hem üreyebilecek, hem kendine ve
larvalarına uygun bir yuva yapacak, hem kendisini ve tüm ailesini
besleyecek, hem kapıcılık, hem askerlik yapacak, aynı zamanda
larvaları yetiştiren bir işçi olacak... Son derece geniş bir işbölümü
gerektiren bütün bu işleri, bir zamanlar bir veya bir kaç karıncanın
yaptığını söyleyemeyiz. Üstelik tüm bu zahmetli işlerle uğraşırken,
bir yandan da sosyalleşme yönünde çaba harcadıklarını düşünmek
imkansızdır.
Bu durumda anlaşılan şudur: Karıncalar ilk yaratıldıkları günden
beri sosyal bir sistem içinde ve gruplar halinde yaşayan varlıklardır.
Örnek Bir Karargah
Önceki sayfalarda verdiğimiz ordu örneğini biraz genişletelim.
Şaşırtıcı derecede büyük ama aynı zamanda tam bir düzenin hakim olduğu
bir karargaha geldiğinizi düşünün. İçeri girmeniz imkansız gibi
görünüyor, çünkü kapılardaki güvenlik görevlileri tanımadıkları hiç
kimseyi içeri almıyorlar. Bina çok sıkı denetlenen bir güvenlik
sistemiyle korunuyor.
Ama bir şekilde içeri girdiğinizi farzedin. İçeride çok sistemli ve
dinamik bir faaliyet dikkatinizi çekecek; çünkü binlerce asker çok
düzenli bir şekilde işlerini yapıyorlar. Bu düzenin sırrını
araştırdığınızda, binanın, içindekilerin çalışmasına son derece uygun
şekilde dizayn edildiğini farkediyorsunuz. Her iş için özel bölümler
var ve bu bölümler, askerlerin çalışmasına en uygun şekilde
tasarlanmış. Örneğin bina yerin altına doğru katlar halinde iniyor ama
güneş enerjisine ihtiyaç duyan bölüm, güneşi en geniş açıyla
alabileceği yere yerleştirilmiş. Ayrıca sürekli bağlantı içinde olması
gereken bölümler de ulaşımın en kolay olacağı şekilde, birbirlerine
çok yakın olarak inşa edilmiş. Fazla maddelerin yığıldığı depolar,
binanın yan tarafında ayrı bir bölüm olarak dizayn edilmiş.
İhtiyaçların saklandığı ambarlar ise rahat ulaşılabilecek yerlerde.
Tam binanın ortasında da, gerektiğinde herkesin toplanabileceği geniş
bir salon var.
Karargahın özellikleri bunlarla bitmiyor. Bina, büyüklüğüne rağmen
eşit bir şekilde ısınıyor. Çok gelişmiş bir merkezi ısıtma sistemi
sayesinde, sıcaklık gün boyunca olması gerektiği derecede sabit
kalabiliyor. Bunun bir nedeni de, binada her türlü hava koşuluna karşı
geliştirilmiş, son derece etkili bir dış yalıtım uygulanması.
Bu tarz bir karargahın nasıl ve kimler tarafından dizayn edildiği
sorulsa, herkes üstün teknoloji ve profesyonel bir ekip çalışması ile
olduğunu söyler. Çünkü böyle bir karargah, ancak belirli bir eğitim,
kültür, akıl ve zeka düzeyine sahip kişiler tarafından yapılmış
olabilir.
Oysa bahsettiğimiz bu karargah aslında bir karınca yuvasıdır.
Bu tip bir karargah meydana getirebilmek için gerekli bilgiyi
edinmek, insan ömrünün uzunca bir bölümünü kapsar. Oysa yumurtadan
çıkan bir karınca görevini o anda bilmekte ve hiç vakit kaybetmeden
uygulamaya geçirmektedir. Bu durum, karıncaların bu bilgilere henüz
dünyaya gelmeden sahip olduklarını gösterir.
Karıncalarda Oto-Organizasyon
Karıncalar dünyasında bir şef veya plan-program yoktur. En önemlisi
de, daha önce söylediğimiz gibi emir-komuta zincirinin olmamasıdır.
Müthiş gelişmiş bir oto-organizasyon sayesinde bu toplumdaki en
karmaşık görevler bile hiç aksamadan yerine getirilir. Şöyle bir örnek
verebiliriz:
Kolonide yiyecek sıkıntısı başgösterdiğinde, işçi karıncalar hemen
"besleyici" karıncalara dönüşürler ve yedek midelerindeki besin
maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlarlar. Kolonide besin fazlası
söz konusu olduğunda ise, hemen bu kimliklerinden sıyrılıp, yeniden
işçi karıncalar haline dönüşürler.
Üstteki resimde karıncaların bir ağacın kökleri arasında
kurdukları yeraltı şehri görülüyor. Zaman içinde ağacın
kökleri zarar görmüş ve ağaç devrilmiştir. Dolayısıyla da bu
gizli şehir ortaya çıkmıştır.
|
|
Burada gösterilen fedakarlık gerçekten de ileri bir seviyededir.
İnsanlar dünya üzerindeki açlık tehlikesiyle mücadelede bir türlü
başarı elde edemezken, karıncalar bu işe pratik bir çözüm
bulmuşlardır: Yiyecekleri dahil herşeyi paylaşmak. Evet bu gerçek bir
fedakarlık örneğidir. Hiç bir karşılık beklemeden, yediği yiyeceğe
kadar herşeyini karşısındaki karıncanın varlığını sürdürebilmesi için
hiç düşünmeden verebilmek, evrim teorisinin açıklayamadığı, doğadaki
fedakarlık örneklerinden sadece biridir.
Karıncalarda aşırı nüfus diye bir problem de söz konusu değildir.
Bugün insanoğlunun metropolleri, göçler, altyapı eksiklikleri,
kaynakların yanlış kullanımı ve işsizlik nedeniyle yaşanmaz hale
gelirken, karıncalar 50 milyon nüfusu barındıran yeraltı kentlerini
müthiş bir düzen içinde hiç bir şeyin eksikliğini hissetmeden
yönetebilirler. Her karınca çevresindeki koşullarda meydana gelen
değişikliklere anında uyum gösterir. Böyle bir şeyin gerçekleşebilmesi
için, karıncaların kesinlikle fiziksel ve psikolojik anlamda özel
olarak programlanmış olmaları gerekmektedir.
 |
Yuva yapımının
ilk aşamasında, koloni üyeleri, ince bir giriş deliği açtıktan
sonra bu deliğin ilerisini bir bölmeler labirenti haline
dönüştürürler. Bu bölmelerin çoğunda bakteri bahçeleri
mevcuttur. Bu bahçeler genelde yüzeye yakın olan bölmelerde
yer almaktadırlar. Daha derinde ve daha geniş olan bölmelerde
ise bitki artıklarının çürümüş halleri vardır. Bu deliklerin
(odaların) bazıları, değişik bir şekilde organik maddelerden
ziyade toprak içermektedir. Sanki zararlı atıkları örtmek için
gerekli olan bir katman hazırlanmış gibi... Sıcak hava bu
istenmeyen bölmelerden yukarıya doğru yükselir. Serin, bol
oksijenli hava yuvanin içinde itilir ve yuvanin üstüne kadar
çıkar. Bu sistem havalandırma ve yol açma için kullanılır. Bu
delikli ve mağarasal tünellerin çevresi yuvanın girişinden 7.5
metre genişlikteki bir kemer gibidir.Burada göz önünde
bulundurulması gereken en önemli şey ise, bu metropolün,
herhangi bir mimari ve zirai eğitim almamış olan karıncalar
tarafından inşa edilmiş olduğudur. |
|
|