|
|
Bir petek hücresine üstten bakıldığında,
tabanın 3 adet eşkenar dörtgenin birleşmesiyle yapıldığı
görülür. |
|
Bu tasarımda dikkat edilmesi gereken ilk nokta petek hücrelerini
oluşturan altıgen prizmaların tabanlarında 3 adet eşkenar dörtgen
bulunmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken ikinci bir ayrıntı ise
her bir petek hücresinin, arka tarafta her zaman 3 hücrenin ortasına
geçecek şekilde tasarlanmış olduğudur. Petek hücrelerinin bu içiçe
geçmiş yapısı, peteğe maksimum dayanıklılık sağlamaktadır. Burada
tabanda birleşen hücrelerin adeta perçinlenmiş çelik bağlantılar gibi
birbirlerine kaynatılmış olduğunu söylemek de mümkündür.
|
|
|
|
|
Tabanları eşkenar dörtgenlerden oluşan petek hücrelerinden 3
tanesi bir araya geldiğinde, peteğin diğer yüzündeki bir
hücrenin tabanı da ortaya çıkmış olur. Böylece iki yüzdeki
petekler adeta birbirlerine kenetlenir ve tek parça sağlam
bir yapı oluştururlar. Arıların, tabanlarda inşa ettikleri
bu eşkenar dörtgenlerin açıları tam anlamıyla kusursuzdur.
|
|
Arıların petek yapımlarındaki kusursuz tasarımı inceleyen bilim
adamları 3 petek hücresinin tabanlarının karşı taraftaki tek bir
peteğin tabanı olacak şekilde örülmesi sırasında yapılan akıl almaz
matematik hesaplamaları karşısında şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir.
Bu son derece karmaşık matematik işlemleri gerektiren bir tasarımdır.
Tıpkı arıların yaptıkları gibi oldukça karışık olan bu hesabı yapan
bilim adamları biraz önce bahsedilen niteliklerin sağlanması için çok
hassas açılar ortaya koymuşlardır. Ünlü matematikçi Konig'in yaptığı
bu hesaba göre en kusursuz yapı için tabandaki bu açıların tam 109
derece 26 dakika ve 70 derece 34 dakika olması gerekmektedir.
Peki arıların kullandıkları açılar nedir? Yapılan ölçümlerde
arıların petek inşa ederken tamı tamına 109 derece 28 dakika ve 70
derece 32 dakikalık iki açı kullandıkları ve bu hesapta hiçbir zaman
en ufak bir sapma olmadığı görülmüştür. Bu elbette ki inanılmaz bir
durumdur. Arılar inanılmazı başarmakta ancak matematik dehalarının
çözebileceği bir hesabın altından kalkmaktadırlar.
Yalnız bu hesaplamayla birlikte arıların yaptıkları hesap, 1
derecenin sadece 1/30'u (1 derece 60 dakika'dır. Peteklerle bulunan
açı arasındaki 2 dakikalık fark 1/30 dereceye denk gelir) miktarında
bir sapma göstermektedir. Yani, arılar -dikkate almaya değmeyecek
kadar bile olsa- bir hata payı ile peteklerini örmektedirler.
Evet ortada 1/30 derecelik bir hata gözükmektedir. Bu fark
sebebiyle bilim adamları önceleri arıların tam olarak doğru açıyı
tutturamadıklarını ve mükemmel sonuca bir hata payı ile
yaklaştıklarını düşünmüşlerdir. Oysa işin en can alıcı noktası bu
noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü ortada arıların yaptığı bir hata
yoktur.
Ünlü İskoç matematikçi Colin MacLaurin (1698-1746) aynı hesabı
tekrar yapmış ve ulaştığı sonucu bilim dünyasına açıkladığında büyük
bir şaşkınlığa neden olmuştur. Çünkü, MacLaurin, arıların kullandığı
açının tamı tamına doğru olduğunu, petekler üzerindeki ilk araştırmayı
yapan Konig ve ekibinin, hesaplarında kullandıkları logaritmik
cetveldeki bir hata sebebiyle yanlış sonuca vardıklarını ortaya
koymuştur.
Kısacası anlaşılmıştır ki arıların ördükleri peteklerde en ufak bir
hata yoktur.136 1/30 derecelik hata arılara değil bilim adamlarına
aittir.
|
CHARLES DARWIN BALARISI
HAKKINDA NE SÖYLEYEBİLİR Kİ?
  Darwin
ile bu küçük canlılar karşısında şaşkınlığa düşerek şöyle demişti,
"Balarısına dair ne söyleyebiliriz ki?
Arıların peteklerini mükemmel altıgen
şekillerde yapmalarına, serçelerin yuvalarını samandan inşa
etmelerine (solda), kunduzların baraj yapmalarına (ortada) veya
tavşanların toprağı kazıp yuva yapmalarına neden olan içgüdülerin
tümü değişik hayvan çeşitlerinin , Bu tür davranışların her biri, tüm
evreni bir plan doğrultusunda var eden ve canlılara kusursuz
yetenekler veren varlığın delilleridir.
|
 |
Altıgen ve diğer geometrik şekillerde
yapılan petekler karşılaştırılacak olursa, birim hacimde alan
kullanımında altıgen peteklerin avantajı daha net
görülecektir. En az malzeme ile en fazla depolama altıgen
şekil ile yapılmaktadır. |
|
Niçin Altıgen?
Görüldüğü
gibi petekler, çoğu insanın yapamayacağı kadar ince hesaplamalara
dayanan ve bu özellikleriyle bilim adamlarını hayretler içinde bırakan
mimari harikalardır.
Peteklerin yapısını inceleyen bilim adamları arıların petekleri
neden gelişigüzel şekillerde veya sekizgen, beşgen, üçgen olarak değil
de her zaman altıgen olarak inşa ettikleri konusu üzerinde oldukça
detaylı araştırmalar yapmışlardır.
Bu sorunun cevabını Animal Architecture kitabının yazarı, aynı
zamanda arılar konusunda dünyanın en tanınmış bilim adamı olarak
bilinen Karl von Frisch şöyle vermektedir:
Petekler altıgen yerine örneğin daire veya beşgen şeklinde inşa
edilseydi arada kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece hem
daha az bal depolanabilecek hem de araları doldurmak için boş yere
balmumu harcanacaktı. Derinlikleri aynı olduğu sürece üçgen ve dörtgen
hücrelerde de altıgen hücrelerdeki kadar bal depo edilebilirdi. Ancak
bu şekillerden çevresi en kısa olan altıgendir. Aynı hacime sahip
olmasına rağmen, altıgen hücreler için kullanılan malzeme üçgen veya
dörtgen için kullanılandan daha az olacaktır. Bu durumda şu sonuca
varılır: Altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, inşası için en
az balmumu gerektiren şekildir. Yani arı, olabilecek en uygun şekli
kullanmaktadır. Arıların altı köşeli hücreleri kullanışlı bir
tasarımdır. Hücreler birbirine uygun ve duvarları ortaktır. Bu, en az
balmumuyla en fazla depolama yerini sağlar. Aynı zamanda bu hücreler
çok dayanıklıdır. Kendi ağırlıklarının birkaç katını taşıyabilirler.
Yukarıdaki alıntıda Karl von Frisch, "Neden altıgen?" sorusunun
cevabını açık olarak vermektedir. Ama asıl cevap verilmesi gereken
arıların bunu nasıl keşfettikleridir. Peteklerdeki bu kusursuz
tasarımın arılar tarafından hayali evrim süreci içinde yavaş yavaş
geliştirilemeyeceğini anlamak için sadece sağduyulu bir insan olmak
yeterlidir. Bir arının bir gün beşgen petek yapıp, daha sonraki gün
üçgen deneyip, bir süre böyle devam edip, daha sonraki günlerde,
yıllarda veya yüzyıllarda altıgenin petek yapımında en karlı şekil
olduğunu anlayıp, bunda karar kıldığı gibi bir senaryoyu düşünmek bile
son derece saçmadır. Böyle bir şeyi iddia etmek, arıların en az
insanlar kadar akıl ve bilinç sahibi varlıklar olduğunu iddia
etmektir. Ki bu iddianın kabul edilmesi de aklen ve vicdanen mümkün
değildir.
Sonuç
Bu kitap boyunca incelediğimiz gibi, arıların yaptıkları çoğu iş
insanlar için son derece hayranlık vericidir. Birkaç haftalık kısa bir
yaşam süresi olan balarıları sırayla bir işten diğerine geçerek
kovandaki tüm işleri yaparlar. Yavru bakımından petek inşasına, besin
bulmadan bal üretimine kadar her işi başarırlar.
Bu şaşırtıcı işleri başaran bir balarısının sinir sisteminde 7000
dolayında sinir hücresi bulunur. Oysa bir insanın sinir hücreleri
sayısı bunun 2 milyon katıdır.Buna karşılık balarısı, kitabın
başından beri bir kısmını ayrıntılı olarak incelediğimiz, insanları
hayrete düşüren şu işleri kusursuzca yapabilmektedir:
-Kovanda bir dizi karmaşık işi yapar: Yavruları besleme, temizlik
yapma, havalandırma, onarma, yarıkları kaplama gibi;
-Özellikle dost ve düşman arıları ayırt edebilir.
-Güneş'in açısına göre yön belirleyebilir.
-Ultraviyole ışınlarını fark edebilir.
-Taşıdığı polen (çiçektozu) ağırlığını hesaplayabilir.
-Göğün parlaklığına, yeryüzündeki işaretlere bakarak ve yolu
üzerindeki kokuları algılayarak doğru bir uçuş rotası tutturabilir.
-Uçuş sırasında katettiği uzaklığı hesap edebilir.
-Besin bırakmak için kovanın en uygun bölümünü tespit edebilir.
-Kovanda yapılan dansta hareketlerin frekansını ölçebilir ve bu
yolla yiyecek kaynağının uzaklığını anlayabilir.
-Dikine konulmuş bir kovanda dans edildiğinde Güneş ile yiyecek
kaynağı arasındaki açıyı hesaplayabilir.
-Son derece kusursuz düzgünlükte altıgen petekler inşa edebilir…
Ancak yukarıda saydığımız işlerin tümünü birden yapabilen bu
canlılarla ilgili bir noktaya dikkat çekmekte fayda vardır: Bütün
bunları başaran bir balarısının beynindeki sinir hücrelerinin toplam
sayısı, yetişkin bir insanın Latince balarısı (apis mellifica)
kelimelerini söylemek için kullandığı sinir hücresi sayısından daha
azdır.Bir balarısının toplam beyin hacmi 0.74 milimetre küptür.Hatta kovanın en hayati arısı olan kraliçenin beyni ise -iri cüssesine
rağmen- daha da küçüktür: 0.71 milimetre küp. İşte bu bilgilerden
karşımıza çıkan sonuç şudur: Arıların yaptıkları işlerin beyin
kapasiteleriyle bir bağlantısı yoktur. Onlara tüm bu kusursuz
yetenekler "verilmiş"tir.
Şimdi bütün bu bilgileri tekrar düşünelim. Arılara, bu olağanüstü
özellikleri kim vermiştir? İnsanların yapamayacakları hesapları
yapabilen, sayısız özellikle donatılmış bu canlılar, nasıl var
olmuşlardır? Bu hayvanlar nasıl olur da, dünyaya gelir gelmez, hiçbir
eğitim almadan, inanılmaz işler başarırlar? Dahası, görevlerini
toplumsal bir düzen içinde nasıl olur da kusursuzca yerine getirirler?
Sahip oldukları organizasyon ancak çok üstün bir akıl tarafından
yapılabilecek kadar kusursuzdur. Peki bu şuursuz canlılar nasıl böyle
bir organizasyonu gerçekleştirebilirler?Düşünülmesi gerekir.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ SAYFADA
