Pupa Dönemi
İşçi arıların
üzerine mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte larva, pupa
dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin içinde 12 gün boyunca
kalır.Bu süre içinde hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez.
Oysa hücrenin içindeki pupa sürekli büyüme halindedir. Arı yumurtası
kraliçe arı tarafından hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra hücrenin
kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar.
Bundan sonra pupanın dış yüzeyi ölü bir kabuk olarak hücrede kalır.
Pupadan çıkan balarısı yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne bu hücrenin
içinde geçirdiği gelişim evrelerinin sonucunda başlar.Balarısı
hücreden ne larvaya ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir canlı olarak
çıkar. Balarısının, son aşamanın tamamlanması ile birlikte, yaşamını
devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı sistemlerde hiçbir eksik olmadan
pupadan çıkması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın, yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur.
Örneğin uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları, yapacağı
işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına karşı kullandığı iğnesi,
salgı bezleri, balmumu üretmesini sağlayacak sistemi, üreme sistemi,
polen toplamaya yarayan tüyleri kısacası bütün vücut sistemleri eksiksiz
olarak arının pupa evresini geçirdiği kozanın içinde gelişir.
 |
Bir arının tüm fiziksel özellikleri,
pupa evresindeki kapalı mekanın içinde oluşur. Pupadan çıkan
bir arının kanatları, gözleri kısacası tüm vücut sistemi dış
dünyadaki yaşamı için hazırdır.
|
 |
|
Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya dönüştüğünü sorular
sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının pupa dönemindeki büyüme
evreleri ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır? Bu süreci belirleyen
kimdir ya da nedir? Arının kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri
gibi tesadüfler midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç müdür?
Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın içindeki canlının
dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek kendinde gerekli değişimleri
oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır. Kendi kendine gelişen
tesadüflerle bir canlıdaki göz, sindirim sistemi, enzim, hormon gibi
yapıların oluşması kesinlikle mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan
herhangi bir müdahalenin yapılması ise söz konusu bile değildir.
 |
Her balarısı, bulunduğu hücrenin
içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar. Ne
tesadüfler ne de arının kendisi böyle bir oluşumu
gerçekleştiremez.
|
|
 |
Hücresinin kapağını açarak dışarı
çıkan bir arının tüyleri ilk anlarda ıslaktır.
Bir süre sonra bu tüyler
kurur ve arı kovan içindeki görevlerini yerine getirmeye
başlar. |
 |
|
Pupa evresinde arının her organının
eksiksiz bir şekilde, tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını
sağlayan ne tesadüfler ne de arının kendisidir.
İŞ BÖLÜMÜ VE KOVAN DÜZENİ
Bir kovanda sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen arı yaşar.
Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına rağmen aralarındaki kusursuz
iş bölümü ve disiplin sayesinde, kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz
ve kovan içinde hiçbir kargaşa da yaşanmaz.
Arılar arasındaki düzen son derece dikkat çekicidir. Bu nedenle bilim
adamları kovandaki düzenin nasıl sağlandığı, iş bölümünün neye göre
belirlendiği, bu kadar kalabalık bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla
birlikte hareket ettiği gibi sorulardan yola çıkarak arılar üzerinde çok
detaylı araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri sonuçlar
araştırmacılar açısından son derece düşündürücü olmuştur. Özellikle
canlıların tesadüfen ortaya çıktığını iddia eden evrim savunucuları bu
sonuçlar üzerine teorilerinin içine düştüğü çelişkileri sorgulamak
zorunda kalmışlardır.
Evrim teorisinin temel iddialarından olan "yaşam mücadelesi" kavramı
evrimciler tarafından sorgulanan çelişkilerden sadece bir tanesidir.
Evrimcilere göre doğadaki her canlı kendi çıkarlarını korumak için
savaşır. Ayrıca bu çarpık anlayışa göre bir canlının, yavrularına bakma
sebebi de neslini devam ettirme isteğinden, yani içgüdüsünden başka bir
şey değildir. Zaten evrimcilere göre açıklayamadıkları tüm canlı
davranışlarının sebebi "içgüdü"lerdir. Bu içgüdülerin nasıl ortaya
çıktığı sorusunun mantıklı bir cevabı ise evrimciler tarafından
verilememektedir.
Evrimciler
içgüdünün doğal seleksiyon denen evrim mekanizması ile kazanılmış bir
özellik olduğunu iddia ederler. Doğal seleksiyon, "bir canlı için
faydalı olan her türlü değişimin diğerlerinin arasından seçilerek o
canlıda kalıcı hale gelmesi ve bu şekilde bir sonraki nesle aktarılması"
anlamına gelmektedir. Ancak dikkat edilirse burada kastedilen seçimin
yapılması için bir bilinç ve bir karar mekanizması gerekmektedir. Yani
bir canlının önce bir davranışta bulunması, ardından bu davranışın
kendisine uzun vadede çok ciddi yararlar sağlayacağını tespit etmesi ve
ardından da yine bilinçli bir kararla bu davranışı sürekli hale
getirerek "içgüdüleştirmesi" gerekmektedir. Ancak kuşkusuz böyle bir
karar mekanizması doğadaki canlılardan hiçbirine ait olamaz. Değil
kendileri için yarar getirecek olan bir davranışı seçip sürdürmeleri,
onların kendi içinde bulundukları durumdan dahi haberleri yoktur.
Örneğin bu içgüdü konusunu bir önceki bölümde incelediğimiz koza örme
örneği üzerinde düşünelim. Söz ettiğimiz gibi, belirli bir vakit
geldiğinde işçi arılar peteğin tepesini kapatırken, larva da kendi
etrafına kozasını örmektedir. Ve Afrika'da yaşayan da, Avustralya'da
hayatını sürdüren de olsa tüm balarıları, milyonlarca yıldır aynı işlemi
yerine getirmektedirler. Yani bu, tüm balarılarının sahip olduğu bir
içgüdüdür. Peki ama arı larvaları ve işçi arılar, larvalar için en uygun
gelişme ortamının kozanın içi olacağını nasıl tespit etmişlerdir?
Bunları kendi hesaplamaları ve seçimleri ile yapmaları mümkün müdür?
İşte bu noktada evrimcilerin kendi içlerinde büyük bir çelişkiye
düştükleri açığa çıkmaktadır. Çünkü iddia ettikleri gibi bir seçimi
ancak üstün bir güç sahibi yapabilir; ancak bilinçli bir varlık bu
canlılara tam ihtiyaçları olan özellikleri ve içgüdüsel davranışları
verebilir. Bunu kabul etmekse bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmek
demektir. Yani, doğadaki kusursuz tasarım Allah'a aittir ve canlıların
"içgüdü" olarak tanımlanan tüm davranış biçimleri Allah'ın onlara
ilhamıdır. Evrimciler de aslında bu gerçeğin farkındadırlar. Arı gibi
küçük ve bilinçsiz bir canlının bu olağanüstü yeteneklere kendi
iradesiyle sahip olamayacağını onlar da bilirler. Ama evrimciler
Allah'ın üstün gücünü gördükleri, kendi iddialarının imkansızlığının da
farkına vardıkları halde teorilerini savunmaktan vazgeçmezler.
EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI
Bilim adamları, doğadaki canlıları incelediklerinde bir değil, iki
değil, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca canlı türünün, birbirinden
çok farklı yaratılış delilleri ile karşılaşmışlardır. Ve bu yüzden de
içgüdü iddialarının anlamsızlığını defalarca itiraf etmek zorunda
kalmışlardır.
Genetikçi Gordon Taylor'ın aşağıdaki sözü evrimcilerin içinde
bulundukları bu çıkmazı açıkça ortaya koymaktadır:
İçgüdüsel bir davranış ilk olarak nasıl
ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye
sorsak, bu soruya hiçbir cevap alamayız.
Charles Darwin'in oğlu Francis Darwin, The Life and Letters of
Charles Darwin isimli kitapta babasının bu konuda yaşadığı zorlukları
şöyle anlatmıştır:
Çalışmanın (Türlerin Kökeni'nin) 3. Bölümü'nde birinci kısım
tamamlanıyor ve hayvanların alışkanlıkları ile içgüdülerindeki
varyasyonlardan söz ediyor... Bu konunun yazının başlangıç kısmına dahil
edilmesinin sebebi, içgüdülerin Doğal Seleksiyon'la gerçekleştiği
fikrini imkansız olarak değerlendiren okuyucuların aceleyle
reddetmemesini sağlamak. Türlerin Kökeni'nde yer alan "İçgüdüler Bölümü"
özellikle teorinin en ciddi ve en açık zorluklarını içeren konu".
Evrim teorisinin içgüdüler karşısında içine düştüğü durum Charles
Darwin tarafından çeşitli şekillerde itiraf edilmiştir. Örneğin Darwin
hayvanlardaki içgüdülerin teorisini yıktığını Türlerin Kökeni adlı
kitabında şöyle ifade etmektedir.
İçgüdülerin çoğu öylesine şaşırtıcıdır ki,
onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte
görülecektir.
Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde içgüdülerin gelişemeyeceği
hakkında şöyle söylemektedir:
Şu tahmin üzerimde ağır basıyor.
İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir değişime uğramıyorlar. Kitabımda da
belirttiğim gibi, içgüdü veya yapının ilk olarak bilinçsiz aşamalarla
değişmesini anlayabilmek oldukça zordur.
Teorinin kurucusu olan Darwin canlılarda görülen karmaşık ve faydalı
davranışların doğal seleksiyon yoluyla kazanılmış olmasının imkansız
olduğunu da çok defalar itiraf etmişti. Ancak saçma olmasına rağmen bu
iddiayı neden sürdürdüğünü de şöyle açıklamıştı:
Sonunda, yavru guguğun üvey kardeşlerini yuvadan atması, karıncaların
köleleştirmesi… gibi içgüdüleri, özellikle bağışlanmış ya da yaratılmış
içgüdüler olarak değil de, bütün organik yaratıkların ilerlemesine yol
açan genel bir yasanın, yani çoğalmanın, değişmenin, en güçlülerin
yaşamasının ve en zayıfların ölmesinin küçük belirtileri olarak görmek,
mantıklı bir sonuç çıkarma olmayabilir, ama benim hayalgücüm için çok
daha doyurucudur.
Evrim teorisinin savunucuları, üstün bir Yaratıcı'nın varlığını kabul
etmemek uğruna her türlü yola başvurabilmektedirler. Nitekim teorinin
kurucusu Charles Darwin, yukarıdaki sözlerinde, içgüdülerin yaratılmış
olduğunu kabul etmemenin mantıksız olabileceğini, ama yine de
hayalgücüne dayanarak inkarda diretmenin kendisi için daha "doyurucu"
olduğunu ifade etmiştir. Buradan çıkan sonuç, yukarıda verdiğimiz ayette
geçen, "vicdanen kabul ettiği halde inkar etme" saplantısının açık bir
örneğidir.
Charles Darwin'in örnek olarak verdiği guguk kuşlarının ve köleci
karıncaların ortak özellikleri; amaçları doğrultusunda bir taktik
belirlemek ve bu taktiğe uygun planlar yaparak, bunları eksiksiz
uygulamaktır. Başka bir canlıyı kandırmak için taktik belirlemek, karşı
tarafın zayıf noktalarını tespit ederek içten çökertecek planlar yapmak
gibi özellikler ancak akıl, planlama ve muhakeme yeteneği sonucunda
gerçekleşecek özelliklerdir. Oysa ne karıncalar ne de guguk kuşları akla
ve muhakeme yeteneğine sahip değildirler. Bu konularda bir eğitimden
geçmemişlerdir. Uyguladıkları taktikleri başkalarından da
öğrenmemişlerdir. Bu konuyla ilgili bir bilgi birikimine de sahip
değildirler. Hiçbir şekilde düşünme yeteneği olmayan bu canlılar sahip
oldukları özelliklerle birlikte yaratılmışlardır.
|
Balarılarının bilinçli davranışları Darwin’i açmaza sürükleyen
konulardan biridir. Ama yalnızca balarıları değil birçok canlının
bilinçli davranışları, evrim teorisi tarafından açıklanamaz. Örneğin
dişi guguk kuşları yumurtalarını farklı türde bir kuşun yuvasına
bırakarak büyütürler. Ve bu şekilde yumurtaların bakımını başka
kuşların üstlenmesini sağlamış olurlar. Yuvadaki diğer yumurtalardan
önce dışarı çıkan yavru guguk kuşu –yuvaya sonradan dahil olmasına
rağmen –ilk iş olarak yuvadaki diğer yumurtaları aşağıya atar. Bunu
yaparken de yuvanın asıl sahibi olan kuşun yuvada bulunmadığı zamanı
seçer. Yavru guguk bu şekilde kendisini garanti altına almış olur.
İşte Darwin’i zorda bırakan olaylardan biri, yavru gugukların doğar
doğmaz yaptıkları bu bilinçli harekettir.
Aynı şekilde bazı karıncaların başka karınca türlerinin
larvalarını kaçırarak köleleştirmesi de Darwin’i çıkmaza sürükleyen
hayvan davranışlarındandır. Köleci karınca olarak adlandırılan bu
karıncaların en önemli özellikleri savaştıkları koloninin
larvalarını çalarak, daha sonra bu larvaları kendi işlerinde
kullandıları köleler haline getirmeleridir. Köleci karıncalar bunu
yaparken karşı koloninin salgıladığı alarm kokusunu taklit ederek
savaştıkları koloni üyelerinin paniğe kapılmasını sağlarlar. Bu
sayede saldırıya uğrayan koloninin üyeleri kaçarken, köleci
karıncalar da köle olarak kullanacakları larvaları ve besin
depolarını ganimet olarak alırlar.
Yukarıdaki resimlerde dişi guguk kuşu (ilk resim), yavru guguk
diğer yumurtayı yuvadan atarken (ikinci resim) ve yumurtanın
bırakıldığı yuvanın asıl sahibi kendisinden büyük yavruyu beslerken
(üçüncü resim) görülüyor.
En sondaki resimde köleci karıncalar görülüyor. Hayvanlardaki
şuurlu davranışlar, canlıların tesadüfen ortaya çıktığı düşüncesini
savunmaya çalışan evrim savunucularını zor durumda bırakmaktadır.
Öyle ki bu konuda yaptıkları açıklamalar, evrimin geçersizliğini
ortaya koyan birer itiraf niteliği taşımaktadır.
|
"İçgüdü" İddiasına Balarılarından Bir
Darbe
Evrimciler ne kadar görmezlikten gelseler de doğadaki canlıların
davranışları, onların iddialarını yalanlamaktadır. Balarıları da
yaşadıkları sosyal düzenle, sahip oldukları bilinçli davranışlarla
evrimci iddialara darbe vuran canlılardandır.
Arı kovanlarında asla evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir "yaşam
savaşı"na rastlanmamaktadır. Tam tersine arılar arasında son derece
fedakar ve işbirliği içinde davranışlar vardır. Kovandaki genel düzen
dikkate alınarak yapılacak bir karşılaştırma arıların akıllı, fedakar ve
disiplinli davranışlarının bu canlıların kendilerinden
kaynaklanmadığını, tesadüfen de oluşamayacağını anlamak için yeterli
olacaktır.
Sayı olarak bir kovandaki arıların sayısı kadar insanın birarada,
aynı mekanda yaşadığı ve bu kişilerin her türlü ihtiyaçlarını
kendilerinin karşıladıkları düşünülecek olursa, arıların yaptıkları işin
ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bir arı kovanındaki en
alt limiti dikkate alarak, 20.000 kişinin birarada kapalı bir alanda
yaşadığını varsayalım. Temizlik, beslenme, güvenlik ve bunlara benzer
daha pek çok konuda çok fazla problem çıkacaktır. Tam anlamıyla bir
düzen ancak kuvvetli bir organizasyonla yapılan işbölümünden sonra
sağlanacaktır.
Kısacası arıların kurduğu düzeni insanların kurması oldukça zahmet
gerektiren bir işlemdir. Oysa bir arı, hücresinden ilk çıktığı andan
itibaren bu düzeni nasıl sürdüreceğini, düzendeki görevini, nerede, ne
zaman, nasıl davranması gerektiğini bilir. Üstelik bu canlıları
yönlendiren, onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren başka arılar
yoktur. Bu canlılar hiçbir eğitim de almazlar ama son derece disiplinli
bir şekilde görevlerini yerine getirirler.
KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ
ARILAR
Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük
etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında
yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik,
beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi
arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden
çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların
görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler
şöyle maddelendirilebilir:
1. Kovanın temizliği
2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı
3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi
4. Bal yapılması
5. Peteklerin inşası ve onarım işleri
6. Kovanın havalandırılması
7. Kovanın güvenliği
8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin
toplanması ve depolanması
On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen, her bireyin üzerine
düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi ile sağlanmaktadır. Peki
kovanda nasıl bir düzen vardır? Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve
neye göre belirlenmektedir?
Bu soruların cevaplarını araştıran Alman böcek bilimci Gustav Rosch
yaptığı bir dizi deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları
görevlerin yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre işçi
arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden tamamen farklı görevler
alırlar.Bu dönemler;
- Birinci dönem: 1. ve 2. gün
- İkinci dönem: 3-9. günler
- Üçüncü dönem: 10-16. günler
- Dördüncü dönem: 17-20. günler
- Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.
Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde sadece yaş etken
değildir. Her arının belli sorumlulukları olmasına rağmen acil
durumlarda arılar hemen görevlerinde değişiklik yapabilirler. Bu, arı
kovanı gibi kalabalık bir topluluk için son derece önemli bir
avantajdır. Eğer arılar arasındaki görev dağılımı katı kurallara bağlı
olsaydı, beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında koloni zor durumda
kalabilirdi. Örneğin kovana büyük bir saldırı olduğunda sadece gardiyan
arılar savaşa katılsalardı, diğerleri kendi işlerine devam etselerdi
elbette ki bu kovan açısından tehlikeli olurdu. Oysa böyle bir durumda
koloninin büyük bir bölümü savunmaya katılır ve öncelikle kovan güvenli
hale getirilir.
Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık konusunda görev yapan
bir kişinin, birdenbire mimarlık ya da mühendislik yapar hale
gelmesinden farklı değildir. Burada bir karşılaştırma yapalım ve
öncelikle insanlar için düşünelim. Değişik konularda görev alabilen
kişiler zeki olarak nitelendirilirler. Bir insan için normal olan bu
özellikler bir böcek için söz konusu olduğunda elbette durum
değişmektedir. Çünkü insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da
belli bir tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim
kazanabilirler. Ama burada söz konusu olan arılardır. Arıların
yetenekleri ve bilgi birikimleridir. Bunun olağanüstü bir durum olduğu
açıktır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Arılardaki bilgi birikimi
ve yeteneklerin açıklaması nedir? Onlara kim tarafından verilmiştir?
Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi savunucularına göre
ya tesadüflerdir ya da "tabiat ana"nın onlara bir hediyesidir.
Evrimciler doğa ya da tabiat ana olarak nitelendirdikleri gücün arıları
usta birer mimar, usta birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline
getirdiğini iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin,
ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu "doğa " kavramı
tesadüfleri kullanarak bir arı meydana getiremez. Bir arının kanadını,
arılardaki peteklerin hepsini aynı ölçülerde altıgenlerden yapabilecek
bir yeteneği, arıların üreme sistemini kısacası arının tek bir vücut
parçasını bile yaratamaz.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ
SAYFADA

 |
Çok sayıda arının yaşadığı bir
kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar sorumludur.
Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine düşen
sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri ile sağlanır. On
binlerce arıya nasıl davranacaklarını ilham eden,nedir?
|
|
|