|

Arılar tarihin çok eski devirlerinden bu
yana insanlara bal üreterek hizmet etmektedirler. Öyle ki arıcılık
tarihi MÖ 3500 yıllarına kadar uzanmaktadır.
Balın Üretimi
Bilindiği gibi balın ana malzemesi, arıların çiçeklerden ve meyve
tomurcuklarından topladıkları nektarlardır. Arılar nektarı bala
çevirirler. Polenlerin ise bal yapımında bir etkisi bulunmaz, arılar
tarafından sadece protein ihtiyaçlarını gidermek için kullanılır.
Çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından
alınarak yutulan nektar, arıların "bal midesi" denilen organlarında
kimyasal bir değişime uğrar ve içinde birçok vitamin ve mineral bulunan
ağır şekerli bir sos halini alır. Daha sonra bal, kovandaki hücrelere
yerleştirilir ve üzerleri mumdan bir kapakla örtülür. Bal petek
içindeyken arılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde
bildiğimiz tat ve kıvamına gelir.
Balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan
nektarlardan kaynaklanmaktadır. Balın kokusunu, çiçeklerdeki aromalı "volatil"
yağı verir ki bu, aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır.
Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir.
Örneğin sadece 1/2 kg ham nektarı toplamak için 900 arının bir gün
boyunca çalışması gerekmektedir. Toplanan bu miktarın ise ancak bir
kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilecek balın
miktarı tamamen getirilen nektarın şeker konsantresine bağlıdır. Örneğin
elma çiçeğinin fazla şekeri bulunmaz. Bu yüzden bu ağaçtan elde edilen
nektarın çok azı bala dönüştürülebilir.
450 gramlık saf balı elde edebilmek için
yaklaşık olarak 17.000 balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi
gereklidir. Arının yiyecek aramak için ihtiyaç duyduğu ortalama bir
gezinti, yaklaşık olarak 500 çiçek ziyaretini gerektirir ve 25 dakika
sürer. Bu yüzden 450 gram saf bal elde etmek için arıların 7000 iş saati
çalışmaları gereklidir.
Son derece zahmetli bir iş olmasına rağmen
arılar, balı ihtiyaçlarından kat kat daha fazla üretirler.
Arılar kışın nasıl beslenir?
Bilindiği gibi arılar balı kış için besin olarak depolamaktadır.
Balın ne kadar üretileceği ise tamamen çevresindeki çiçek kaynaklarına
bağlıdır. Arılar kolonilerine yetecek kadar balı çiçekler solmadan bir
ay önce toplamış olsalar da bir kenara çekilip nektar toplamaya
bırakmaz, peteği genişletme yoluna giderek daha fazla bal depolamaya
çalışırlar.
Arıcılar ise bal ile dolu olan peteklerin yalnız bir kısmını kovandar
alır, çünkü arılar balın bir kısmını kışın besin olarak
kullanmaktadırlar. Eğer balın büyük bir kısmını alırlarsa, kışın arıları
şekerli su ile beslerler. Sadece kışın çok sert geçtiği günlerde bir
istisna olur ve şekerli su yetmez. Bu durumda arılara bal verilmesi
gerekir.
Balın İçeriği
Balın hiç şüphesiz ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun
sebebi balın içindeki üç şekerdir: Üzüm şekeri (% 34), sakroz (% 2) ve
levulose (meyve şekeri % 40).
Bundan başka balın % 17'si su, geri kalan
% 7'lik bölümü ise demir, sodyum, sülfür, magnezyum, fosfor, polen,
manganez, alüminyum, gümüş, albümin, dekstrin, nitrojen, protein ve
asitlerden oluşur. Balın kalitesini belirleyen bu % 7'lik karışımdır.
Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker
ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken, bal
sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Çünkü
içerdiği meyve şekeri ve üzüm şekeri, ilk başta oranı oldukça fazla olan
sakrozun ters-yüz olmasıyla meydana gelir. Bu yüzden bu şekerlere "basit
şekerler" denir. Kısacası bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en
hızlı şekilde faydalanacağı şekilde tasarlanmış bir gıdadır. Ilık su ile
karıştırılan balın birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği tespit
edilmiştir.
Baldaki Şifa
Bal, gerek içinde barındırdığı vitaminler ve minerallerle, gerekse
yapısal özellikleri sebebiyle insanlar için tam bir şifa niteliğindedir
Balın en önemli özelliklerinden biri, içinde bakteri barınamamasıdır.
Dr. Bodag F. Beck "Bal ve Sağlık" adlı kitabında buna şöyle değinir:
Bütün canlıların yaşamlarını devam
ettirebilmek için bir miktar neme ihtiyaçları vardır. Bakteriler balla
temas ettiklerinde nemden yoksun kalır ve yok olurlar. Ayrıca balın
asidik tepkisi de bakterilerin yaşamaları için uygunsuz bir ortam
oluşturur. İnsan vücudunu etkileyen birçok mikroorganizma balda yok
olur.
Bal, içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı zamanda bir bakteri
yok edici olarak da kullanılır. Örneğin antibiyotiklere karşı dirençli
olduğu bilinen MRSA bakterisinin bala karşı koyamadığı tespit
edilmiştir.
Dr. W. Sackett bal sayesinde tifo
mikroplarını 48 saat içinde yok etmiştir. Dizanteri mikropları 10 saat
içinde ölmüştür.
Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi bal,
"şifa" yönü son derece güçlü bir besindir. Henüz günümüzde kesin olarak
tespit edilmiş bu özelliğine, Kuran'da 1400 yıl önceden dikkat
çekilmiştir.
Balın içinde, minerallerin, şekerlerin ve birçok vitaminin yanısıra,
az miktarlarda, birtakım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da vardır.
Aşağıdadaki tablo 100 gram balın kimyasal analizini göstermektedir.
| Enerji |
304.0 Kcal |
| Su |
17.1 g |
| Karbonhidratlar (toplam) |
82.4 g |
| Fruktoz |
38.5 g |
| Glukoz |
31.0 g |
| Mailose |
7.20 g |
| Sakaroz 1 |
1.50 g |
| Proteinler, amino asitler,
vitaminler ve mineraller (toplam) |
0.50 g |
| Thlamin |
<0.006 mg |
| Ribollavin |
<0.06 mg |
| Nikotinik asit |
<0.36 mg |
| Pantothenic asit |
<0.11 |
| Pyridoxine (B6) |
<0.32 |
| Askorbik asit (C) |
<2.2-2.4 mg |
| Kalsiyum |
<4.4-9.20 mg |
| Bakır |
<0.003-0.10 mg |
| Demir |
<0.06-1.5 mg |
| Magnezyum |
<1.2-3.50 mg |
| Manganez |
<0.02-0.4 mg |
| Fosfor |
<1.9-6.30 mg |
| Potasyum |
<13.2-16.8 |
| Sodyum |
<0.0-7.60 |
| Çinko |
<0.03-0.4 mg |
| Asit (öncelikli olarak gluconic asid) |
0.57% (0.17-1.17 %) |
| Protein |
% 0.266 |
| Azot |
% 0.043 |
| Amino asitler |
% 0.05-0.1 |
BENZERSİZ BİR BESİN: ARI POLENİ
Arıların bir başka ürünleri de arı polenidir. Daha önce de
belirttiğimiz gibi arılar çiçeklerden topladıkları poleni doğrudan
doğruya kullanmaz, "arı poleni" denilen bir maddeye dönüştürürler. Bu
dönüşüm çiçekten toplanan polenlere, nektarın ve bazı enzimlerin
eklenmesiyle yapılır.
Arıların imal ettikleri bu karışımda ihtiyacımız olan herşey vardır.
Arı poleninin, % 25'i bitki proteinidir. (8 tanesi temel aminoasitlerden
olmak üzere en az 18 aminoasit) Bundan başka bir düzineden daha fazla
vitamin, 28 mineral, 11 enzim ve yardımcı enzimler ile 11 karbonhidratı
içerir. Arı poleni bu içeriğiyle bir besin olmanın çok ötesinde bir
değere sahiptir.
1950'lerden bu yana arı poleni üzerinde birçok çalışma
sürdürülmektedir. Özellikle Paris yakınlarında bulunan Apiary Araştırma
Laboratuvarları'nda bu konuda sayısız deney yapılmıştır. Arı poleninin,
koli basili ve bazı salmonellalar (bir bakteri türü) üzerinde etkili
olan antibiyotik maddeleri içerdiği, bunun yanısıra, besleyici, kuvvetli
ve metabolik avantajlar sağlayan bir madde olduğu da anlaşılmıştır.
Beslenme uzmanı Dr. Paavo Aitrola arı polenini şöyle övmektedir:
Polen doğadaki besin açısından en zengin
ve mükemmel besindir. Vücudun strese ve hastalıklara karşı direncini
artırır, birçok hastalık vakasında iyileşmeyi hızlandırır..."
Ruslar da arı poleni konusuna oldukça önem vermişlerdir.
Vladivostok'taki Longevity (Uzun Yaşam) Akademisi'nin başkanı Dr. Naun
Petrovich Joirich şöyle demektedir:
…Arı poleni orjinal bir besin ve ilaç
hazinesidir. Yaşam için gerekli olan bütün temel maddeleri içermektedir.
Fiziksel performansın güçlendirilmesi de arı polenine bağlanmıştır.
Carlson Wade "Arı Poleni ve Sağlığınız" (Bee Pollen and Your Health),
Linda Lyngheim ve Jack Scagnetti "Arı Poleni," (Bee Pollen)
adlı kitaplarında, arı poleni sayesinde atletlerin güçlendiğinden
bahsetmektedirler.
ARI SÜTÜ
Arı sütü son derece kompleks ve henüz tanımlanamayan bazı bileşikler
içerdiği için sentetik olarak üretilemeyen bir maddedir. Doğal
hormonlar, mineraller, B vitaminleri, folik asit, yağ asitleri, vücutta
eksikliği Parkinson, Alzheimer ve benzeri diğer sinir sistemi
hastalıklarına sebep olan acetylcholine maddesi, amino asitler,
proteinler, yağlar ve karbonhidratlar bakımından zengindir. Ayrıca
vücuttaki doku yenilemesinde ve büyümesinde önemli bir rolü olan
aspartik asiti de içermektedir.
Arı sütü anti bakteriyel, anti virütik, besleyici ve yaşlanmayı
önleyici etkilere sahiptir. Ayrıca solunum, iskelet, sinir, üretim,
endokrin, kalp damarları, savunma ve hücre sistemleri için faydalıdır.
Arı sütü hormon dengesini harekete geçirici etkiye sahiptir. Hormonları
ve metabolik fonksiyonları düzenler ve normalleştirir. İnsanın yaşı
ilerledikçe bozulan hücre yenilenmesine yardım eder. Deri problemlerini
tedavi etmenin yanısıra derinin rengini de korur.
Kronik yorgunluk, ciddi hastalıklar, ameliyat ya da travma gibi
durumlardan sonra vücudun güç kazanmasını sağlar. Enerji artırıcı etkisi
vardır. Serum kolestrolü ve yağ sayımlarını düşürür, damar sertliğini
engellemeye yardımcı olur. Ayrıca karaciğeri koruma, doku ve kas
oluşturma, kemik büyüme ve sağlığını destekleme, hafızayı güçlendirme,
kiloyu düzenleme ve yara tedavilerinin desteklenmesinde de faydalı
olduğu yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır.
Almanya'da değişik alanlarda çalışmalar yapan doktorlar arı sütünü
kötü beslenmiş ve prematüre bebekleri iyileştirmede kullanmışlardır. Arı
sütü ile beslenen bebeklerin kilo ve sağlık durumlarında iyileşme
görülmüştür. Bundan başka arı sütü verilen sinirsel ve ruhsal hastaların
da normal kilolarına, daha dayanıklı bir sinir sistemine ve daha güçlü
bir fiziksel ve zihinsel yapıya kavuştukları gözlenmiştir.
Arı sütü yaşlanma etkisini geciktirmek için, menopoz, beslenme
yetersizliğinin düzeltilmesi, eklem iltihabı, damar hastalıkları, peptik
ülserler, karaciğer rahatsızlıkları gibi rahatsızlıklarda ve genel
olarak daha sağlıklı olmak için doktorlar tarafından tavsiye
edilmektedir.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ
SAYFADA

|