Arıların Polen Sepetleri
Arıların
arka bacaklarının dış tarafı çok hafif bir çukur oluşturacak şekilde
bir tasarıma sahiptir. Vücutlarının bu bölümü adeta polenleri taşımaya
yarayan bir kaşık gibidir. Ayrıca bacaklarının çevresinde uzun tüyler
vardır. Bu bölüme "polen kesesi" adı verilir. Arıların karınlarının
alt tarafı ise tamamen yumuşak tüylerle kaplanmıştır. Çiçekten polen
toplarken bunların üzerine de çiçek tozları yapışır. İşçi arıların
bacaklarındaki fırçayı andıran tüyler ise karınlarının altına yapışan
çiçek tozlarını fırçalayarak, bunları polen keselerinde
biriktirebilmelerine yarar.
Besin toplayıcılığı yapma zamanı gelen bir balarısı, uçuşa çıkmadan
önce enerji kazanabilmek için kursağını bir miktar bal ile doldurur.
Bundan başka topladığı polenleri sepete yerleştirmek için de
kursağındaki bu baldan kullanır. Polen toplayan arı çiçeğin erkek
organı üstüne konduğunda, burada bulunan polenleri çenelerini ve ön
ayaklarını kullanarak kazır ve onları yapışkan hale getirmek için de
kursağındaki bal ile ıslatır. Arı bu işleri yaparken polenlerin bir
kısmı da vücudundaki kılların arasına bulaşır. Bu nedenle arının
görüntüsü kimi zaman una bulanmış gibi olur.
Polenleri, polen kesesine fırçalama işini -bu işlem süpürme olarak
da tanımlanabilir- arı uçarken yapar. Bir çiçekten başka bir çiçeğe
doğru uçarken bir yandan da arka bacağında bulunan fırçasıyla vücuduna
ve arka bacağına yapışmış olan polenleri biraraya toplar. Sonra aynı
işlemi diğer bacağıyla da yapar. Yani arı bir sağ bir sol ayağını
kullanarak polenleri toplar ve bacağının dış tarafında bulunan
sepetçiğe doğru iter. Bu şekilde polenler birikir. Arı bu işlemi
sepetçik doluncaya kadar devam ettirir. En sonunda burada irice ve
yoğun bir çiçek tozu topağı oluşur, artık arının polen kesesi
dolmuştur. Polenlerin düşmemesi için de arı, ara sıra bacağıyla
sepetçiğin dış tarafından vurarak, polenleri sepete iyice yerleştirir
ve kovana doğru yola çıkar. Kovana vardığında ise polenleri, özel
olarak ayrılmış olan polen hücrelerinden birine yerleştirecektir.
Arılar arka ayaklarındaki özel sistemleri kullanarak polen taşırlar.
1-Arı polen fırçasını kullanarak
taraklarda birikmiş olan polenleri kazır ve bir bölgede depolar.
2-Polenler daha sonra sepetin içine
doğru itilir.
3-Son olarak toplanan polen arının
ağzından çıkan bir miktar bal ile nemlendirilerek, yapışkan bir
top haline getirilir ve sepete konur. |
Pek çok böcek çiçeklerden polen taşır ama hiçbiri arılar kadar verimli
sonuç alamaz. Bunun en önemli nedeni arıların polen toplamaya son
derece elverişli olan vücut yapılarıdır. Polen toplama işi yoğun bir
çalışma gerektirir, çünkü arının uzun süre çalışıp toplayarak kovana
taşıdığı polen paketi ancak bir çifttir. Oysa tek bir petek gözünün
polenle dolması için ortalama 20 çift polen paketine gereksinim
vardır. Bu da arıların hiç durmadan hareket halinde olması demektir.
Arılar çiçeklerden iki ayrı madde toplar. Bu iki maddenin hem
içerikleri, hem toplanış biçimleri, hem de kullanım alanları
birbirinden çok farklıdır. Çiçeklerdeki nektarı toplayabilmek için de
arılar polen taşımak için kullandıklarından daha farklı bir sisteme
ihtiyaç duyar. Çünkü çiçeklerin yapılarına göre nektarların bulunduğu
yer de değişiklik gösterir. Bazı çiçeklerin nektarları çiçek
yapraklarının üzerinde serbestçe görülecek şekildedir ve bu bölgeye
böcekler kolayca ulaşabilir. Ancak bazı çiçek türlerinin nektarları
ulaşılması daha zor olan, çiçeğin boru şeklinde uzayan dip tarafında
bulunur. Bu yüzden böceklerin daha diplere inmesi ve nektarı çiçeğin o
bölümünden çıkarması gerekir.
 |
Arılar özel ağız
yapıları, tüylü vücutları ve polen keseleri sayesinde diğer
böceklerden çok daha verimli bir şekilde polen toplar.
Resimlerde polen ile keselerini
doldurmuş arılar görülmektedir. |
 |
|
Bu durum pek çok böcek için sorun yaratırken arılar için bir
problem oluşturmaz, çünkü arıların derinlerdeki bal özüne ulaşmalarını
sağlayan boru biçiminde "proboscis" adı verilen bir organları vardır.
Proboscis arının çiçeklerden kolay nektar toplamasını sağlar. Bundan
başka bal ve su gibi maddeleri de bu organları ile toplar. Uzun bir
burun olarak nitelendirilebilecek olan proboscis, arılar arasındaki
besin değişiminde de rol oynar. Bu organ aynı zamanda kraliçe arının
salgısının yalanmasında ve diğer arılara aktarılmasında da kullanılır.
İşçi arılar proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda, ağızlarının
alt bölümünde bulunan boşlukta, z harfi görünümünde olacak şekilde
içeri doğru katlarlar. Nektar, polen ya da su toplamak istediklerinde
ise tekrar açarlar.
Arı bir çiçeğe konunca nektar damlacıkları önce emme hortumundan
sonra da yemek borusundan geçerek "bal midesi" adı verilen bölüme
akar. Arılar taşıyabilecekleri kadar bal özünü buraya doldurur ve
kovana döner. Bu arada balarılarının yaklaşık 50 mm3'lük bir
kapasitesi olan bal keselerini tamamen nektarla doldurabilmeleri için
100 ile 150 arasında çiçeği ziyaret etmeleri gereklidir.
| Arılar
kusursuz vücut tasarımları sayesinde, diğer böceklerin
ulaşamayacağı kadar derinlerde bulunan nektarları dahi
çiçeklerden kolaylıkla toplar. |
 |
|
 |
Bir işçi arının proboscis'i (burnu),
arının türüne göre 5.3-7.2 mm uzunluğunda olabilir. Bazı
çiçeklerin nektarları diğerlerine oranla daha derinlerde
bulunur. Bu nedenle arıların bu gibi çiçeklerin
tabanlarından nektar çekebilmeleri için uygun özelliklere
sahip olan uzun burun yapıları büyük bir avantajdır. Sol
üstü çizim resimlerde arı proboscis'inin açık ve kapalı hali
görülmektedir. Yandaki şekilde de görüldüğü gibi arılar
proboscislerini kullanmadıkları zamanlarda "z" şeklinde
içeri doğru katlarlar.
|
|
Arılar arasındaki iş bölümü nektar
toplanması ve yerleştirilmesi işlerinde de açıkça görülmektedir. Şöyle
ki nektar yüküyle dönen toplayıcı arı bunu hücrelere yerleştirmekle
uğraşarak hiç vakit kaybetmez. Bunun yerine bu işle görevlendirilmiş
olan arılara nektarı ağız yoluyla aktarır. Midesinde kendisine enerji
verecek kadar bal bırakır ve hemen besin kaynağına doğru uçar.
Kendisine nektar aktarılan görevli de duruma göre nektarı başka
arılara verebilir veya depolayabilir. Bu işlem kovandaki arıların o
andaki gıda ihtiyacına bağlıdır.
Diğer Görevler...
Balarıları besin toplamaya başladıktan ve yetişkin bir arı olduktan
sonra her işi yapabilir. Bunun için sadece arıların 3 haftalık olması
yeterlidir.
Daha önce arıların büyüme dönemleri boyunca vücutlarında çeşitli
değişikliklerin meydana geldiğinden ve bu değişikliklerle doğru
orantılı olarak kovan içindeki görevlerinin değiştiğinden
bahsetmiştik. Arıların vücutlarında dönem dönem gerçekleşen bu
değişiklikler geri dönülmez değişiklikler değildir. Kovandaki
ihtiyaçlar doğrultusunda arıların organları eski fonksiyonlarını
tekrar kazanabilir. Örneğin bir saldırı ya da bir yangın sonucunda
kovanda herhangi bir tahribat meydana geldiğinde, bunu telafi etmek
için artık balmumu üretmeyen yetişkinler birdenbire balmumu üretmeye
başlayabilir. Benzer şekilde, larvaların beslenmesinde bir aksaklık
ihtimali belirirse bu defa dadılık yapan arıların dışında da, dadı
bezleri faaliyete geçen arılar olabilir. Bundan başka bal stoğu
yetersiz olduğunda da daha fazla arı nektar toplamaya çıkabilir veya
kovanın acil olarak serinletilmesi gerekiyorsa diğer arılar o sırada
yaptıkları işleri bırakıp, hemen bu işe yönelebilir. Kovan büyük bir
saldırıya uğradığında arıların çoğu savunmaya katılır, yüzlerce işçi
arı kovan girişine birikir ve saldırı hep birlikte geri püskürtülür.
Kısacası her arı o anda kovanda ne gibi ihtiyaçların ortaya çıktığını
ve buna bağlı olarak nerede, nasıl davranması gerektiğini çok iyi
bilir. Şimdiye kadar ele alınan konularda da görüldüğü gibi arıların
tüm hareketlerine bir "bilinç" hakimdir. Arılar üstlerine düşen
görevleri son derece başarılı bir şekilde yerine getirmektedir.
Bu bilgiler doğrultusunda düşünüldüğünde çok önemli bir sonuç
ortaya çıkmaktadır. Arıların her türlü özelliklerini (hem davranışsal,
hem de fiziksel olarak) kendi iradeleri ile ya da tesadüfen kazandıklarını iddia etmek akla, mantığa ve bilime uymayan bir iddiadır. Arıların tümünün aynı dönemlerde aynı şekilde hareket etmesi, kovandaki
düzenin arılar ilk ortaya çıktığından beri hiç değişmeden devam etmesi gibi detaylar arıları yöneten aklın açık göstergelerindendir. Arıların sahip oldukları bilgilerin tümü bu canlılara üstün bir akıl sahibi
tarafından verilmektedir. Arılara neler yapmaları gerektiğini, hangi dönemde ne gibi görevlerde bulunacaklarını ilham eden bu aklın sahibi, herşeyi bir düzen içinde yaratandır.
Kovandaki Isının Ayarlanması
Bazı canlılar yaşadıkları ortamın sıcaklığını dengede tutabilmek
için kendi vücut ısılarını kullanırlar. Vücut sıcaklıklarıyla bu
ayarlamayı yapabilenler memeli hayvanlar ve kuşlardır. Diğer pek çok
canlının (kertenkele, yılan, kurbağa, balık, salyangoz, solucan,
ıstakoz, böcek vs.) vücut ısıları ise yaşadıkları bölgenin ısısına
göre değişiklik gösterir.
Bu bilgiler göz önüne alındığında arı kovanlarındaki 35°C'lik
değişmeyen ısı son derece dikkat çekicidir. Çünkü arılar da vücut
sıcaklıklarında değişiklik yapamayan canlılardandır. Bu nedenle kovan
içindeki sıcaklığı vücut sıcaklıkları ile dengeleyemezler. Ancak
hareket etmelerinin sonucunda ortaya çıkan ısı ile kovandaki ısı
dengesini sağlarlar.İşçi arıların kovan içindeki en önemli
görevlerinden biri de kovandaki ısının ayarlanmasıdır. Balarıları,
bulundukları ortam (ağaç kovuğu, kaya arası vs.) ve dışarının ısısı ne
olursa olsun kovandaki ısıyı her zaman kontrolleri altında tutarlar.
Bahar sonundan sonbahara kadar kovan ısısı 34.5°C-35.5°C arasında
korunur. Balarıları ısı değişikliklerinden etkilenen canlılardır.
Balmumu üretimleri, balın oluşumu gibi işlemlerin tümü belirli bir
sıcaklıkta gerçekleştirilir. Kovandaki ısı değişikliğinden en çok
etkilenenlerse yavru arılardır. Bu nedenle kuluçka odalarının
sıcaklığına özellikle çok dikkat edilir. Gün içinde gerçekleşen
sıcaklık değişikliklerine göre arılar kovan ısısını korumak için
çeşitli çalışmalar yaparlar. Örneğin havanın daha soğuk olduğu sabahın
erken saatlerinde işçiler petek çevresinde kümelenir ve vücut
sıcaklıkları ile yumurtaları ısıtırlar. Gün ilerledikçe ve hava
ısınmaya başladıkça arılar tarafından örülen küme yavaş yavaş dağılır.
Eğer sıcaklık artmaya devam ederse işçilerin bir bölümü ısıyı düşürmek
için kanatlarını yelpaze gibi sallamaya başlar. Hava akımını kovanın
girişine ve peteklerin üzerine doğru yönlendirerek kovan ısısını
düşürmeye çalışırlar.
Çok sıcak günlerde ise arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi
kullanırlar. Yiyecek toplayan arılar kovan ısısı çok yükseldiğinde
polen veya nektar yerine kovana, yakındaki su kaynaklarından aldıkları
su damlalarını getirir ve bunları kuluçka hücrelerinin üzerine
serperler.Daha sonra kanatlarıyla hava akımı oluşturarak bu
damlaların içerisindeki suyu buharlaştırırlar. Bu soğutma sistemiyle
kovanın ısısı kısa sürede eski haline döner.Bu konuyla ilgili
olarak yapılan bir deneyde, sıcaklığın 50 °C'ye yükseldiği bir günde
kovan tam güneşin altına konulmuş, arıların yakındaki bir su
kaynağından sürekli su taşıyarak kovan içi sıcaklığını yaklaşık 35 °C'de
sabit tuttukları gözlenmiştir.
 |
Kovandaki ısı dengesi
arıların uyguladıkları değişik yöntemler ile sağlanır. Kovan
ısısının artması durumunda arıların kanatlarını kullanarak
yaptıkları havalandırma ile ısının düşürülmesi bunlardan bir
tanesidir.
|
 |
|
Arılar kış aylarında ısınmak için de yazın kovanı soğuturken
kullandıklarına benzer bir yöntem kullanırlar. Kovan ısısı düştüğünde
arılar önce sıkıca birbirlerine kümelenirler. Kalınlığı soğuğun
şiddetine göre 2.5 cm ile 7.5 cm arasında olan bu arı kümesi, bir
kabuk gibi peteği kaplar. Ana kümeye dahil olmayan arılar iç
taraftadır, birbirlerine yakın olmalarına rağmen dışarıdakiler kadar
sıkışık değildirler. Bu arılar sürekli hareket ederek dışarıdaki
arılar için ısı açığa çıkarırlar. (Her bir arının 10 °C sıcaklıkta,
dakikada 0.1 kalori ısı üretebildiği bilinmektedir.) Arılar daha çok
ısı elde etmek için daha fazla hareket ederler. Dışarıdakiler ise
büzülerek vücutlarının soğuğa daha az temas etmesini sağlarlar.
Kümenin dışında yer alan arıların karınlarına depoladıkları besin bir
süre sonra biter. Bunun üzerine iç kısımdaki arılarla diğerleri
arasında yer değişimi yaşanır. Arılar arasındaki bu değişim, gerekli
olan sıcaklık elde edilene kadar devam eder.40 Arılar bu yöntemi
kullanarak hava sıcaklığı -30 °C'ye düştüğünde bile kovan ısısını
yaklaşık olarak 35 °C'de tutabilmektedirler.
Şu ana kadar anlaşıldığı gibi, kovan ısısının ayarlanmasında
arıların kullandıkları çözümler son derece etkili ve pratiktir. Burada
üzerinde düşünülmesi gereken nokta, arıların bu çözümleri nasıl
keşfettikleri ve kovanın ısısını nasıl doğru olarak tespit ettikleri
konusudur. Bir böceğin sıcaklık konusunda bu kadar hassas ölçümler
yapabilmesi son derece şaşırtıcıdır.
Öncelikle sıcaklık ölçümü yapabilmesi için arının vücudunda bir ısı
ölçerin bulunması şarttır. Bu durumda termometre hassaslığındaki bu
organın arının vücudunda nasıl oluştuğu sorusunun cevabının verilmesi
gerekecektir. Arılar bu sisteme tesadüfen sahip olamayacaklarına ve
kovan ısısının kaç derecede olacağını, ısının nasıl korunacağını
tesadüfen keşfedemeyeceklerine göre bütün bunları arılarda var eden
bir güç vardır.
Arıların bütün bunları kendi kendilerine yapmaları imkansızdır.
Arılardaki ısı ölçüm sisteminin tasarımı ve bunun vücutlarına
yerleştirilmesi, kovanı ne zaman ve nasıl ısıtıp soğutacakları gibi
bilgilere arılar kendiliklerinden ulaşmış olamazlar.
BÖCEKLERİN VERİMLİ UÇUŞLARI
Evrimci bir çizgiye sahip olan "New Scientist" Dergisi'nde
yayınlanan 12 Ekim 1996 tarihli bir yazıda böceklerin uçuşlarının
dikkate değer bir şekilde etkisiz ve verimli olmayan uçuşlar olduğu ve
sarfettikleri enerjinin sadece %6'sını mekanik enerjiye
dönüştürdükleri ifade ediliyordu. Enerjinin geri kalanının ise ısı
olarak kaybolduğu iddia ediliyordu.
Bunun üzerine Arizona State Üniversitesi'nden Jon Harrison ve ekibi
aynı konuda araştırmalar yaptılar. Buldukları sonuçlar son derece
şaşırtıcıydı. Böceklerin uçuşlarındaki düşük verimin aslında son
derece önemli nedenleri vardır. Bu araştırmanın sonuçları Science
Dergisi'nde (1996, vol. 274, s.88) yayınlandı. Bu deneylerde bir arı
kovanının bulunduğu yerdeki çevre ısısı değiştirilerek, arıların vücut
ısıları, kanat çırpma ve metabolizma hızları ölçüldü. Isı 20 dereceden
40 dereceye yükseldikçe arıların kanat çırpma frekansı %16,
metabolizma hızları ise %50 azaldı ve göğüs ısısı da buna bağlı olarak
sabit kaldı. Arıların düşüş gösteren kanat çırpma frekansları uçuşta
bir sorun yaşanmasına neden olmadı. Bütün bunların sonucunda ısı
yükseldikçe arının uçuşunun daha etkili ve verimli bir hale geldiği
anlaşılmış oldu. Neticede arıların kaslarının sıcak olan günlerde daha
çok verimli olduğu ortaya çıktı.
Bunun üzerine Harrison, arıların uçuşlarının soğuk havalarda neden
daha az verimli olduğu konusunu araştırdı. Etkisiz ve verimli olmayan
uçuşlarda açığa çıkan ısının arıları soğuk günlerde sıcak tutmaya
yardımcı olduğu sonucuna vardı. Bu, kovanın ısı düzeninde çok önemli
bir yer tutmaktaydı. Yapılan bu detaylı araştırmalar sonucunda ortaya
çıkan sonuç arıların kanat kaslarının iki önemli görevi olduğuydu.
Bunlardan biri arıların uçmalarını sağlamak, diğeri ise ihtiyaçları
olan ısıyı oluşturmaktı. Kanatlardaki bu tasarım sayesinde arı, çevre
koşullarına göre hem uçuş etkiliğini hem de ısı üretimini ihtiyacı
doğrultusunda değiştirebiliyordu.
Bu örnekte görüldüğü gibi, bilim adamları doğadaki bir canlı
üzerinde araştırma yaparken o canlıda tesadüfi oluşumlar, hatalı
tasarımlar ararlarsa, doğru bir sonuca ulaşamazlar. Bunları ararken
de çok büyük bir zaman kaybına uğrarlar. Oysa bugün kesin olarak
görmekteyiz ki, doğada kusursuz tasarımlar vardır. Tüm canlılar, tam
ihtiyaçları olan özelliklere sahiptirler. Kuşkusuz bu noktada
karşımıza çıkan Allah'ın sonsuz kudreti ve ilmiyle doğadaki tüm
canlıları kusursuzca var ettiğidir. İşte insanlar bu bakış açısıyla
araştırma yaptıklarında, yani kusursuzluğu araştırdıklarında, çok
daha çabuk sonuca ulaşabilir, doğadaki üstün yaratılış sanatına çok
daha yakından şahit olabilirler.
İşçi Arıların Ölümü
Koloninin tüm yükü üzerlerinde bulunan işçi arılar, doğdukları
andan itibaren hiç durmadan çalışırlar. Bu yoğun tempo nedeniyle
kovandan çıkıp yiyecek toplamaya başladıktan sonra ancak 3-4 hafta
kadar yaşayabilirler.
İşçi arının ölümüne yol açan nedenlerden
en önemlisi yiyecek arama işidir. Bu zor işin sonucunda arının
beslenme ve balmumu bezleri zarar görür. Ayrıca işçi arı tüylerini
kaybeder ve sonunda (toplam olarak yaptığı yaklaşık 800 km.lik bir
uçuştan sonra) uçma kasları da tükenir. İşçi arılar genellikle
kovandan uzakta ve görev başında iken ölürler.
Sonbaharda yumurtalardan çıkacak yeni bireyler koloninin bakımını
üstleneceklerdir. Bu arıların doğumu kışa denk geldiği için kovan
dışına çıkmaz ve kendilerinden önceki arıların depoladıkları
yiyecekler ile beslenirler.
Koloniyi oluşturan arıların ömürleri kısa olsa da koloniler oldukça
uzun süre hayatta kalır. Öyle ki aynı koloni (orman yangını ve
kuraklık gibi olağanüstü durumlar hariç) 20 yıl ve bazen daha da fazla
süreyle varlığını koruyabilir.
 |
Resimde polen sepetleri dolu
olarak kovana dönen işçi arılar görülmektedir. Arıların
hayatlarının son dönemlerindeki görevleri olan polen taşıma
son derece yorucu bir iştir. Bu görevleri sırasında işçi
arıların bezleri zarar görür ve bir süre sonra ölürler. |
|
Arılar Bir Anda Ortaya Çıkmışlardır
Arıların yaşamı incelenirken özellikle dikkat edilmesi gereken
nokta, kovandaki tüm işlerin sayıları ortalama 40 ila 80 bin arasında
değişen arılar tarafından yapılması ve bu sayıya rağmen kovanda en
ufak bir karışıklığın ve düzensizliğin yaşanmamasıdır. Kalabalığa
rağmen ne larvalar aç kalır, ne savunma aksatılır, ne de kraliçeye
hizmet geciktirilir. Arılar hayatlarının her aşamasında son derece
akılcı davranıp, üstlendikleri her işi en başarılı şekilde
tamamlarlar.
National Geographic Society tarafından yayınlanan The Marvels of
Animal Behaviour adlı kitapta işçi arıların faaliyetleri şöyle
anlatılır:
İşçi arıların hareketleri son derece
tutarlıdır ve amaçsız bir şekilde hareket etmezler. Örneğin, bir arı
yeni yumurtalar için hücreler hazırlarken, diğeri kraliçeye hizmet
için petekler arasında dolaşır, bir üçüncüsü bal toplar, bir başkası
ise kovan kapısında nöbet tutar. Her işçi kesin olarak neyi nasıl
yapacağını bilir, kusursuz bir disiplinle hareket eder.
Daha önceki bölümlerde de değindiğimiz gibi işçi arılar, kovandaki
işleri gerçekleştirmek için kimi zaman özel sıvılar, kimi zamansa o iş
için tasarlanmış organlar kullanırlar. Bir arının yaşamını devam
ettirebilmesi için şu anda sahip olduğu özelliklerin tümünün aynı anda
var olması zorunludur. Kovanı savunmak için gerekli olan zehirli
iğneler, nektarı çiçeklerden toplamak için kullandıkları uzun dil,
çiçek tozlarının vücutlarına yapışmasını sağlayan tüyler, bacaklarına
monte edilmiş fırça benzeri tüyler ve daha pek çok yapı, arılar ilk
ortaya çıktıklarından beri mevcuttur. Bundan başka arılarda
evrimcilerin içgüdü olarak nitelendirdikleri davranışların da ilk
ortaya çıktıkları anda var olması gereklidir. Bir arı, larvaları nasıl
besleyeceğini, kraliçeye nasıl bir ihtimam göstermesi gerektiğini,
petekleri hangi açı ile yaparsa balın rahatlıkla depolanabileceğini,
balmumundan nasıl tasarruf yapacağını, kovanı nasıl koruyacağını,
propolisi nasıl toplayacağını, yiyeceğin yerini diğerlerine nasıl
bildireceğini doğduğu anda bilmek zorundadır. Kısacası arıların sahip
oldukları tüm yeteneklerin ilk ortaya çıktıkları anda var olması
gereklidir.
Arıları arı yapan özelliklerden tek bir tanesinin olmaması
durumunda bile ortaya aksaklıklar çıkacak ve bu canlılar yaşamlarını
sürdüremeyeceklerdir. Bütün bunlar bize arıların, evrimcilerin iddia
ettikleri gibi, zaman içinde gerçekleşen gelişimlerle ortaya
çıkmadıklarını gösterir. Arılar, vücutlarındaki sistemlerden sadece
birinin eksikliği halinde bile hayatlarını sürdüremezler. Örneğin,
iğneleri olmasa kendilerini savunamaz, bacaklarının arkasındaki polen
sepetleri olmasa kovana besin taşıyamaz, dilleri kısa olsa nektara
ulaşamaz, balmumu salgılamasa petek öremez. Larva bakımını ve petek
örmeyi bilmese neslini devam ettiremez. Zehir bezleri gelişse ama
kovanı korumayı bilmese bir işe yaramaz. Kısacası, arıların tüm vücut
sistemlerinin ve tüm yeteneklerinin aynı anda ve eksiksiz bir şekilde
ortaya çıkması gereklidir. Böyle bir şeyin tesadüfen oluşması ise
imkansızdır.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ
SAYFADA

|