
BAL ARI'LARININ İLGİNÇ YAŞAMLARI
İç savaşlar,
toplu katliamlar, gözünü kırpmadan adam öldüren insanlar, sokaklarda
yatan çocuklar, evi barkı olmadığı için soğuktan donan insanlar, çocuk
yaşta cinayet işleyenler, aile içinde yaşanan problemler, gençlik
çeteleri, yolsuzluklar, …
Günlük yaşamın bir parçası haline gelen bu gibi toplumsal sorunlar
düşünüldüğünde hepsinin temelinde ortak bir eksikliğin olduğu
görülecektir. Bütün bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan
adaletsizlik, dolandırıcılık, sahtekarlık, merhametsizlik gibi kötü
ahlak özelliklerinin temelinde yatan da yine bu eksikliktir.
Bu önemli eksiklik insanların düşünmemeleri ve dolayısıyla gerçekleri
görememeleridir. Bu gibi kişiler için ön planda olan kendi çıkarları,
kendi yaşamlarıdır. Çevrelerinde yaşananlar onları ilgilendirmez. Ara
sıra düşündükleri sınırlı konular da yine kendileri ile ilgilidir. Bu
nedenle kendi doğru ve yanlışlarının sınırları içinde bir yaşam
sürerler. Günlük yaşamın akışı içinde yaptıklarını yeterli gören bu
kişiler dünyada bulunuş amaçları gibi hayati önemdeki konuları
akıllarına bile getirmezler.
Çevrelerindeki canlıların özelliklerini,
nasıl olup da böyle kusursuz bir çeşitliliğin ortaya çıktığını, kendi
vücutlarını, gökyüzündeki dengeleri kısacası hiçbir şeyi düşünmezler.
kovandaki arılarla ilgili benzer işlerin tümü işçi arılar tarafından
yapılmaktadır. Bir arı kovanında işçi arılar, kraliçe arı ve erkek
arılar bulunur. Kovandaki hemen hemen her türlü işle görevli olan işçi
arılardır. Bununla birlikte kraliçe arının, kovanın devamlılığını
sağlamak gibi son derece önemli bir görevi vadır. Erkek arılarınsa kovan
içindeki tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kısa yaşam süreleri
içinde bu görevlerini yerine getirirler ve hemen arkasından ölürler.
Arıların özelliklerinin detaylı olarak
inceleneceği ayrıca arıların aralarında nasıl anlaştıkları,
kovandaki on binlerce arının nasıl olup da problemsiz bir şekilde
yaşadıkları, yönlerini nasıl buldukları, nasıl bal ürettikleri gibi daha
birçok konu anlatılacaktır.
Arı kovanındaki hayat
Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar,
hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine
sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki
iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde
bırakan canlılardır.
Bu kitabın konusu olan balarıları ise diğer arılardan farklı
özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri
kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir
kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş
olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar
dişidir.
Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu
kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise
yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında
diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka,
koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli
maddeler de salgılar.
Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de
kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları
kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü
üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek
tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların
bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç
aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de
kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların
yavrulara gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili davranışlar
detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha iyi anlaşılacaktır.
Arıların yuvalarına gösterilen özen
Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine göre daha fazla
özen gerektirir. Özellikle yumurta, larva, pupa gibi değişik evrelerden
geçerek erişkin hale gelen canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım
uygulanır.
Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler. Arı yavruları,
sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak erişkin hale gelirler.
Kraliçe arının yumurtaları bırakması ile başlayan bu dönem boyunca arı
yavrularına son derece özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.
Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu işçi arılara aittir.
İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması için peteklerin içinde
özel olarak belirlenmiş bir bölgede kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu
hücrelere yumurtlamak için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve
uygunluğunu kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak
ilerler.
Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından,
yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin
edilmesine, hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından, özel hücre
kontrollerine kadar pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar,
detaylı metodlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar
İşçi Arıların Larvalara Uyguladıkları
Titiz Kontrol
Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle hücrelere yerleştirdiği arı
yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde gelişirler. Bu sürenin sonunda
hücrelerden beyaz kurt şeklindeki arı larvaları çıkar. Yumurtadan çıkan
bu canlıların gözleri, kanatları ve bacakları yoktur. Dış görünüş olarak
balarısına hiç benzemezler.
İşçi arılar bu yeni doğmuş larvaları son
derece dikkatli ve özenli bir şekilde beslerler. Öyle ki tek bir
larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar
tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir.Larvalar yumurtadan
çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler. Larva
dönemi arıların sürekli beslendikleri ve beden olarak en çok
geliştikleri dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme
sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına kadar
ulaşırlar
 |
Kraliçe arının yumurtaları bırakmasından 3 gün kadar sonra
kurt şeklindeki arı larvaları ortaya çıkar. Arı larvaları, 6
gün içinde ilk ağırlıklarının 1500 katına ulaşır ve
neredeyse bulundukları hücrelere sığmaz olurlar (solda). Bu
noktadan sonra büyüme durur ve pupa aşaması başlar.(sağda)
|
|
|
Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar da dadı işçi
arı vardır. Sürekli hareket halinde olan bu dadı arılar yumurtaları ve
larvaları kolaylıkla kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı
larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre
değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların
hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi
detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.
Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe arı tarafından
farklı dönemlerde bırakılan ve farklı büyüklüklere sahip olan pek çok
yumurta vardır. Ve yavru arılar özellikle larva döneminde kaç günlük
olduklarına göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen
dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.
Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden
larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Larva
yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını
mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar. Bu
sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde
etrafına koza örerek kendini buraya adeta hapseder.
Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir geçiş yaparlar. Pupa
döneminin detaylarına geçmeden önce dikkatle incelenmesi gereken
nokta, koza örülen maddenin yapısıdır.
Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek bezleri
sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği; hava ile temasa
geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir. Diğer bir özelliği ise
içerdiği "fibroin" isimli protein sebebiyle kuvvetli bir bakteri
öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde
araştırma yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde
larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.
Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal maddelerin
belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.
1-Elastik bir protein olan "Fibroin" % 53.67. (Bu bileşik, glikol
(% 66.5), lösin (% 1.5), arjinin (% 1), tirozin (% 10)'den meydana
gelir.)
2-Jelatin yapısında yine bir protein olan "Serizin" % 20.36. (Bu madde
serin (% 29), alanin (% 46) ve lösin (% 25)'den meydana gelmiştir.)
3-Diğer proteinler % 24.43
4-Mum % 1.39
5-Yağ ve reçine % 0.10
6-Renk maddesi % 0.05 6
Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin
formülü her arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün arı
larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında yukarıdaki formüle
sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca arı larvaları bu karmaşık yapılı
maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde
üretmeye başlarlar. Bunlar göz önünde bulundurularak düşünülecek
olursa akla pek çok soru gelecektir. Örneğin larvaların vücudundaki bu
kimyasal madde nasıl ortaya çıkmıştır? Gözü, kanadı, beyni, olmayan,
bir et parçasından farksız, henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl
şartlarda bir yaşam süreceğini bilmeyen bir larva kendi başına karar
verip, böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin kimyasal maddenin
koruyucu formülünü larvanın kendisi mi bulmuştur? Üretimini larva
kendi kendine mi başarmıştır? Bu kimyasal maddeyi larvanın vücuduna
kim yerleştirmiştir?
|
|
Solda, bakımı başka canlılar
tarafından sağlanan arı larvalarının anatomik yapıları
görülmektedir. Bir et parçası şeklindeki böyle bir canlının
kendi kendine karar vermesi ve gelişmesi için gerekli
kimyasal maddeleri üretmesi kuşkusuz imkansızdır.
|
Yavru arıların gelişim
aşamaları
|
|
Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını; hareket bile
etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan, göremeyen,
duyamayan, sadece çok basit yaşamsal fonksiyonlara sahip olan larvanın
kendisi sağlamış olamaz. Böyle bir şeyin iddia edilmesi elbette ki
bilimsellikten ve akılcılıktan uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia
arı larvasının kimyasal madde oluşturabilecek bilgilere sahip olduğu,
matematiksel hesaplar yapabildiği gibi çıkarımların kabul edilmesi
demektir. Bu ise bilimsel olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.
Yalnız burada vurgulanması gereken son derece önemli bir nokta
vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir canlı olsa da değişen bir şey
yoktur. Çünkü hiçbir canlının kendi vücudunda var olmayan bir sistemi
kendi kendine oluşturması söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki
akıl sahibi yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın çok basit
formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini sağlayacak sistemleri
kendi vücudunda oluşturması mümkün değildir. Bu durumda akıl ve bilinç
sahibi insanların yapamayacağı bir şeyi bir böceğin yapabileceğini
iddia etmek de kesinlikle akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.
"Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl meydana gelmiştir?"
sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle ipeği oluşturan maddeleri
tekrar hatırlayalım. Bunlardan biri olan fibroin; glikol, lösin,
arjinin ve tirozin maddelerinin belirli oranlarda birleşmesiyle
meydana gelen bir maddedir. İpeği oluşturan maddelerden başka biri
olan serizin ise serin, alanin ve lösin'in çok hassas yüzdelerde
biraraya gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının koza örerken
kullandıkları ipeğin yapısındaki maddeler sadece bu kadar değildir.
Bundan başka mum, yağ ve reçine gibi maddeler de ipeğin yapısında
bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda maddenin belirli
oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir. Bir deney yapalım ve ipeği
oluşturan maddelerden en basit yapılı olanını ele alarak bu maddenin
kendi kendine oluşmasını bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim, ne
gibi işlemler yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir. Ve
günlerce, aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl boyunca beklense de,
değil bu maddelerden tek bir tanesi, bu maddeleri oluşturan atomlardan
tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamayacaktır. Bu durumda koza örmede
kullanılan ipeği oluşturan maddelerin her birinin tesadüfen ortaya
çıktığını ve daha sonra yine tesadüfen biraraya gelerek ipek
oluşturduklarını iddia etmekse tamamen akıl ve mantık ölçülerinden
uzaklaşmak olacaktır.
İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan
çıkıp, uçabilir hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan
sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için bütün
mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması gereklidir.
Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine yani, ölümüne neden
olacaktır. Bu da arı neslinin zaman içinde yok olması demektir. Bu
durumda varılan sonuç, arıların evrimcilerin iddia ettikleri gibi
zaman içinde kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm
sistemleriyle birlikte var olduklarıdır.
ARI'LARIN HAYATI - DEVAMI SONRAKİ SAYFADA

|