 |
Arıların çevreyi tanımak için yüzey şekillerinden
yararlandıklarını kanıtlamak amacıyla yapılan bir deneyde yiyecek
aramaya çıkan arılara önce üst sol köşedeki yiyecek kaynağı
tanıtılmıştır. Daha sonra, arılar gösterilen kaynaktan yiyecek
toplamak üzere kovandan ayrılır ayrılmaz yakalanıp sağ alttaki
noktaya getirilmiş ve burada tekrar serbest bırakılmışlardır.
Yiyecek kaynağı doğrudan gözükmüyor olsa bile, arılar doğru yöne
doğru, yani daha önce tanıtılan yiyecek kaynağına doğru
gidebilmişlerdir.
|
O halde arılara bu bilinçli davranışları öğreten kimdir? Arılar bu
davranışları diğer arılardan öğrenmezler, yaşamlarında böyle bir eğitim
dönemine rastlanmaz. Onlar tüm bunları zaten bilerek, zamanı geldiğinde
uygulayabilecek şekilde dünyaya gelirler. Ve bu durum yeryüzünün her
yerinde, milyonlarca yıldır yaşayan tüm balarıları için geçerlidir.
Arıların dans ederek yaptıkları tarifin öneminin tam olarak
anlaşılması için kovan içinde arıların yaptıkları hareketlerin ve
ortamın düşünülmesi gerekmektedir. Evrimci bir yazar olan Marian Stamp
Dawkins, Hayvanların Sessiz Dünyası adlı kitabında arıların bu tarifi
nasıl yaptıklarından şöyle bahsetmektedir:
Arıların sorunu danslarını içerisi karanlık olan, ne yiyeceğin ne de
Güneş'in görülebildiği bir kovan içinde yapmalarıdır. Sadece bu da
değil. Arılar düşey konumdaki bir peteğin üstünde dans ederler.
|
Cüce balarıları olarak adlandırılan bir balarısı türü kovanlarını
her zaman açıkta yaparlar. Besin kaynağı bulduklarında da,
genellikle arılar ile kaplı kovanlarının tepesinde dans
ederler.(yanda) Bu arılar da 8 danslarını doğrudan yiyecek
kaynağının yönünün belirtecek şekilde yaparlar. Eğer arılar
herhangi bir şekilde yuvanın kenarlarında veya arka kısmında dans
etmeye zorlanırlarsa, danslarına tekrar yön vererek kaynağın
yönünü gösterirler.
|
 |
Şimdi gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Tarifi yapan arılar düşey
konumda dans etmelerine rağmen, bu bilgiyi kullanarak besin aramaya
çıkacak olan arılar yatay düzlemde hareket edeceklerdir. Yani arılara
hangi yönde uçmaları gerektiği konusunda verilecek olan bilginin aslında
yatay düzlemde olması gerekmektedir. Eğer arılar düşey düzleme uygun
olarak yapılan bir tarife göre hareket ediyor olsalardı, dümdüz yukarı
uçarak yiyecek aramaları gerekirdi ki, bu durumda yiyecek bulmaları
hiçbir şekilde mümkün olamazdı.
Dawkins kitabında konuya şöyle devam etmektedir:
…Bu yüzden arılar yiyeceğin yerini o yönü işaret ederek ya da oraya
dönük dans ederek belli edemezler. Kovandan yiyeceğe doğru olan uçuş
rotasını, kovanın içinde iken yerçekimine göre belirledikleri (dışarıya
çıktıktan sonra Güneş'e göre belirleyeceklerdir) bir düzlem üstünde
gösterirler. Öteki arılar da dışarı çıktıklarında bu bilgiyi Güneş'e
uyarlarlar. Eğer yiyecek tam Güneş yönündeyse dansçı arı sallantılı düz
uçuşunu peteğin önünde tam dikey pozisyonda yapar. Eğer yiyecek Güneş'in
40 derece batısındaysa, dikey çizginin 40 derece solunda uçar. Böylece
dansçı arı yiyeceğin bulunduğu yerin açısını Güneş yerine, dikey çizgiye
göre gösterir ve karanlık kovanın içindeki arkadaşlarına Güneş'e
çıktıklarında hangi yöne uçacakları konusunda bilgi verir.
Burada anlatılanların üzerinde durup düşünelim. Arılar karanlıkta ve
farklı bir düzlemde olmasına rağmen yapılan tarifi tam olarak anlamakta
ve hedefi her zaman doğru olarak bulmaktadırlar. Tarifi yapan arının
belirlediği bir dikey çizgiye göre yaptığı hareketler, açı hesaplaması
yapmayı bilen diğer arılar tarafından tam olarak anlaşılmaktadır. Marian
Stamp Dawkins bu durum karşısındaki düşüncelerini şöyle ifade
etmektedir:
Arıların bunu (açı hesaplamasını) doğru olarak yapmaları,
birbirlerine gerçekten bilgi aktardıklarının bir göstergesidir.
Görüldüğü gibi tüm arılar açı hesaplaması yapabilmektedir. Bu durumu
Dawkins, arıların birbirlerine bilgi aktarmaları olarak yorumlamıştır.
Ancak burada cevaplanması gereken önemli sorular vardır. Arılar bu
hesaplama yöntemini nasıl keşfetmişlerdir? Güneş'e bakarak, arı gibi bir
canlının yatay-düşey ayrımı yapabilmesi, yaptığı tarife kendi kendine
açı ekleyebilmesi ve bunu her seferinde doğru yapması mümkün müdür?
Bundan başka arılar yorum yapabilme becerisini nasıl elde etmişlerdir?
Güneş'i pusula kullanmayı nasıl öğrenmişlerdir?
Arıların düzlem farkı, açı ölçme, hesap
yapma gibi matematiksel işlemleri kendi kendilerine yapamayacakları çok
açık bir gerçektir. Arılardaki tüm bu yeteneklerin tek nedeni vardır.
Arılar üstün bir güç tarafından yönetilmektedirler.
 |
Arılar besin kaynağının tarifini dikey düzlemdeki
petek üzerinde yaparlar. Oysa kaynak yandaki resimde görüldüğü gibi
yatay düzlemde yer almaktadır. Buna rağmen arılar yapılan tarifi tam
olarak anlar, gereken açı hesaplamasını yaparak kaynağa ulaşırlar.
|
Arılar Bulutlu Havalarda Nasıl Yön Belirler?
Yiyeceğe doğru uçarken arılar bir yandan da Güneş'i gözlemler. Öncü
arının yaptığı dansta gösterilen yönü ve açıyı kullanabilmeleri için bu
gereklidir.
|
Bulutlu havalarda arılar yönlerini bulabilmek için ultraviyole
ışık dalgalarını kullanırlar. Bulut örtüsü çok yoğun olmadığı
sürece bu ışık dalgaları bulutların içerisine işleyebilir. Arılar
da güneşten yayılan bu ışık dalgalarının titreşim yönünü takip
ederek güneşin o anda olması gereken yerini hesaplayabilirler.
|
 |
Arıların yaptıkları işin ne kadar olağanüstü olduğu açıkça ortadadır.
Ancak arılar bununla da kalmayıp daha da olağanüstü bir şey yaparlar.
Hava bulutlu da olsa Güneş'i pusula gibi kullanabilir, bunu da
ultraviyole ışık dalgalarını kullanarak yaparlar. Ultraviyole ışık
dalgaları bulut örtüsü çok yoğun olmadıkça, bulutların içerisine
işleyebilecek özelliktedir. Bu nedenle işçi arılar Güneş'in yönünü
belirlemek için bu ışık dalgalarını kullanırlar. Güneş'ten yayılan doğal
ışık polarize olmuştur, yani ışık dalgalarının titreşiminin yönü, Güneş
gökyüzünde hareket ederken düzenli bir şekilde değişir. Bu polarizasyon
şekilleri insanlar tarafından görülemez, fakat arılar ve diğer birçok
canlı tarafından algılanabilir. Güneş'in görülmemesi ya da gökyüzünün
bulutlu olması bu canlılar için bir engel oluşturmaz. Arılar bulutlara
rağmen göğü bir bakıma parsellenmiş gibi düşünür ve Güneş'in o anda
olması gereken yerini hesaplayabilirler. Kuşkusuz bu özellik de,
Allah'ın üstün tasarımının örneklerinden biridir. Balarıları da bu
sayede yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
Kovandaki arıların, toplayıcı arıların yaptıkları dansı
izledikten sonra otomatik olarak uçuşa geçmedikleri de tespit
edilmiştir. Arılar dansta verilen bilgileri değerlendirmekte ve
harekete geçip geçmemeye karar vermektedirler.
Bu konuyla ilgili olarak yapılan bir deneyde arı kovanı
yakınlarındaki bir gölün ortasına bir kayık bırakılmış ve içine
besin koyulmuş. Bir süre sonra bu besin, arılar tarafından
farkedilmiştir. Arılar hemen gidip kovandaki arkadaşlarına besinin
yönünü ve yerini bildiren danslarını yapmışlar ama uzun süre
dansetmelerine rağmen kimse onlara itibar etmemiş ve kovandan
ayrılmamıştır. Daha sonra kayık kıyıya çekilmiş. Yine bazı arılar
besini bulup geri dönerek dansa başlamışlar, bu sefer arılar
kovandan ayrılarak kayığa doğru yönelmişlerdir. Bilim adamlarının
bu olaydan çıkardıkları sonuç şöyledir: Arılar çevreyi tanımakta ve
orada bir göl olduğunu bilmektedir. Gölde besin olmayacağı için de
arkadaşlarının dansını dikkate almamışlardır.
|
Arılar Yaptıkları Tarifte Tam İsabet Kaydederler
Arıların, dansçı arıyı seyretmelerinden bir süre sonra kovandan
ayrılarak hedefe yöneldiklerini söylemiştik. Ancak arılar, burada
gözardı edilmemesi gereken çok önemli bir sorunla karşı karşıyadırlar.
Arılara verilen tarifteki açıda, çıkış noktası olarak Güneş alınmıştır.
Ancak Güneş sabit bir cisim değildir. Bilindiği gibi Güneş her 4
dakikada 1 derece yer değiştirir. Arı eğer sürekli aynı açıyla yol
alacak olsa Güneş'in hareketi sebebiyle hedeflediği yere asla
varamayacaktır. Her 4 dakikalık yolda 1 derecelik bir hata yapacak, uzun
mesafelerde ise sapma telafi edilemez boyutlara ulaşacaktır.
Çok kısa mesafelerde, örneğin 200 metre mesafede bu bir problem
olmaz. Çünkü arının bir dakikada katettiği yol yaklaşık saatte 13
km=dakikada 216 metre kadardır.
Bu durumda akla, "ya hedef 4 dakikadan fazla bir uzaklıkta ise ne
olur?" sorusu gelecektir.
Arıların 10 km çapında bir alanda besin toplayabildiklerini
belirtmiştik. Arı 10 km yol katetmek için yaklaşık 45 dakika uçmak
zorundadır.83 Ancak Güneş 45 dakika içinde yaklaşık 11 derece yer
değiştirecektir. Eğer arı kovana haber veren arının, tarif ettiği açıyla
yol alsa Güneş yer değiştirdikçe yiyecek kaynağından uzaklaşacaktır.
Tabi burada hemen kovandan 10 km uzağa gitmiş olan arının dönerken yine
aynı şekilde Güneş'in konumuna göre besin kaynağının yerini aklında
tuttuğunu da belirtmekte fayda vardır. Üstelik bu arı yüklü olarak geri
döneceğinden sürati daha da azdır (9 km/saat).84 Dolayısıyla arı geri
dönene kadar Güneş 16.5 derece dönecektir. Bu durumda arının Güneş'e
göre yapacağı tarifin hatalı olması da ihtimal dahilindedir. Hem dans
eden arının yapacağı 16.5 derecelik hata hem de yola çıkanın 11
derecelik yanılgısı birbirine eklendiğinde arının 10 km.lik bir mesafede
yiyecek kaynağından 27.5 derece kadar uzak bir noktaya gitmesi söz
konusu olacaktır. Üstelik toplayıcı arı bu kadar uzağa gittiğinde eğer
yiyecek bulamazsa dönecek gücü de kalmayacaktır. Çünkü arılar gittikleri
yerden daha fazla besinle dönmek için kursaklarına sadece kendilerine
bildirilen uzaklıkta kullanacakları kadar bal alırlar. Bu bal bittiğinde
güçleri de tükenir ve nektara ulaşamadıysalar enerjileri kalmadığı için
geri dönemezler.
Ancak durum böyle olmaz. Milyonlarca yıldır arıların yaptıkları tüm
tarifler -Güneş'in dönmesine ve açısının değişmesine rağmen- diğer
arılar tarafından anlaşılmakta ve arılar besin kaynaklarına ulaşmakta
zorluk çekmemektedirler. Bu da bize arıların Güneş'e göre açı
hesaplaması yaparken yanılmadıklarını gösterir. Bu durumu matematiksel
olarak ifade etmek gerekirse arılar Güneş'in her 4 dakikada, 1 derece
kaydığını hesaba katmaktadırlar. Yaptıkları bu hesaplama sonucunda da
kaynağın yerini akıllarında doğru olarak tutabilmekte ve diğerlerine tam
olarak tarif etmektedirler. Güneş'e göre açı hesaplaması yapan diğer
arılar da bu tarifi anlamakta ve tarif edilen besin kaynağını
bulmaktadırlar.
Yukarıdaki paragraf dikkatli bir şekilde düşünerek tekrar okunduğunda
aslında arılarla ilgili olarak yapılan bu tarifte bir olağanüstülük
olduğu hemen anlaşılacaktır. Şu anda cümleleri her zamanki gibi
alışkanlıkla değil de teker teker, tarif edilenleri göz önüne getirmeye
çalışarak, akıl, mantık ve vicdan kullanarak düşünmekte fayda vardır.
Bugün Güneş'in kaç dakikada ne kadarlık bir açı değiştirdiğini bile
bilen insan sayısı azdır. Ama balarıları bunu çok iyi bildikleri gibi,
dakika hatta saniye şaşırmadan tam isabetli bir matematiksel hesap
yapmaktadırlar. Peki bir arı, konusunda uzman olmayan bir insanın bile
yapamayacağı böyle bir hesaplamayı kendi iradesiyle yapabilir mi?
Elbette yapamaz; bu yetenek arıya Allah tarafından verilmiştir. Aksini
iddia etmek aklın ve mantığın tüm kurallarını çiğnemek olur. Arıların
sözde "evrimsel bir süreç" içinde böyle bir hesaplamayı kendi
kendilerine öğrendiklerini iddia eden bir insan, arıların yine sözde
"evrimsel bir süreç" içinde yüzlerce yıl sonra günümüzün en tanınmış
matematik profesörlerinden daha iyi denklem çözebileceklerini de iddia
etmelidir. Peki bunu iddia eden bir insan olabilir mi? Tabii ki olamaz;
bunu iddia eden insanın akli yeteneklerinden şüphe etmek kaçınılmazdır.
Arılar Hesaplama Yapmayı Nereden Öğrenmişlerdir?
Buraya kadar anlatılanlarda da görüldüğü gibi arılar çok farklı
şekillerde hesaplamalar yapmakta ve bu hesaplamaları yaparken de Güneş'i
kullanmaktadırlar. Bir böceğin dünyanın ve Güneş'in hareketlerini ve
bunların sonuçlarını kendi kendine bilmesi ve buna göre hareket etmesi
hiçbir şekilde mümkün değildir. Arıların her seferinde bu hesaplamaları
tesadüfen tutturmaları da imkansızdır. Bütün bunlara rağmen -konuyla
ilgili tüm bilim adamlarının da hemfikir oldukları gibi- arılar bu
hesaplamayı hatasız bir şekilde milyonlarca yıldan beri yapmaktadırlar.
Bir insan kaybolduğunda -eğer bu konuda özel bir eğitim almamışsa-
yönünü bulabilmesi için pusula gibi aletlere ihtiyacı olacaktır. Bu
kişinin Güneş'in açısına göre bir hesaplama yaparak yönünü bulması ise
neredeyse imkansızdır. Oysa bir arı Güneş'in hareketine rağmen gördüğü
herhangi bir yeri hatasız bir şekilde kovandaki diğer arılara tarif
edebilir.
Arıların bu olağanüstü özellikleri nasıl ortaya çıkmıştır? Arılar bu
hesaplamayı yapmayı nasıl öğrenmişlerdir?
Bu soruların cevapları son derece önemlidir. Öncelikle arıların yön
tayin etme ve bunu başka arılara tarif edebilme yeteneklerine ilk ortaya
çıktıkları andan itibaren sahip olmaları gerekmektedir. Bu, arıların
beslenme ve barınma ihtiyaçlarını giderebilmeleri, dolayısıyla soylarını
devam ettirebilmeleri için mutlaka gerekli olan bir yetenektir.
Bu yeteneğin evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde
gerçekleşen çeşitli değişimlerle ortaya çıkması mümkün değildir. Nitekim
evrim teorisini savunan bilim adamları da arıların dans ile haberleşme
yeteneklerinin nasıl ortaya çıktığı sorusu karşısında oldukça zor
durumda kalmaktadırlar. Örneğin günümüzün tanınmış evrimcilerinden biri
olan Richard Dawkins, arı dansının evrimi ile ilgili olarak kendisine
sorulan soru karşısında açıkça "afallamış"tır. Dawkins'in arıların dansı
ile ilgili sorular karşısında vermeye çalıştığı cevap şöyledir:
"Bir fikir ileri sürmek durumunda… Belki de dans bir çeşit… Tahmin
etmek pek de zor değil… Bunun neden olduğunu kimse bilmiyor, ama bir
şekilde oluyor…
Modern arı dansının daha basit bir başlangıçtan evrimleşmesine dair
birtakım makul dereceli ara aşama bulduk. Size anlattığım hikaye gibi…
bu doğru bir hikaye olmayabilir. Ama buna benzer bir şey mutlaka
olmuştur."
Dawkins'in bu soru karşısında verdiği cevaptaki mantık bozukluğundan
da anlaşılacağı gibi arıların dansını tesadüflerle, ara açıklamalarla
ifade etmek ancak hayali bir hikaye olarak anlatılabilir.
Güneş'ten faydalanarak açı hesabı yapmak, tesadüfen elde edilecek bir
yetenek değildir. Ancak arıların dans etmeyi öğrenmeleri veya açı
hesaplayabilmeleri de yeterli değildir; bunun dışında bunları
diğerlerine tarif ettiklerinde onların da bunu anlayabilmeleri
gerekmektedir. Bunlar düşünüldüğünde "tesadüf" gibi bir ihtimalin akla
getirilmesinin bile son derece saçma olduğu hemen görülmektedir. Ne
kadar beklenirse beklensin bir canlıda böyle bir hesap yeteneğinin kendi
kendine oluşması kesinlikle mümkün değildir.
Arı, düşünme özelliği olmayan bir canlıdır. Buna rağmen baştan beri
belirttiğimiz gibi, yaptığı her hareket benzersiz bir aklın ve şuurun
varlığını gösterir.
ARILARIN GÖZLERİ
Arıların Güneş'ten faydalanabilme özelliklerini fark eden bilim
adamları yön tayinleri konusunda araştırmalar yapmaya başlamışlardır.
İlk olarak arıların göz yapısı incelenmiş ve gözlerinin bu
hesaplamaların yapılmasını sağlayacak bir tasarıma sahip olduğu
bulunmuştur.
Arıların çok özel bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde "ommatidia"
adı verilen, 6.900'er adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm
vardır. Bu bölümlerin her biri kendi başına bir göz gibi hareket eder.
Bunlar bir kutudaki kamışlar gibi biraraya toplanmışlardır. Ayrıca her
biri dışta küçük konveks ve şeffaf bir lensle biter.86 Bu lensler de
gözün cam gibi elips biçimindeki dış kabuğunu oluştururlar. Arıların
başlarının iki yanında bulunan birleşik gözlerinin dışında, kafalarının
üzerinde de 3 basit gözleri bulunur. Kafa üzerinde yer alan bölümlerin
ışığın şiddetinin ölçülmesi için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Arı
gözünün insan gözüne göre iki üstünlüğü vardır. Bunlar, ultraviyole
ışınlarını görme ve daha önce de belirtildiği gibi ışığın
polarizasyonunu ayrıştırmadır.
İşte bu özellikler, arıların Güneş'in yerini ve açısını tespit
etmelerini sağlayan özelliklerdir. Bu sayede arılar, Güneş ilerledikçe
kovanda diğer arılara yapacakları tarifin yönünde düzeltme yaparak
hedefin yönünü hatasız olarak belirleyebilirler.
ÇİÇEK İŞARETLEME YÖNTEMLERİ
Toplayıcı arı kovana geri dönmeden önce besin kaynağına özel bir koku
bulaştırır. Her işçi arının vücudunda istediği zaman kullanabileceği bir
koku kesesi vardır. Bu kese arının sırtında ve vücudunun arka tarafında
içeriye doğru katlanmış bir deri kıvrımından oluşur ve normal zamanlarda
dışarıdan görülmez. Arı istediği zaman bunu dışarı çıkarır ve kesenin
kokusu üzerinde bulunduğu çiçeğe ve çevreye yayılır. Bu koku Melisa
çiçeğinin kokusuna benzer ve insanlar tarafından da kolaylıkla
algılanabilir. Arılar ise kendi kovan arkadaşlarının kokularına karşı
fazlasıyla hassastırlar ve çok uzaklardan bu kokuyu duyabilirler.
Balarılarının çiçekleri işaretlemeleri sayesinde, diğer arılar bir
çiçeğin nektarının daha önce başka arılarca tüketildiğini konar konmaz
anlar ve hemen o çiçeği terk ederler. Bu sayede hem vakit, hem de enerji
kaybından kurtulurlar.
Çiçeklerin Döllenmesi ve Arılar
Çeşitli çiçeklerle dolu bir çayırda bal toplayan arılar bir müddet
izlenecek olursa ilginç bir durum dikkat çekecektir. Arılar her seferde
sadece tek bir çiçek cinsi arasında gidip gelirler. Bir çiçekten
diğerine uçarken başka cins çiçeklere dikkat bile etmezler.
Bazen günlerce aynı tür çiçekleri bu şekilde ziyaret eden arıların bu
davranışları hem kendileri hem de çiçekler açısından faydalıdır. Bu
durumu şöyle açıklayabiliriz. Bir çiçeğe ilk defa konan bir arı o
çiçeğin yapısını tanımadığı zaman ufak bir nektar damlasını bulmak için
çok uzun bir süre uğraşmak zorunda kalabilir. Arı ancak aynı çiçeğe
beşinci veya altıncı kere konduktan sonra sürat ve beceri kazanır ve
hedefine kolayca ulaştığı için zamandan kazanmaya başlar.
Bu durumun çiçekler açısından faydalı olan yönü ise, arıların tek
çiçek türünü tercih etmeleri sayesinde süratli ve güvenilir bir
döllenmenin sağlanıyor olmasıdır. Çünkü bir çiçeğin poleni başka
çiçekleri dölleyemez ve ancak arıların aynı çiçekler arasında yaptıkları
turlar sırasında çiçekler döllenmiş olur. Arılar aynı tür çiçekleri
bulmak için kokudan faydalanırlar.
Burada kısaca çiçeklerdeki döllenme olayının nasıl gerçekleştiğine
değinmekte fayda vardır. Bilindiği gibi arılar çiçekleri nektar ve polen
toplamak için ziyaret etmektedirler. Ancak arılar polen toplamaya
çalışırken, çiçekler için hayati önemi olan bir işlevi yerine getirir ve
onların döllenmelerine aracılık etmiş olurlar. Çiçeklerdeki döllenme
olayının gerçekleşebilmesi için çiçeğin dişi tohumunun erkek tohumlarla
(polenlerle) birleşmesi gerekir. Yani çiçeğin bir miktar poleni yapışkan
olan başçık üzerine gelerek buradan dişi tohumla birleşmelidir. Çiçekler
genel olarak erkek organlarındaki polenleri kendi başçıkları üzerine
kendileri ulaştıramazlar. Ancak böcekler sayesinde gerçekleşen birleşme
ile döllenme olur ve yeni çiçekleri oluşturacak tohumlar meydana gelir.
Görüldüğü gibi çiçekler ve arılar arasında çok önemli bir bağlantı
vardır. Her iki canlı da birbirlerini cezbedecek şekilde Allah
tarafından tasarlanmışlardır. Örneğin böcekler tarafından döllenmesi
gereken çiçekler, böcekleri kendilerine çekecek nektarları salgılarlar
ki gerçekte arıları çeken bu nektarlardır. Ayrıca çiçekler kokuları veya
canlı renkleriyle de böceklerin dikkatini çekerler.
Arılar ve çiçekler arasındaki bu ilişki insanlar açısından da son
derece önemlidir. Çünkü arıcılığın tarımsal önemi çok büyüktür. Birçok
meyve ağacı ve çiçek büyük ölçüde arılar aracılığı ile döllenir. Bu
nedenle kimi uzmanlar arıların bu konudaki desteğini, bal üretiminden
daha önemli bir katkı olarak değerlendirirler.
Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki, arılardan başka böcekler de
çiçekleri döllerler. Fakat arılar hem sayılarının çokluğu, hem
çalışkanlıkları ve hem de vücut yapılarının uygunluğu yüzünden poleni,
diğer böceklere oranla daha fazla miktarlarda taşırlar. Tarımın büyük
bölümü arıların yaptıkları tozlaşmaya bağlıdır. Böcekle tozlaşmanın %
80'i balarılarının görevidir. Bu tozlaşma olmasa, meyve ve sebze
üretiminden elde edilen verimde önemli bir düşüş kaydedilirdi.
Çiçekler ve Arılar Arasındaki Uyum
Çiçeklerin döllenmesinde son derece önemli bir role sahip olan
arıların dölleyemedikleri çiçekler de vardır. Örneğin arılar kırmızıyı
algılayamadıkları için bu renge sahip olan çiçekleri dölleyemezler.
Defne, kırmızı karanfil, yabani keten gibi içinde başka renk
barındırmayan kırmızı renkli bazı bitkiler başka böcekler tarafından
döllenirler. Bu çiçek türlerinin renklerinin dışında arılar tarafından
döllenmelerini engelleyen başka bir ilginç özellikleri daha vardır. Bu
çiçeklerin nektarları çiçeğin oldukça derinlerindeki bölgelerde bulunur.
Bu çiçekleri döllemek isteyen böceklerin çiçeğin iç kısımlarındaki bu
bölgeye ulaşabilmeleri için özel organlara sahip olması gerekmektedir.
Böceklerin aynı zamanda kırmızı rengi algılamaları gerektiği de
unutulmamalıdır. Yani bu bitkileri dölleyecek böceklerin her iki
özelliğe de aynı anda sahip olması gerekmektedir; çiçeklerin
derinliklerine ulaşacak özel bir organ ve kırmızıyı görebilecekleri
gözler. Gerçekten de doğada kırmızıyı renk olarak algılayan sadece iki
böcek türü vardır: Eşek arıları ve gündüz kelebekleri ve üstelik bu
böceklerin her ikisinin de derinlerdeki nektarlara ulaşabilecekleri uzun
hortumları vardır.
Böyle bir uyumu tesadüflerle açıklamaya
çalışmak elbette ki anlamsız olacaktır. Hiçbir tesadüf iki farklı
türdeki canlıya, birbirlerine tam uyumlu olacak şekilde fiziksel
özellikler kazandıramaz.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ
SAYFADA

|